<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>ForumKalbi.Com - Bilim</title>
		<link>https://www.forumkalbi.com/</link>
		<description>Bilim hakkında herşey</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 28 Oct 2026 00:30:37 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://forumkalbi.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>ForumKalbi.Com - Bilim</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Yaşlanmayı durduruyor ömrü yüzde 14 uzatıyor</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48415&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:50:02 GMT</pubDate>
			<description>*: Harvard dünyayı heyecanlandıran keşfi duyurdu* 
Harvard Üniversitesi araştırmacılarının çalışmasında, SRSF1 geninin yaşlı farelerin karaciğerine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>: Harvard dünyayı heyecanlandıran keşfi duyurdu</b><br />
Harvard Üniversitesi araştırmacılarının çalışmasında, SRSF1 geninin yaşlı farelerin karaciğerine aktarılmasıyla ortalama yaşam süresinin yüzde 14 uzadığı bildirildi. İnsan deri hücrelerinde de daha genç biyolojik yaş skorları gözlendi; aktarılan bulgular, insanlarda uygulanmış bir tedavinin sonuçlarını kapsamıyor.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://sozcu01.sozcucdn.com/sozcu/production/uploads/images/2026/10/harvardarastirmasigenaktarimifarelerdeomruyuzde14uzattikapak2246357839065d52jpg-UjY_T2KaYUmsCXbWy53c_A.jpg?w=776&amp;h=436&amp;mode=crop&amp;scale=both" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Harvard Üniversitesi araştırmacılarının SRSF1 geni üzerine yürüttüğü çalışmada, yaşlı farelerin ortalama yaşam süresinin yüzde 14 uzadığı bildirildi. Deneyde gen, özel bir taşıyıcı virüs aracılığıyla farelerin karaciğerine aktarıldı.<br />
<br />
Yeni Şafak'ın Nature Aging dergisinde yayımlanan araştırmaya ilişkin haberine göre, gen aktarımının ardından farelerde yaşlanma hızının da yavaşladığı kaydedildi. Çalışmada insan deri hücreleri üzerinde yapılan testler de yer aldı; insanlarda yaşam süresinin uzatıldığına ilişkin bir sonuç aktarılmadı.<br />
<br />
<b>HÜCRE KİMLİĞİNİ KORUMAYI HEDEFLEYEN YÖNTEM</b><br />
Harvard Wyss Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, hücreleri gençleştirmeye yönelik önceki genetik uygulamalarda karşılaşılan hücre kimliğinin kaybolması ve kanser riskinin artması sorunlarına odaklandı. Haberde, SRSF1 geninin hücrenin özgün yapısını ve kimliğini koruyarak daha genç bir duruma dönmesinde rol oynadığı belirtildi.<br />
<br />
Araştırmanın başyazarlarından Alex Plesa, SRSF1 sayesinde hücreyi gençleştirmek ile hücre kimliğini korumak arasındaki dengeyi sağlayabildiklerini ifade etti.<br />
<br />
<b>DERİ HÜCRELERİNDE BİYOLOJİK YAŞ ÖLÇÜLDÜ</b><br />
Ekip, hücrelerin gen ifadelerini analiz ederek biyolojik yaşlarını değerlendiren yapay zeka destekli bir algoritma geliştirdi. Farklı yaş gruplarındaki insanlardan alınan deri hücrelerinde SRSF1'in etkinleştirilmesinin ardından daha genç yaş skorları gözlendiği aktarıldı.<br />
<br />
Haberde, hücre testlerinde protein dengesinin sağlandığı ve yaşlanmayla bağlantılı kronik iltihaplanmanın önüne geçildiği de belirtildi.<br />
<br />
Harvard Tıp Fakültesi Genetik Profesörü George Church, bulguları organ veya dokuya özel gen terapileriyle insan ömrünü uzatmayı amaçlayan klinik tedaviler açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi. Araştırmacıların yöntemi tüm vücuda uygulanabilecek bir terapiye dönüştürmek için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48415</guid>
		</item>
		<item>
