| Leydihan |
25 Şubat 2024 20:01 |
Yanıt: Ruhsal Tebliğler (Altın Çağ Bilgileri)
İNANÇLAR
Soru- Bir celsede kurtuluşun spiritüel bir reformla mümkün olabileceğini söylemiştiniz.
Ashtar- Evet misyonumuzun amaçlarından biri de budur sizi huzura kavuşturacak olan da budur. Bir atom savaşı felaketine uğramanıza izin verilmeyecektir. Üstün bir ırk tarafından gözetim altında tutulmaktasınız bunu böyle bilin ve hiç endişelenmeyin.
Soru- Sovyetler Birliği ufo fenomenine karşı hep ilgisiz kalmıştı. Şimdi bu fenomeni çözmek için araştırmalara mı girişti ne dersiniz?
Ashtar- Dünyasal bakış açısıyla Sovyetler Birliği komünizmi temsil eder yani sadece dünyasal yaşama ve maddi bilimce kanıtlanmış olana inanır bilimin reddettiği derhal parti tarafından da mahkum edilir. Şu halde Sovyetler için ne bir gizem ne de bir din vardır onun tek dini sosyolojidir. Bu ideoloji ne Kitabı Mukaddes’in bilgilerini ne de Sina Dağında verdiğimiz türden ilahi yasaları tanır. Parti kendini dünya beşeriyetinin en büyük düşünürlerinin zirvesi olarak görür Kitabı Mukaddesle zıtlaşan mutlak bir mantıkları vardır. Cehaletten doğan ne ilkel bir mantıktır bu!
Sovyet yöneticileri için gizem yoktur Tanrı yoktur ölümsüz olan ruh yoktur öte alem yoktur ölümden sonra vicdani hesaplaşma yoktur sorumluluk yoktur reenkarnasyon yoktur Hıristiyanlık yoktur kısaca dünya dinlerinden hiç birinin hiçbir bakış açısı yoktur yalnızca bilim üzerine kurulu beşeri bilgi vardır. Bu yüzden Sovyet biliminin duyular dışı idrake pencere açma hakkı da yoktur çünkü bu komünizmin çöküşüne yol açar onlar bunu çok iyi biliyorlar (bu mesaj 1956 yılında alınmıştır). Onlara göre biz tüm dünyadaki askeri güçlerden daha büyük bir tehlike arzediyoruz. İşte bu yüzden Sovyetler her türlü gizemi inkar etmek zorundadır çünkü gizem Marksist fikirlerin geleneksel düşmanıdır. Karl Marks her tür ilahi bilgiyi reddediyordu izleyicileri de onu taklit ettiler çünkü ideolojiye karşı gelmek istemiyorlardı. Bir gizem çözülüp aydınlatıldığı zaman sır olmaktan çıkar. Öyle ki Ruslar ufo meselesini çözmeye bu işin sırrını aydınlatmaya çalışmıyorlar. Onlar ufoların ilahi iradenin tebliğleri ya da fiiliyle herhangi bir ilgisi olmadığını zannediyorlar işte yanıldıkları nokta budur.
Soru- Ufoların esrarıyla ilgilenen herkesin verdiğiniz bilgilerden yararlandığını sanıyoruz.
Ashtar- Biliminiz belli belirsiz de olsa bir başka evrenin varlığını sezmeye başlamıştır. Anti madde kanıtlanmıştır ama anti evrenin sizinkinden ya da bizimkinden farklı olmadığını anlamanız gerekir. Hayat formları ve maddenin varlığı bu noktada aynıdır farklı değildir. Herşey kavranılması mümkün olmayan o yüce planlayıcının iradesine göre yaratılmıştır. Tanrı en kapsamlı şuurdur ezeli ve ebedi olan sonsuz uzayın en yüce kudretidir.
İnsanı bizzat Tanrının gözetlediğine ona bizzat Tanrının rehberlik yaptığına ölümden sonra onun huzuruna çıkacağına inanmakla teoloji büyük bir hata işlemektedir. Tanrı Ruhsal Hiyerarşi aleminde mutlak bir yetkiye sahip nice kurumlar nice varlıklar yaratmıştır. Bu büyük varlıklardan biri de bir zamanlar kendine güç verip destek olduğumuz İsa’dır bunu hala yapmaktayız. (Sayfa: 64-73)
GELECEĞİN ELÇİLERİ
Dünyanın şu andaki durumu son yıllardaki yanlış atılımlardan ileri gelmiştir denemez bu durum en azından 10 bin yıldan beri sürmektedir. Ama bu süre içinde yaşam biçiminizde yine de belirli bir değişim meydana gelebilmiştir. Teknik alandaki atılımlarınız gerçi dünyanın çehresini kökten değiştirmiştir ama bu atılımın anlamı hiç de dürüst bir şekilde saptanıp ortaya konmuş değildir. Bir arınma yeri olan bu gezegen üzerine düşen görevi yerine getirmemiştir. Dünya insanlığı adeta yeminliymişçesine arınmaya ayak diremiştir. Beşeriyetin böylesine alıklaşmış ve insanlığını böylesine yitirmiş olması bizi dehşete düşürüyor!
Aydınlarınızın fikirleri korkunçtur din adamlarınızınkiler ise çocukçadır. Bu bönlük konusunda sizi uyarırım çünkü bu durum spiritüel gelişiminizi tümüyle frenlemektedir. İnsan ruhunu bekleyen tehlikeleri bilemezsiniz çünkü ahiret diye adlandırdığınız mekanları boş inanca dayalı fanteziler sanıyorsunuz!
Uzay gemisi üretimini büyük oranda artırmış bulunuyoruz şu anda bile gezegeninizi kontrol altına alacak durumdayız. Sahip olduğumuz güçler bizi bir düşman gibi görmenize yol açıyor toplumlarınızın liderleri de öyle düşünüyorlar. Başka gezegenlere gittiğimiz de oldu ama hiçbir yerde düşmanca karşılanmadık bu tutum dünyanıza özgü bir şey. Uzay gemilerimiz o kadar çok ki istesek elektrik şebekelerinizi bir anda çökertebiliriz. Bu kadarı bile hayatınıza ve savunmanıza büyük bir darbe indirmeye yeter. Barıştan söz edip duruyorsunuz ama iş onu gerçekleştirmeye gelince oralı bile olmuyorsunuz. Mevcut durumunuzla barışı kurmanız olanaksızdır çünkü maneviyata ve dine dayalı olmayan bir barış doğaya ters düşen bir barıştır.
İmkansız sözcüğü dünyalılara has bir şeydir oysa Tanrı için imkansız hiçbir şey yoktur. Her dünyalı kendine şu soruyu sormaktadır: Tanrı var mı? Bu soruya profesörleriniz bile doyurucu bir cevap veremez bir kanaat ileri sürmekten öte bir şey yapamaz. Bu soruya cevap verebilmesi için insanın dünya bedenini terk etmesi gerekir. Ama bu sefer de aynı bedenle tekrar dünyaya gelemeyeceği için Tanrının varlığı çözümsüz kalmaya devam eder. Bizde durum biraz farklıdır çünkü kendimizi değişmezliğin kollarına terk etmeyiz sadece fizik gelişimle değil spiritüel gelişimle de ilgileniriz. Sırlara vakıf oluşumuzun hikmeti işte burada yatmaktadır. Dünyanızda din ve evrensel ruh konusunda yalan yanlış kavramlar geliştiriyorsunuz. Kiliseleriniz ve dini kurumlarınız nazarımızda bir tradisyondan bir tiyatrodan ve yalan yanlış bir yorum koleksiyonundan başka bir şey değildir! Dinlerinizin yer yer pozitif hakikat parçacıkları içerdiğini inkar edemem ama buna rağmen hem insanların anlayışını bulandırmış hem de tutumlarını etkilemişlerdir. (Sayfa: 77-83)
EŞİTLİK ÖĞRETİSİ HAKKINDA
Komünizm akıl almaz gelişmeler kaydetmiş uluslar arasında yüksek bir gerilimin filizlenmesine yol açarak yeni bir çağı başlatmıştır. Bu dünya görüşünü tahlil etmemiz gerek.
Özünden saptırılmış Hıristiyan kiliseleri dünya insanlığının alt tabakalarının evrimini frenlemiştir. Vasat insanlar ve yoksul halk tabakaları üzerine zenginler kadar aydınlar da çullanmış insanları baskı altına almışlardır bu tutum özellikle Rusya’da sergilenmiştir. Büyük düşünürler Kutsal Kitabın her türlü mantığa ters düştüğünü söylerken rahipler aksini iddia etmişlerdir. Bu rahipler insanların muhtemel yanlışlar üzerinde kafa yormasını yasaklayan zihniyetin temsilcileriydiler. Kutsal Kitaba göre bir tabu mevcuttu hala da öyledir. Tabuya ilişen doğru yoldan çıkmış sayılır ebedi cehennem azabına layık görülürdü hala da görülmektedir. Marks ve Engels gibi büyük sosyologlar ebedi cehennem kavramına inanmama cesaretini göstermişlerdi. O amansız baskı karşısında böyle davranabilmek büyük cesaret isteyen bir işti doğrusu!
Spinoza’nın felsefesini incelemiş olan Marks düşünceleri ve sarsılmaz muhakemesiyle büyük bir dahi idi. Böyle insanlara büyük saygı duyarız ama diğerleri gibi o da trajik bir şekilde yanılmış ve tüm insanlığın zararına yol açacak sonuçlar yaratmıştır. Dünya insanlığına eşsiz bir sevgi beslemiş bu sosyologlara karşı nankörlük etmemek gerekir. Gerçi niyetleri pek halisti ama çabaları yanılgıdan ibaretti. Bu büyük düşünürlerin bizimle hiçbir teması olmamıştı.
Marks’a göre Tanrı intikama susamış bir varlık olamazdı sevgi tanrısı olmadığına göre tahtı boştu. Ona göre insanların ibadet ve itaatleri yalan yanlış tanımlanmış bir objeye yönelikti. Yerine başka bir şey koymadan sahip olduğu bir şeyi insanın elinden çekip almak zor bir iştir hele o şey Tanrı olursa! Akıl dışı bir Tanrının şüphesiz ispatlanmaya ihtiyacı olamaz akıl dışılığı bile bunun için yeterli kanıttır. Ama kilise bu akıl dışılığa dört elle sarılmış durumdadır. Bizi kızdıran şey politik dalaşlarınızda Tanrıyı bahane olarak kullanmanızdır. Tevratta şöyle deniyor: “Tanrı insanlara Sina Dağından hitap ediyordu” Tanrı yani Evrensel Ruh çehresini hiçbir zaman göstermemiştir Tevratta ifade edildiği kadar gülünç bir tarzda tecelli etmemiştir. Sina Dağında Tanrıyı gördüğünü sanan kişi feci bir yanılgıya düşmüştür. Geçmişte atalarımız Tanrı elçisi olarak görev yapmışlardır Tanrı olarak değil bu görevi bugün bizler yapmaktayız.
Tanrının mesajları ve geleceğin elçileri konusunda inkarcı materyalist ideoloji sahipleri ne biliyorlardı acaba? Onlar kendilerini tesadüfün yarattığını sanmaktaydılar! Politik gücün çok büyük bir önem taşıdığının farkındaydılar bu yüzden insanlığın Tanrı tarafından değil büyük düşünürlerden oluşmuş bir meclis tarafından yönetilebileceği kanısındaydılar. Oysa gerçek Tanrı (ki böyle bir Tanrı Kutsal Kitaplarınızda tasvir edilmiş değildir) insanlık alemini değil doğayı ve yıldızları yönlendirmektedir. O insanlar ve hayvanların yaşamını hedefleyen yasalar değil semavi yasalar vazetmiştir. Evrim yolunda herkes özgürdür ama dünyaları yöneten ve büyük düşünürlerden oluşan bir seçkinler topluluğu vardır. Bu topluluk sözümona bilim adamlarınızın kabul etmeye yanaşmadıkları ve hor görüyle andıkları spiritüel mekanlarda bulunmaktadır. Bu seçkinlerin direktiflerini dinlemek istemeyenler boşuna çırpınıp dururlar çünkü sorunları herkesi tatmin edecek şekilde çözemezler. Dünyada barışın insanlar tarafından kurulamamasının sebebi budur.
Sözlerimize kulak veriniz biz küçük azizler geleceğinizin teminatıyız sevgiyi ve geleceğinizi teminat altına almakla görevlendirilmiş melekleriz. Dünyanın politik manzarası tam anlamıyla kokuşmuş durumda çünkü temel kaya üzerine oturtulmuş değil hakikat kayası spiritüel hayattır. Eğer Marks varlığımızın ve faaliyetlerimizin farkında olsaydı eşsiz ve dahiyane bir esere hayat verecek malzemeye de sahip olacaktı. Tanrı kavramıyla doğa kavramı arasında bir ilişki vardır doğal olan aynı zamanda ilahidir de iki ifade arasında hiçbir fark yoktur. Komünistlerin tanrıtanımazlığı dine ait her tür düşünceyi reddetmekle büyük bir hata yapmıştır çünkü bu doğal olan herşeyi reddetmek anlamına gelir.