			<title>600 çöp poşetini birleştiren Afyonlu imkansızı başardı</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48414&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:48:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Afyonlu genç 600 çöp poşetini birleştirip gökyüzüne havalandı, görenler gözlerine inanamadı! "Çılgın Halo" lakabıyla paylaştığı uçuş görüntüleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Afyonlu genç 600 çöp poşetini birleştirip gökyüzüne havalandı, görenler gözlerine inanamadı! &quot;Çılgın Halo&quot; lakabıyla paylaştığı uçuş görüntüleri sosyal medyada fırtınalar koparırken, 90 kilo yükü havaya kaldıran o yöntem herkesi şaşkına çevirdi.<br />
<br />
Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesinde yaşayan 38 yaşındaki Halil Akdeniz, imkansız denileni başararak havacılık tarihine damga vurdu. Sıradan 600 adet çöp poşetini kendi imkanlarıyla birleştirip güneş enerjisiyle (solar) yükselen devasa bir hava balonu üreten Akdeniz, gökyüzünde süzüldüğü o sıra dışı anları sosyal medya hesabından paylaştı.<br />
<br />
Kendisine sosyal medyada taktığı &quot;Solar balon yükseklere uçan çılgın Halo&quot; lakabıyla uçuş videolarını yayınlayan Akdeniz’in o görüntüleri, kısa sürede sosyal medyada izlenme rekorları kırarak gündem oldu.<br />
<br />
<b>“ANNEM &quot;ÇÖPÜ DIŞARI AT&quot; DEDİ, BEN GÖKYÜZÜNE ÇIKARDIM”</b><br />
<br />
Uçuş anlarında çekilen renkli videoları ve mizahi üslubuyla takipçilerini kahkahaya boğan &quot;Çılgın Halo&quot;, sosyal medyadaki paylaşımına düştüğü &quot;Annem 'Çöpü dışarı at' dediğinde olayı biraz yanlış anlamışım. Çılgın Halo her türlü uçar!&quot; ve “Mısır'a mı buğdaya mı inecek acaba nereye inecek? Yoksa inemeyecek mi? Çılgın Halo göklerde” notuyla ilgi odağı haline geldi. Kendi özgün tasarımı ve azmiyle binlerce kişinin takdirini toplayan Afyonlu mucit, çöp poşetinden yaptığı balonla yerçekimine adeta meydan okuyarak imkansızı başardı.<br />
<br />
<b>600 ÇÖP POŞETİNİ BİRLEŞTİRİP UÇMAYI BAŞARDI</b><br />
<br />
Aylarca süren titiz çalışmada yaklaşık 600 adet siyah çöp poşetini yan yana getiren Akdeniz, uçuş sırasındaki yüksek hava basıncına karşı yırtılmaları önlemek için bağlantı noktalarını lifli ve özel koli bantlarıyla güçlendirdi. Zaman zaman iç basınç nedeniyle yırtılmalar yaşansa da pes etmeyen genç mucit, her denemeden sonra balonunu tamir ederek yeniden uçtu.<br />
<br />
<b>ÇILGIN HALO TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNE OTURDU</b><br />
<br />
Emniyet kemerleri ve özel halat takımlarıyla birlikte toplamda kendisiyle beraber 100 kilonun üzerindeki bir ağırlığı dengelemeye çalışan Akdeniz'in ürettiği güneş balonu, tam 80 ila 90 kilogramlık devasa bir kaldırma kuvvetine ulaştı. Kendi hayatını ve tutkusunu gökyüzüne taşıyan &quot;Çılgın Halo&quot;, hem mühendislik zekası hem de sosyal medyada yarattığı büyük yankıyla Türkiye'nin gündemine oturdu.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48414</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Beyinde hafızayı genç tutan gizli enzim bulundu</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48413&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:47:19 GMT</pubDate>
			<description>*: Beyindeki lipid temizliği zihinsel gerilemeyi engelliyor* 
Massachusetts General Hospital ve Harvard Üniversitesi araştırmacıları, yaşlanmaya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>: Beyindeki lipid temizliği zihinsel gerilemeyi engelliyor</b><br />
Massachusetts General Hospital ve Harvard Üniversitesi araştırmacıları, yaşlanmaya bağlı hafıza kayıplarını engelleyen ve beyindeki iltihaplanmayı durduran &quot;PLA2G2F&quot; kodlu kritik bir beyin enzimi saptadı.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/199ebda2-14bb-44a5-8e13-9a32698da81e.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Nöroloji, genetik ve geriatri dünyasında, yaşlanan beyinde zihinsel berraklığı ve hafıza kapasitesini koruyan moleküler mekanizmalara ilişkin çığır açan bir bilimsel keşif kamuoyuna duyuruldu. ABD'deki Massachusetts General Hospital nörobilimcilerinden Dr. Amar Sahay ve ekibi, beyindeki yağ bileşiklerini parçalayan özel bir fosfolipaz enzimini mercek altına aldı.<br />