“Tanrı indinde tüm insanlar eşittir.” Bu Kutsal Kitabın ifadesidir ama tam anlamıyla doğru bir ifade değildir çünkü insanlar arasında büyük farklar vardır. İyi ve zeki insanlar olabildiği gibi kötü ve ahmak olanlar da vardır. İkisi aynı kefeye konulamaz insanlar arasında tam bir eşitlik asla söz konusu olamaz. İnsanlar eşittir diyen bir felsefe ya da bilim yalan söylüyor demektir. Komünizm bir sürü partizana işte bu yalan sayesinde sahip olmuştur. Toplumun alt tabakalarına eşitlik vaat ederek onlara zenginlerin sahip olduğu mülklerin bir kısmını vereceğini söylemiştir. Ne yazık ki eşitliğin ancak evrimle sağlanabileceğini söylememiştir. Toplumdaki farklılıkları dünyadaki hiçbir politik görüş silip atamaz. Evrim yasası tüm ırkları eşit bir şekilde sarıp sarmalamaktadır. Az gelişmiş bir toplumun gelişmiş toplumların sahip olduğu tüm nimetlerden yararlanması gerçekçi değildir. Yoksulların kıskançlığı tüm dünya için bir tehlike teşkil etmektedir.
Tehlikeli olduğu gerekçesiyle komünizmin tümüyle mahkum edildiğini de gözlemledim. Bu hiç doğru bir şey değil çünkü komünizmin pozitif yanları da var. Biz küçük azizleri pekala komünist diye nitelendirebilirsiniz ama sizin komünizminizle bizimki arasında büyük bir fark var çünkü bizim dünya kardeşliği kavramımız tanrıtanımazlık temeline oturtulmamıştır. Biz şunu çok iyi biliriz ki bir gezegen üzerindeki yaşam biçimi bireyin evrim derecesine uygun bir yaşam türüdür. İnsanın bireysel evrimi için bir sınır söz konusu olamaz olmayacaktır da.
ÖLÜM HAKKINDA
Biraz da ölüm konusuna temas etmek istiyorum çünkü ölüm dünya hayatınızın heder olup gitmesine yol açmaktadır. Kilise sorumluları görevlerini tamamen ihmal etmişlerdir. İnsan hayatından çok söz edilmekte ama bu hayatın sadece doğum ve ölümle sınırlanan tek bir bölümü ele alınmaktadır. Bu iki sınırın öncesi ve sonrası içine nüfuz edilemeyecek kadar koyu karanlık içindedir. Dünya insanı muhakemesini bu iki sınır içinde tuttuğundan tüm deneyimlerinin bu hayatıyla sınırlı olduğunu ölümünden sonra bunların hiçbir anlamı kalmayacağını anlayamamaktadır. İşte yanılgı bu noktadadır. Kim olursa olsun hangi gezegende yaşarsa yaşasın insanın spiritüel deneyim olarak biriktirdiği şeylerin hiçbirisi ölümle birlikte yok olup gitmez.
Dünya insanı anılarını ve deneyimlerini bir sonraki nesle iletebileceğini sanmaktadır. Kalıtım yasaları bu maksatla formüle edilmiştir çocuklara büyük önem verilişinin temelinde yatan sebep de budur. Kitaplar başarılı işler anıtlar dikerek ölümsüzleşme isteği ve tarihe geçmek isteyen canilerin fiilleri de bu sebepten kaynaklanmaktadır. Sonraki nesillerin hafızasında ölümsüzleşmek hiç de ölümsüzleşmek değildir bu düpedüz yanılgıdır. Öte alem konusunda bilgi sahibi olmalarına rağmen firavunlar da böyle düşünmüşler ama orada yaşamaya nasıl devam edileceğinibilememişlerdir. Dahası önemli gerçeklerin yerine yalan yanlış açıklamalar konulmaya kalkışılmıştır.
Ölümün yanlış bir şekilde yorumlanması ruhun bedenden yayılan bir ürün diye nitelendirilmesinden kaynaklanmakta ruhun etkileyici gücünü beynin ürettiği sanılmaktadır. Bu anlayışa göre ölen bir beyin etkileyici güç üretimini de durdurmaktadır. Zavallı bilim adamları! Televizyon cihazı arıza yaparsa veya tahrip olursa ortada verici istasyon diye bir şeyin kalmadığını nasıl iddia edebilirsiniz? Yayını yapan alıcı cihazınız değildir cihazınız yayını belli bir frekans üzerinden alan nesnedir sadece! Demek ki düşüncelerim kendini düşünce dalgamın frekansına ayarlayabilecek herkes tarafından pekala alınabilir. İnsan öldüğünde alıcı cihaz kırılıp gitmekte ama şuur ile anılara bir şey olmamaktadır. Şuur ruhun sahip olduğu tüm edinimlerle evrenin sinesinde daha önce nasıl var idiyse aynı şekilde varlığını sürdürmeye devam edecektir. Madde ne ruhu meydana getirebilir ne de ruhsal fonksiyonları ortaya çıkarmayı başarabilir çünkü ruh maddenin üstündedir onu kullanandır.
Aslında ölüm çok basit ve sade bir olaydır. Ruhun maddeyle bağlantısı kopmakta bedene bağlanmadan önceki haliyle kalmaktadır. Bunun anlamı şudur: İnsanın algıları duyguları ve her türlü şuur faaliyeti devam etmektedir. Ama bu kez iş maddesiz olarak ve özerk bir anlamda cereyan etmektedir. Spiritüel mekanlardaki hayat dünya hayatına kıyasla daha yüksek seviyelidir. Oralarda düşünce de algı da daha yoğunlaşmakta insanın tahayyül ettiği herşey anında gerçekleşmektedir. Gelişmiş bir ruh kuş gibi uçabilmekte balık gibi yüzebilmekte kurtçuk gibi toprağın içine girebilmektedir. Çok ağır hareket edebildiği gibi düşünce hızıyla da yer değiştirebilmektedir.
İnsanların çoğunluğu hayatın adaletsizliğine maruz kaldığına inanmakta kendileri mahrumiyet içindeyken diğerlerinin şan şöhret zenginlik ve sağlık içinde hayatın tadını çıkardığını düşünmektedir. Aslında adaletsizlik diye bir şey yoktur tek bir hayat yaşamadığına göre insan bu durumu telafi etme imkanına her zaman sahiptir. Zevkü sefa içinde geçen bir hayat genellikle o hayatı sürdüren kişinin çok gelişmiş olduğunu göstermez gelişmiş bir varlık zengin birini her halükarda geride bırakır.
Dünya insanlarının spiritüel manzarası diğer gezegenlerdeki varlıklarda tiksinti uyandırmaktadır. Sizler anlaşılması zor insanlarsınız bir şeyler öğretmek için elimizden geleni yapıyoruz ama sözlerimiz çölde vaaz veriyormuşçasına yoklara karışıp gidiyor. Şeytan dünyanızda dilediği gibi at koşturuyorsa bu yüzden koşturuyor!
NEGATİF BİR MİRAS
Atadan kalan servet çocuklar ve akrabalar arasında bölüşülmektedir. Ama bir de spiritüel miras vardır o mirasa tüm ulus konabileceği gibi tüm insanlık da konabilir. Atalarınızın spiritüel miras anlayışı pek korkunçtu. En önemli miras kanlı savaşlar ve korkunç mücadeleler sırasında edinilmiş tarihi deneyimlerdir. Hiç tanımadığı insanları acımasızca katleden savaşlara komuta etmiş şefler kahraman diye nitelendirilmiş ve ölümsüzleştirilmiştir. Bunlar gençliğe ve insanlık aleminin yeni şeflerine müstesna örnekler olarak tanıtılmıştır. Böyle bir miras evrenin neresinde var? Ben şahsen başka hiçbir yerde böyle bir mirasa tanık olmadım bu zihniyet sadece dünyanızda var!
Binlerce yıl önce işlediği soykırımla böbürlenen bir insanlıkla karşı karşıyayım! Ne güzel bir spiritüel miras! Bu kan dökücülükle bir ilginiz olmadığını söylemeye kalkmayın sakın çünkü insanlara karşı işlenmiş bu canavarca suçların failleri sizlersiniz! Dünyanın çehresini siz şekillendirdiniz. Savaşlardaki kahramanlıklarınızı nesiller boyunca yücelttiniz de yücelttiniz yerküreyi her biri insan kanına bulanmış nice hayatlar boyunca çiğneyip durdunuz. Dünyaya öyle bir yapışmışsınız ki şu andaki gelişim seviyenizin üzerine bir türlü çıkamıyor negatif mirası bir türlü reddedemiyorsunuz.
Bize göre normal bir insanın savaşı kabul etmesi olacak şey değildir. Savaşı kabul eden bir insan sağlıklı bir mantığa sahip olmayan insan hayatına hiç saygı duymayan ve skalanın cehalet basamağında tüneyen bir zavallıdır! Eğer Tanrı insanların sayısını azaltmak isteseydi savaşa depreme vebaya ihtiyaç duymazdı yeryüzünde bedenlenmelerine engel olması yeterdi. Siz Tanrınızı tanımıyorsunuz savaşmanızın sebebi budur. Savaş düşüncesini ululayan ve gelenek haline getiren bir mirası yüklenmiş durumdasınız. Geleceğinizi görmekteyiz halihazırdaki zihniyeti devam ettirdiğiniz takdirde geleceğiniz iyiden iyiye kararacaktır.
Siyasi liderleriniz ve din adamlarınız şöyle düşünüyorlar: Tanrı her şeyi affedebildiğine kendi oğlunu bile diğer insanlar cezadan kurtulsun diye feda edebildiğine göre korkulacak bir şey yok! Ne ahmakça bir düşünce bu? İnsanlarınızın düşünme yetisinin yozlaşmışlığını görebiliyor musunuz? Bir insanın hem de kutsal ve masum bir insanıngünahlarınızın kefaretini ödemek için çarmıhta can vermesi size mantıklı geliyor mu? Siz günahlar içinde yaşamaya devam edebilesiniz diye masum biri bedel mi ödeyecek? Böyle saçma bir görüşü paylaşmamız mümkün değildir.
İNADIN EGEMENLİĞİ
İnsanlığın bir türlü anlamak istemediği bir konu da tekrar doğuştur. Tüm evrende geçerli olmasına rağmen tekrar doğuş ciddiye alınmamaktadır. Dünyadaki insanların hemen hemen hepsi burada defalarca bedenlenmiş varlıklardır. Bu evrendeki daha yüksek düzeyli kürelerde yaşamayı hak etmedikleri için böyledir. Kiliselerin nasıl olup da tekrar doğuş öğretisini saf dışı ettiklerine görmezden geldiklerine bir türlü akıl erdiremiyorum. Bu yola sapmasalardı belki de insanlık yaşamın anlamını kavrayabilecekti. Ama dünyada inadın egemenliği hüküm sürmektedir. Nice kanlı savaşın nice insanın ıstırap çekmesinin sebebi hep bu inattır. Siz inadı gelenek haline getirmiş bir topluluksunuz!
Bilim adamlarınız sırf inat yüzünden spiritüel gerçeklerin karşısına dikilmekte politikacılarınız inat yüzünden pes etmemektedir. İnat yüzünden önyargılara sarılmakta nice evlilik bağı inat yüzünden kopmakta ve aileler dağılmaktadır. İsa inat yüzünden çarmıha gönderilmiş Berlin duvarı inat yüzünden inşa edilmiştir silahlanmayı dürtükleyen de inattır. Ama ne filozoflarınız ne bilim adamlarınız ne yargıçlarınız ne de politikacılarınız inat konusunda bir açıklama yapmıştır hatta inat konusunda düşünmek akıllarına bile gelmemiştir. Dünya insanı öte alemdeki mekanlarda bile inadını sürdürmekte yüce ışığa yönelmekte zorlandığı için yine dünya planına dönmeye mecbur kalmaktadır. Bana inanmayanlar çocuklara baksınlar. Onlar bile eski yaşamlarında edindikleri inadı bu yaşama taşımakta istedikleri yerine getirilmediği zaman dikleşmekte kendilerini yere atıp tepinmeye ve ağlamaya başlamaktadır.
Biz inatçı bir uygarlık değiliz. Sizi yeni bir inancı kabule zorlamayışımızın sebebi de budur. Biz aklınızı ve mantığınızı harekete geçirmeyi yeğliyoruz. Uykudan uyanmanız şart beyninizin kullanmadığınız o ikinci bölümünü de faaliyete geçirmeniz gerekir. Orada aksayan ve düşünme yeteneğinizi baskı altında tutan bir şeyler var. İnadı bırakınız!