<br />
Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, beyinde bulunan PLA2G2F geni ve bu genin ürettiği enzim, ilerleyen yaşla birlikte nöron kaybını engelleyerek biyolojik bir direnç kalkanı oluşturuyor.<br />
<br />
<b>BEYİNDEKİ TOKSİK YAĞ DAMLACIKLARINI TEMİZLİYOR</b><br />
Klinik deneyler, Pla2g2f geninden yoksun bırakılan laboratuvar farelerinin yaşlandıkça beyinlerinde ağır iltihaplanma (nöroinflamasyon) ve nöron tahribatı yaşadığını gösterdi. Buna karşılık, gen seviyesi artırılan yaşlı deneklerin mekânsal hafıza testlerinde genç fareler kadar yüksek performans sergilediği ve sinir hücreleri arasındaki bağlantıların korunduğu saptadı.<br />
<br />
Enzimin çalışma mekanizmasını inceleyen Dr. Amar Sahay, bu özel yapının beyin hücrelerinde biriken toksik lipid (yağ) damlacıklarını temizlediğini, bu hücresel temizlik sayesinde yeni nöron gelişiminin tetiklendiğini ve iltihabi süreçlerin baskılandığını açıkladı.<br />
<br />
<b>BEYNİNDE ALZHEIMER PROTEİNİ OLAN ANCAK BUNAMAYAN DİRENÇLİ BİREYLER</b><br />
İnsan dokuları üzerinde yürütülen genetik analizler, bulguların insan beyni için de geçerli olduğunu kanıtladı. Vefat eden donörlerin beyin dokularını inceleyen araştırmacılar, beyinlerinde Alzheimer hastalığının ana sebebi kabul edilen &quot;amiloid-&#946;&quot; protein birikintileri olmasına rağmen ölmeden önce yapılan testlerde hiçbir zihinsel gerileme göstermeyen &quot;bilişsel olarak dirençli&quot; bireylerde PLA2G2F enzim seviyesinin en yüksek düzeyde olduğunu belgeledi.<br />
<br />
Ağır Alzheimer hastalarında ve hiçbir protein birikintisi olmayan bireylerde ise bu koruyucu enzimin daha düşük seviyelerde kaldığı kaydedildi.<br />
<br />
<b>GEN TERAPİSİYLE ALZHEİMER'A KARŞI ERKEN KORUMA DÖNEMİ</b><br />
Vanderbilt Hafıza ve Alzheimer Merkezi uzmanlarından Dr. Timothy Hohman, araştırmanın insanlarda incelenmesi son derece zor olan hücresel koruma mekanizmalarını anlamak açısından tarihi bir örnek teşkil ettiğini vurguladı.<br />
<br />
Bulguları klinik tedaviye dönüştürmek amacıyla LIPOS BIO adlı biyoteknoloji girişimini kuran Dr. Amar Sahay, beyin dokusuna doğrudan enzim enjekte etmenin zorluklarına dikkat çekerek, yakın gelecekte uygulanacak gen terapileri sayesinde PLA2G2F ekspresyonunun henüz zihinsel gerileme başlamadan artırılabileceğini ve böylece yaşlılığa bağlı bunama ile Alzheimer'ın tamamen önlenebileceğini bildirdi.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48413</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bilim insanlarından ezber bozan araştırma</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48412&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:46:12 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*: Afrika'da evrim tarihini değiştiren yeni dinozor türü bulundu* 
Uluslararası paleontolog ekibi, Zimbabve'deki Kariba Gölü kıyılarında 210 milyon...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>: Afrika'da evrim tarihini değiştiren yeni dinozor türü bulundu</b><br />