GEÇMİŞİN PEYGAMBERLERİ
Geçmişin peygamberlerine bu kadar inanmanıza rağmen kilisenin yeni peygamberlere karşı aynı inancı beslememesi şaşılacak bir şey! Bilim ve teknik ilerlemiştir ama vasat bir insanın düşünme kapasitesi normalde ulaşması gereken seviyenin altındadır. Sonuç olarak peygamber de sizin gibi bir insandır ama başka planlara mensup zekalarla spiritüel ilişki kurabilme yeteneğine sahiptir. Fakat söz konusu zekalar her zaman üstün bilgilere sahip olmayabilirler hatta bazıları yaşayan insanlardan daha fazla şey bilmeyen ölmüş insanların ruhlarıdır. Bu geri seviyeli ruhlar kendilerini tanrı olarak tanıtabilirler. Nitekim şeytan koltuğunda Kutsal Kitap olduğu halde tezahür etmiştir!
Geçmişteki peygamberleriniz tecrübeye de bilimsel anlamdaki bilgiye de sahip olmayan cahil insanlardı. Öte aleme mensup varlıkların onlara X’i U diye yutturması işten bile değildi. Ne diğer yıldızlardaki hayatlardan ne de spiritüel alemlerden haberleri vardı. Tanrıyı bulutların üzerinde süzülen üstün bir insan olarak tasavvur ediyorlardı. Dünyanıza bir misyonla gelen atalarımız bu peygamberlere başka yıldızlardan geldiklerini bir türlü anlatamamışlardır. İçinde görkemli kıyafetlere bürünmüş atalarımızın bulunduğu uzay gemileriyle yüz yüze geldiklerinde büyük bir korkuya kapılmışlardı! Tanrı muamelesi görmek görevlerini kolaylaştırdığı için atalarımızın işine gelmişti tersini söyleseler bile bir yararı olmayacak tanrılık payesinden kurtulamayacaklardı.
Bu tür faaliyetlerin hepsi bizim tarafımızdan gerçekleştirilmiştir. İlya’nın göğe alınması Hezekiel’in vizyonları İsa’nın göğe çıkışı bu tür fenomenlerdir. Dinleriniz bu konudaki bilgisizlikleri yüzünden yalan yanlış inançların vücut bulmasına sebep olmuşlardır. Fatima olayı da bizim meydana getirdiğimiz olaylardan biriydi. Geçmişin peygamberleri bugün fabrikalarda çalınan sirenlerin sesini duymuş olsalardı son saatin gelip çattığını ve meleğin suru üflediğini sanırlardı! Nitekim uzay gemimiz dikkatlerini çekmek için siren çaldığında Sina Dağı sakinleri dehşete düşmüştü! Peygamber olarak ölümsüzleştirdiğiniz zavallı Yunus sadece denizlerin üzerinde dolaşan uzay gemisinin yolcularından biriydi!
Tanrı vardır ama hayal ettiğiniz şekilde değildir. Tanrı sizin ayağınıza gelmez ama elçilerini gönderir işte biz o elçileriz geleceğinizi şekillendirmekle görevli elçiler. Ama gelecek savaşan insanlar dinler ve uluslar olduğu sürece şekillendirilemez. Bilim bu alanda itibar kaybına uğradığını kabullenme cesaretini göstermelidir çünkü dünya üzerindeki hayattan tamamen bilim sorumludur. (Sayfa: 77-113)
ASHTAR SHERAN
Kutsal Kitap meleklerin tezahür edişlerini (aparisyon) dile getirmektedir. Melek spiritüel bir varlıktır ve spiritüel alemde yaşayan insanların tabi olduğu yasalara tabidir. Meleğin tezahür ediş tarzı öte alemde yaşayan bir ruh varlığının tezahür ediş tarzının aynıdır. Bazı Kutsal Kitap uzmanları tam anlamıyla materyalize olabilen yani ete kemiğe bürünebilecek kadar kendilerini değişime uğratabilen meleklerden söz etmektedir. Oysa uzmanlar bu konudayanılmaktadır melek her zaman melek olarak kalır fizik bir bedenle tezahür edemez. İnsan ruhuyla melek arasındaki fark da budur zaten. Melek durugörü yeteneğine sahip bir medyuma pekala görünebilir. Gerçi fizik bedene bürünemez ama yaşayan bir insanın ektoplazmasını kullanmak suretiyle kendini insan suretinde tezahür ettirebilir. Bu durumda melek kendine ektoplazmik maddeyi sağlayan medyuma bağlı kalmaktadır.
Ama spiritüel alemde yüce ruh varlıkları da vardır. Melek diye adlandırılabilecek niteliğe sahip büyük inisiyatörlerdir bunlar. Kanatlar kuşta olduğu gibi melek bedeninin ayrılmaz parçaları değildir sembolik şeylerdir istek üzerine astral maddeyi düşünce yoluyla şekillendirmek suretiyle oluşturulmaktadır. Melek kanatlı görünüme çok özel şartlarda bürünür özellikle de Tanrı elçisi olduğunu göstermek istediği zaman. Omuzladığı görev meleğin kendinden daha önemlidir bizim omuzladığımız görev de bizden önemlidir. Şunu bilmelisiniz ki Kutsal Kitabınızda bir melek tarafından meydana getirilmiş hiçbir tezahür olayı yer almamaktadır. Meryem Ana’nın müjdeci meleği bile şekle bürünmemiş mesajını ona telepati yoluyla yani gönül kulağına fısıldamak suretiyle iletmiştir.
Diğer melek tezahürlerinin hepsi bizim meydana getirdiğimiz fenomenlerdir. Az önce sözünü ettiğim astral madde gerçi sizinki kadar yoğun değildir ama onu kullanarak yine de materyalize olabiliriz. Materyalize olmak için bir medyumun ya da herhangi bir dünyalının ektoplazmasına ihtiyaç duymayız. Tevrattaki Sodom ve Gomore olayında Lut’u uyarmak için iki melek zuhur etmişti o uzun saçlı melekler küçük azizlerdi yani bizlerdik. İncilde İsa’nın mezarı başında beklediği belirtilen uzun saçlı beyaz giysili melekler de bizlerdik. İsa’nın göğe alınışını hayret dolu bakışlarla izleyen seyircilerin arasındaki beyaz giysili insanlar da bizlerden başkası değildi. İlya uzay gemilerimizden birine bindirilmiştir İsa da uzay gemisine alınmıştır. Kutsal Kitaptaki uçan daireler bulut diye tasvir edilmiştir orada ayrıca ufo diye adlandırdığınız küçük gemilerden de söz edilmiştir.
O zamanlar dünyalılarla ilgilenen atalarımız hedeflerine kısmen ulaşabilmişlerdir. Gerçi İsa onlardan himaye görmüştü ama o da hedefine ulaşamamıştı. Teknolojinizin kaydettiği gelişme bizi umutlandırıyor sizi spiritüel etki altına almaya çalışmamızın sebebi de bu umuttur. Ama karşımıza son derece güçlü bir düşman dikilmektedir. İktidar çılgınlığı! Bu çılgınlık bazen tüm insanlığı mahvedecek ölçülere varmaktadır ama biz böyle bir şeye asla izin vermeyeceğiz. Şimdi sorularınızı sorabilirsiniz.
Soru- Küçük azizler yani sizler dünyada cereyan eden tüm olaylardan haberdar mısınız?
Ashtar- Dünyanız dört bin yıldan fazla bir süredir ilahi denetim altındadır bu denetim küçük azizler kanalıyla yürütülmektedir. Gemilerimiz keşif ve istihbarat imkanlarıyla donatılmıştır. Araçlarımızda dünya liderlerinin tüm görüşlerini kayda alabilecek cihazlar var. Söylediklerim size inanılmaz gelebilir ama unutmayın ki sizden fersah fersah ilerdeyiz. Uzaktan kumandalı araçlarımızda insan bulunmaz takip edildiklerinde süratle uzaklaşırlar. Hızları sadece sizin değil bizim bile tahammül edemeyeceğimiz kadar yüksektir hiç yanılmaksızın ana gemiyi otomatik olarak bulabilirler.
Pilotlu araçların hızı daha düşüktür yine de etten ve kemikten yapılmış bir bedenin dayanamayacağı kadar yüksek hızlara ulaşabilirler. Bu hızda biz demateryalize olma yoluna gideriz böylece yolun tamamını ışık hızını da aşan bir hızla kat etmiş oluruz. Bunları kavramanız elbette çok zordur bilim adamlarınız ışık hızını aşan bir hızı hala kabul etmiyorlar. Deneylerimiz düşünce hızına bile ulaşabileceğimizi göstermiştir. Düşünce bir saniye içinde güneş sisteminizi bir uçtan öbür uca kat edebilir. Düşünce hızında demateryalize olduğumuzda şuur fonksiyonlarımızda bir kayıp olmaz.
Soru- Binlerce yıldır dünya insanından istediğiniz sonucu alamadığınızı söylediniz bundan sonrası için umutlu musunuz?
Ashtar- Evet yoksa bu konuyu çoktan rafa kaldırırdık. Geçmişte evrende başka alemlerin de var olduğunu kafanıza çok zor sokabilmiştik. Ama kilise bu bilginin karşısına işkence tehditlerini dikti. Bugün dünya insanlığı varlığımızı kavrayacak bir noktaya gelmiştir. Bilim adamlarınız başka gezegenlerde de hayat olabileceği düşüncesini artık reddetmiyorlar. Evrende birçok insanlık alemleri vardır ama birçoğu sizden çok uzaktadır. Bizimle irtibat kurmuş pek çok medyum tımarhanelere kapatılmış birçoğu da aynı akıbete uğramamak için susmayı tercih etmiştir. Ama parapsikoloji her geçen gün biraz daha fazla saygınlık kazanmaktadır.
Soru- Anlattıklarınızdan dünyada durumun hiç de iç açıcı olmadığını anlıyoruz bunun sebebi nedir?
Ashtar- Aranızda kendini dindar sanan ama bağnaz ahmaklardan başka bir şey olmayan nice insan var. Ahmak sözcüğünü özellikle kullanıyorum çünkü bağnazlık insanı daima taraf tutmaya sevk eder. Dünyanızda bir sürü mezhep var bunların hepsi bağnazdır. Bağnazlık insanı spiritüel anlamda kör eder bu körlük politikacılarda olduğu kadar askerlerde de var. Özel şekilde yoğrulup şekillendirilen sade bir nefer bile sonunda bağnazlaşmakta ve spiritüel anlamda körleşmektedir.
Çok eskiden beri sizi gözetliyor ve ne yaptığınızı biliyoruz. Şimdi bana eski çağlardaki insanların sizler olmadığını söyleyebilirsiniz bu bile ne kadar cahil olduğunuzun kanıtıdır çünkü eski çağlardaki o insanlar sizlerdiniz! Sina Dağı çevresinde konaklamış olanlar sizlerdiniz İsa’yı yuhalayanlar da Meksika’da güneşe tapanlar da sık ağaçlı ormanlarda hemcinslerini yiyenler de sizlerdiniz! Bugün bile hemcinslerinize saldırmaktan onları soymaktan ve Tanrıyla alay etmekten başka ne yapıyorsunuz ki?
Soru- Dünyalılar bir gün araçlarınıza mutlaka ateş açacaktır o zaman ne yapacaksınız?
Ashtar- İsabet kaydetmeniz mümkün değil uzay gemilerimiz özel bir enerji alanıyla çevrilidir bu alanı hiçbir silahınız delemez. Bu koruma kalkanı yüksek hızlara ulaştığımızda da işimize yaramakta ve bizi meteorların darbesinden korumaktadır. Biz kesinlikle sizden üstünüz üstünlüğümüzü kanıtlamak için kanınızı akıtmamız gerekmez herhalde?
Soru- Binlerce yıldır bizi gözetleyenler sadece sizler miydiniz?
Ashtar- Şu anda sadece bizleriz. Ama iki üç hatta dört bin yıl önce başka uzaylılar da dünyanızı ziyaret ettiler. Metharia gezegeninden keşif amacıyla bazı insanlar geldiler başka uygarlıklardan da gelenler oldu. Dünyanız incelenmeye ve denetlenmeye değer bir gezegendir.
Soru- Fatima Olayını sizin gerçekleştirdiğinizi söylediniz bize bu konuda daha detaylı bilgi verebilir misiniz?