Uluslararası paleontolog ekibi, Zimbabve'deki Kariba Gölü kıyılarında 210 milyon yıl öncesine ait yepyeni bir dinozor türü keşfetti. &quot;Musango matusadonaensis&quot; adı verilen otobur dev, Afrika kıtasındaki erken dinozor evrimine ilişkin bilinen tüm ezberleri bozdu.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/72f6c6d5-6907-4a6e-a1a7-587b453777df.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Paleontoloji, jeoloji ve evrimsel biyoloji dünyasında, dev sauropod dinozorlarının (uzun boyunlu devler) atasal kökenlerine ışık tutan tarihi bir bilimsel keşfe imza atıldı. Güney Afrika, Zimbabve ve İngiltere'den bilim insanlarının oluşturduğu uluslararası araştırma ekibi, Zambiya sınırındaki Kariba Gölü kıyılarında yürüttükleri kazılarda Triyas dönemine (237-201 milyon yıl önce) ait benzersiz fosiller çıkardı. Bilimsel literatüre &quot;Musango matusadonaensis&quot; olarak geçen yeni türün, yaklaşık 210 milyon yıl önce bölgedeki antik nehir yataklarında yaşadığı belgelendi.<br />
<br />
<b>4,5 METRE UZUNLUĞUNDA, 220 KİLOGRAM AĞIRLIĞINDA</b><br />
Nyamasango Nehrinin kıyısında bulunan ve titizlikle temizlenen eksik iskelet analizleri, Musango'nun iki ayağı üzerinde yürüyen, yaklaşık 4,5 metre uzunluğunda ve 220 kilogram ağırlığında bir sauropodomorf olduğunu gösterdi. Kemikler üzerindeki büyüme halkalarını inceleyen uzmanlar, fosilin öldüğünde henüz erginleşmemiş genç bir bireye ait olduğunu saptadı.<br />
<br />
Musango; günümüzde Diplodocus ve Brachiosaurus gibi bilinen 40 tonluk devasa uzun boyunlu dinozorların en erken evrimsel prototiplerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
<br />
<b>GÜNEY AFRİKA TEORİSİ ÇÖKTÜ: ZİMBABVE'YE ÖZGÜ ENDEMİK TÜRLER</b><br />
Bilim insanlarını en çok şaşırtan bulgu ise yeni keşfedilen dinozorun komşu Güney Afrika'daki fosil türleriyle akraba olmaması oldu. Yıllardır Zimbabve'deki dinozor varlığının yalnızca Güney Afrika faunasının bir uzantısı olduğu yönündeki hâkim teori böylece geçerliliğini yitirdi.<br />
<br />
Bölgede Musango'nun yanı sıra Musankwa adı verilen başka bir endemik dinozor türü ile antik akciğerli balıklar ve fitozor adı verilen sudaki sürüngen fosilleri de saptandı.<br />
<br />
<b>210 MİLYON YIL ÖNCEKİ İKLİM FARKI EVRİMİ ŞEKİLLENDİRDİ</b><br />
Paleontologlar, 210 milyon yıl önce Zimbabve'nin ekvatora Güney Afrika'dan çok daha yakın olduğunu ve bu durumun belirgin bir iklimsel farklılık yarattığını vurguluyor.<br />
<br />
Kurak iklim, kozalaklı ormanlar ve nehir koridorlarıyla kaplı bu antik ekosistemin, bölgeye özgü benzersiz dinozor türlerinin evrimleşmesini tetiklediği kaydedildi. Uzmanlar, Afrika'nın kayıp dünya haritasını tamamlamak için bölgedeki jeolojik kazıların devam edeceğini bildiriyor.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48412</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nobel ödüllerinde derin cinsiyet uçurumu</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48411&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:44:30 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* 125 yılda bilim dallarında verilen ödüllerin yüzde 4'ünden azı kadınlara gitti* 
Alfred Nobel’in 1895 yılındaki vasiyetine rağmen, tıp, fizik,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> 125 yılda bilim dallarında verilen ödüllerin yüzde 4'ünden azı kadınlara gitti</b><br />
Alfred Nobel’in 1895 yılındaki vasiyetine rağmen, tıp, fizik, kimya ve ekonomi dallarında 1901 ile 2026 yılları arasında verilen 769 Nobel ödülünden yalnızca 30’unun kadınlara verilmesi bilim dünyasında cinsiyet eşitsizliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/23c090fc-d2d8-4386-9dae-1365f37b9b1d.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Alfred Nobel, 1895 yılında yazığı vasiyetinde kendi adını taşıyan ödülü hak edenleri tanımlarken &quot;İnsanlığa en büyük faydayı sağlayan kişilere...&quot; ifadesini kullanmıştı. Her ne kadar bu ifadede cinsiyet ayrımı yer almasa da, ödülün verildiği ilk günden bu yana kadınlar her kategoride küçük bir azınlık olarak kalmaya devam ediyor. Özellikle tıp, fizik, kimya ve 1969'dan bu yana verilen ekonomi gibi bilim alanlarında kadınların tarihsel temsiliyeti son derece düşük seyrediyor.<br />