Ashtar- Fatima Olayı birçok kez gerçekleştirilmiş ama bunların hepsine insan yığınları tanık olmamıştır. Katolik kilisesi bu olayı bir Meryem Ana mucizesi olarak sunmayı kendi çıkarlarına uygun buldu çünkü kiliselerin bu tür delillere ihtiyacı var. Söz konusu Fatima Olayını tam 70 bin kişi izlemiştir. Olay bir mucize olmakla birlikte Meryem Anayla hiçbir ilgisi yoktu aslında olaya Meryem Ananın ya da başka bir varlığın iştirak etmesinin önemi de yoktu. Uzay gemisinin davranış biçimi Hıristiyan inancına olan bağlılığı muhakkak ki güçlendirmiştir. Olayın güneşle de bir ilgisi yoktu insanlara bir mesaj verilmek istenmişti işte hepsi bu. Bugün sizlere vermiş olduğumuz mesajlar Fatima Olayında verilenlerden daha önemsiz değildir.
Söz konusu olayların ilki 1916 baharında üç küçük çobanın fırtınadan korunmak için bir kaya kovuğuna sığınmasıyla başladı. Çok güçlü esen rüzgar çocukların gözlerini gökyüzüne dikmesine sebep oldu ama rüzgar hava durumuyla ilgili değildi uzay gemimiz yeryüzüne yaklaşırken çok güçlü bir girdap yaratmıştı. Çocuklar gökte olağanüstü güzellikte on beş yaşlarında bir delikanlı görmüşlerdi. Tezahür eden bu varlık çocuklara “korkacak bir şey yok ben barış meleğiyim” demişti.
70 bin kişinin izlediği asıl Fatima olayı 13 Ocak 1917 tarihinde meydana geldi. Ona değinmeden önce benzeri diğer olayları da kısaca anlatalım. 13 Mayıs 1917 gününde aynı çocuklar bu sefer eşsiz bir güzelliğe sahip 18 yaşlarında bir kadın görmüşlerdi. Kadının Meryem Anaya benzer bir yanı yoktu çünkü kadın silüeti bizlerden birine aitti. 13 Haziran 1917’de çocuklar bu güzel silüeti bir kez daha gördüler. Bu olaya tanık olanlar tezahür fenomeni cereyan ettiği sırada çocukları beyaz bir bulutun sarıp sarmaladığını fark ettiler. Ayrıca güneş ışığında ve ısısında muazzam bir düşüş gözlemlediler. Bu belirtiler daha sonraki tezahür olaylarında da tekrarlanmış olay sona erince ortadan kaybolmuştu. Bunların hepsi sıradan materyalizasyon ve demateryalizasyon fenomenleriydi.
25-26 Ocak 1938 gecesi gökyüzünün büyük bir bölümü güçlü bir ışıkla aydınlanıverdi. Böyle bir olayın tezahür edeceği önceden bildirilmişti. Birinci Dünya Savaşının çıkacağını haber veren 1917’deki Fatima Olayından sonra 1938 yılındaki bu tezahür sanki İkinci Dünya Savaşının çıkacağını haber veren bir sinyal gibiydi.
Şimdi gelelim asıl Fatima Olayına: Dünyada büyük yankılar uyandıran olay 13 Ocak 1917 günü meydana geldi ve 70 bin kişi tarafından izlendi. Bu büyük kalabalık o gün hac maksadıyla Cova da Iria’ya doğru yol almaktaydı. Hava yağmurluydu ve bastıkları toprak balçık gibiydi. Saygın bazı gazeteler olay yerine en seçkin muhabirlerini göndermişlerdi. Tam saat 12’de devasa kalabalık benzeri görülmemiş bir manzarayla yüz yüze geldi. Aniden bulutların arasından sıyrılan güneş parlamaya başlamıştı yağmur bir anda kesilmiş yoğun bulutlar dağılıvermişti. Güneş zenit noktasında gümüşi bir disk gibi parlıyordu oysa kalabalığın gördüğü güneş değil bulutların arasında seyreden bir uzay gemisiydi. Sonra bu güneş kendi ekseni etrafında akıl almaz bir hızla dönmeye başladı gökkuşağının tüm renklerini birer birer sergiliyor etrafa ışık demetleri saçıyordu. Yeryüzü ve gökyüzü kayalar ve insanlar sırayla kırmızı sarı yeşil mavi ve mor renklere bürünmekteydi. Sonra güneş bir an olduğu yerde asılı kaldı ardından ekseni etrafında tekrar dönmeye başladı ama bu sefer ilkinden daha harika renklere bürünmüştü. Sonra durup yine havada asılı kaldı ve üçüncü kez hayal edilemeyecek kadar güzel şenlik fişekleri saçmaya başladı. Biraz sonra da adeta gökten düşercesine zikziklar çizerek hızla dünyaya yaklaşmaya başladı. O sırada insan kalabalığından korkunç çığlıklar yükseldi!
İşte Fatima Olayı böyle cereyan etti. Şimdi mucizelerin nasıl cereyan ettiğini artık biliyorsunuz. Buna rağmen tüm yetkili kurumlarınız suskunluk içinde kiliseleriniz kayıtsız politikacılarınız yalan dolanla işi geçiştirmeye çalışıyor bilim adamlarınız bilgiç bir edayla başlarını sallayıp inkara sığınıyor. Bu tavır bile dünya insanının kabalığını ve cehaletini ortaya koyan bir tutumdur. Gerçekten neden korkuyorsunuz? Kapınızı gerçeğe açma becerisini niçin gösteremiyorsunuz? Tanrının bu davranışınızı ebediyen hoş göreceğini sanmayınız.
Soru- İsa’yı bir uzay gemisine aldığınızı söylediniz ölümüyle dirilişi arasındaki süre zarfında neler olduğunu çok merak ediyoruz bu süreçte neler cereyan etti?
Ashtar- İsa’nın cesedi şüphesiz bir işe yaramazdı bu anlamda bir diriliş anlamsız bir şey olurdu. Ama o çağda insanların Tanrıya imanlarını pekiştirmek için cesedin göğe alınması büyük bir önem taşıyordu. İsa beden olarak ölmüştü ama astral bedeni şüphesiz ölemezdi zaten astral bedeni şu anda bile dünyanızda faal haldedir. İsa dediğiniz varlık istediği şekilde materyalize olacak yetenekte bir astral bedene sahipti.
İsa’nın cesedi yukarı çekildikten sonra tamamen demateryalize edildi astral bedeni ise materyalize olup görünür hale geldi yani yeni bir fizik bedene büründü. Sonra bu yeni beden bir uzay gemisine alınıp dünyada başka bir yere bırakıldı. Tanınabilmesi için materyalizasyon sırasında kendine ait özel izler muhafaza edildi. (El ve ayaklarındaki çivi izleri)
Soru- İsa’ya Gerçeğin ne olduğu sorulmuştu. Bu soruya bugüne kadar doyurucu bir cevap verilemedi. Gerçeğin ne olduğunu söyleyebilir misiniz?
Ashtar- Gerçek İlahi Yasa demektir. Gerçek mantık demektir şüphe götürmez olan demektir. Gerçek mutlak ve değişmez olan demektir ebediyetler boyunca geçerli olan demektir.
Soru- Dünyamız gelişmiş bir gezegen midir?
Ashtar- Gerçi dünyanız skalanın son basamağında yer almıyor ama az gelişmişler arasında sayılıyor. Sık sık yaptığınız savaşlar bunun kanıtıdır. Dünya gibi hayli gelişmiş bir gezegenin spiritüel açıdan bu kadar geri seviyeli zeki bir beyaz ırkı barındırması anlaşılır şey değil. Gerçi teknik açıdan bir hayli ilerdesiniz ama spiritüel bakımdan henüz çok gerisiniz! Beyninizin diğer yarısını kullandığınız zaman telepati gibi sıradışı okült yeteneklere sahip olacak ve spiritüel yeteneklerinizi eni konu geliştirebileceksiniz. Beynin tamamını kullanmanın çarpıcı bir örneğini İsa sergilemiştir onu Tanrıoğlu yapan da bu yeteneğidir. İnsanlığın hedefi mümkün olan en yüksek spiritüel ve moral seviyeye ulaşmaktır ama mükemmelliğe değil çünkü mükemmellik sonsuza kadar peşinden koşulacak bir hedeftir. Mükemmel olan sadece Evrensel Ruhtur.
Soru- Son zamanlarda Amerikalılar Ay’a bir sonda cihazı gönderdiler aldıkları toprak örnekleri Ay’ın nemden yoksun olmadığını gösteriyor. Aldıkları taş parçaları ise hiçbir iz bırakmadan kayboldu bunu açıklar mısınız?
Ashtar- Sözünü ettiğiniz taşlar sabun köpüğü kadar dayanıksız yapılardır kepçeyle sıkıştırılıp alınırken patlayıvermişlerdir. Ay nemden tamamen yoksun değildir bazı su yataklarının yanı sıra amonyak gibi kimyasal ürünlere de sahiptir. Atmosferi ise insanın teneffüs etmesine elverişli değildir çünkü son derece incedir. Ay’ın temel maddesi lavdır. Ay’a ulaşmak keşif açısından bir değer taşıyabilir ama ekonomik açıdan değersizdir. Size göre Ay’a hakim olan Dünya’ya da hakim olacaktır. Lazer gelecekte çok büyük bir önem kazanacaktır. Ay’a süper silahlar yerleştirmenize engel olacağız.
YEDİ EMİR
1- Başlangıçta Mekansız Kudret ve Aşkın Zeka vardı. Bu Kudreti ve Zekayı rastgele bir meselle anlaşılabilir hale getirmeye gücün yetmez bu konuda hiçbir düşünce öne süremezsin. Bu Zekayı kendi zekan ve duyguların vasıtasıyla Yaradan’ın olarak kabullenmeye bak.
2- Doğa yasalarına zıt düşecek şekilde yaşama ve hareket etme hakkına sahip değilsin. Böyle davrandığın takdirde sadece astral bedenine ve kendine değil soyundan gelecek olanlara da zarar verirsin. Hal böyle olunca artık onlara kimse yardım edemez.
3- Yarım yamalak düşünme yeteneğinle Yaradan’ını hafife almaya kalkma sakın. Kelamı (İlahi Ruh) eleştirme çünkü o sonsuz tecrübesi ve sınır tanımaz kudreti nedeniyle şaşmaz ve yanılmazdır
4- Düşüncenin Tanrı tarafından bahşedilmiş en büyük güç ve en yüce miras olduğunu bilerek hem zihnen hem de fiilen bıkıp usanmadan çalış. Düşüncenin etkisi bu dünyada da öte alemde de sonsuz ve sınırsızdır. Yaradan’ın yorulmak bilmez mesaisine ve yaratılışa alın teri dökerek Tanrı rızası için hizmet eden hemcinslerine saygı duy.
5- Fakirle zengin arasında olduğu gibi gençle ihtiyar arasında da rengi farklı insanlar arasında da ayırım yapma. Anan da baban da Yaradan Tanrıya inandıklarına göre onların öğütlerini dinle. Bu imandan mahrum olduğunda belki yine zengin olabilirsin ama ne mutlu olabilirsin ne de tatmin ve huzur duyabilirsin.
6- Tanrı senden kürenizde kudretinin nişanesi olarak devam eden hayata saygı duymanı istiyor. Hemcinslerinden birinin hayatına sahip çıkmaya hakkın yoktur. Negatif varlıklarla ve hayatın tahripkar tohumlarıyla mücadele et. Hiçbir hayvanı zevk için öldürme ancak canını korumak zorunda kaldığın zaman öldür
.
7- Hiçbir hemcinsinin bedenine canına şanına ve alınteriyle kazandığı malına zarar verme evrimine ve özgürlüğüne engel olma. Ona her zaman her yerde teşekkür beklemeden yardım et. Gerçeğin yer etmesi için hayatını sağlığını ve spiritüel gelişimini kolaylaştıran kurumların korunması için elinden geleni yap.
YEDİ GEREKLİLİK
1- Yardıma muhtaç bir varlığın kendisi veya eşya hakkında daha üstün bir bilgiye ulaşmasına yardım ederken seni yöneten duygu zevk değil fedakarlık olsun
2- Karına İlahi Muradın meyvesini taşıma sorumluluğunu yüklenmiş bir varlık olduğu için saygı duy
3- Dünyanın hazinelerine tek başına sahip olmaya çalışma çünkü onlar tüm yaratılmışlar içindir ve en başta da tüm insanlar içindir.
4- Ne hemcinsini kıskan ne bir halkı veya ırkı ne de herhangi bir ülkeyi.
5- Kendini herkesten güçlü de sansan tecavüze uğramış da olsan asla kaba kuvvete başvurma çünkü bu maksatla harekete geçirilmiş kaba kuvvet sadece hasmını değil seni de telef edecek türden uğursuz güçlerin sahneye çıkmasına yol açar.
6- Zorlukla karşılaştığın zaman Tanrına başvur mahvolmanı isteyen danışmanlarının veya düşmanlarının görüşlerine uyma.
7- Duyularına sakın güvenme çünkü son kararı verecek güç ve yeteneğe ancak ruhsal varlığın sahiptir. Bu yolda sana yardım edecek olan sadece Tanrıdır başkası değil.
|