<br />
<b>769 ÖDÜLDEN YALNIZCA 30'U KADINLARIN OLDU</b><br />
1901 ile 2026 yılları arasında bu dört bilimsel disiplinde verilen 769 ödülden yalnızca 30'u kadınlara layık görüldü. Bu oran, toplam ödüllerin yüzde 3,9'una denk geliyor. Bu yıl ekonomi Nobel ödülünün de açıklanmasıyla birlikte, dört bilimsel alandaki tüm ödüllerin erkeklere verildiği kesinleşmiş oldu.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/6c18e958-97dd-4133-9630-b80824f15fe6.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi ve Karolinska Enstitüsü Nobel Meclisi, ödül sahipleri arasındaki bu cinsiyet dengesizliği nedeniyle uzun süredir eleştirilerin hedefinde yer alıyor. 2018 yılında gizli yürütülen aday belirleme sürecinde değişikliğe giden kurum, aynı yıl fizik alanında Donna Strickland'ı, kimya alanında ise Frances H. Arnold'u ödüle layık bulmuştu. O döneme kadar 50 yılı aşkın süredir fizik ödülünü hiçbir kadın kazanmamış, kimya ödülünü ise yalnızca tek bir kadın alabilmişti.<br />
<br />
Eski İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi genel sekreteri Göran Hansson, 2021 yılında yaptığı açıklamada kadınların yüzlerce yıldır ayrımcılığa uğradığını kabul ederken, aday gösterilmemiş birine ödül veremeyeceklerini belirterek komitenin aday belirleyen kişilerini daha açık fikirli olmaya teşvik ettiklerini ifade etmişti.<br />
<br />
<b>TARİHSEL ÖRNEKLER VE &quot;MATİLDA ETKİSİ&quot;</b><br />
Nobel ödülleri, modern bilimin gelişimiyle ilgili &quot;çağ dışı&quot; bir bakış açısını sürdürdüğü ve sınıf ile ırk temelli önyargılar barındırdığı gerekçesiyle de eleştiriliyor. Nükleer fisyonun açıklanmasında hayati rol oynayan fizikçi Lise Meitner, bu durumun en sembolik örnekleri arasında yer alıyor. 30 yıldan fazla birlikte çalışan Otto Hahn 1944 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü tek başına alırken, Meitner'in yıllar içinde aralarında Niels Bohr ve Max Planck'ın da bulunduğu isimler tarafından 49'dan fazla kez aday gösterildiği sonradan ortaya çıkmıştı.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/1c367f2a-ee57-4671-9971-09f637531341.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna 2020 Nobel Kimya Ödülü'nü birlikte aldı. İlk kez bu yıl, bilim alanında iki kadın, hiç erkek olmadan bir Nobel ödülünü paylaştı<br />
<br />
Uzmanlar, kadınların imza attığı buluşların görmezden gelinmesi veya erkek meslektaşlarına mal edilmesini anlatan &quot;Matilda etkisi&quot; ile erken yaşlardan itibaren kız çocuklarının bilim alanından uzaklaştırılması gibi etkenlerin bu uçurumu derinleştirdiğini belirtiyor. UNESCO verilerine göre dünyada STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanından mezun olanların yalnızca yüzde 35'i kadındır. Ancak bu oran akademik kariyer ve liderlik pozisyonlarına geçişte sert bir düşüş göstererek Nobel gibi ödüllere giden yolu daraltıyor.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/78114bd3-c4c5-4378-b0cd-f9d336ace6f6.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Birleşmiş Milletler her 11 Şubat'ta Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü'nü kutluyor<br />
<br />
<b>UZMANLAR NE ÖNERİYOR?</b><br />
Kopenhag Üniversitesi'nden fizikçi Liselotte Jauffred, istatistiklerin ortada bir sorun olduğunu net biçimde gösterdiğini, ancak bu eşitsizliği doğuran mekanizmaların Nobel'den çok önce devreye girdiğini vurguluyor. Cambridge Üniversitesi fahri profesörü Athene Donald ise sorunun toplumsal düzeyde, özellikle erken yaşlarda ve okul düzeyinde yapılacak müdahalelerle çözülebileceğini ifade ediyor. Nanoteknoloji uzmanı Amal Kasry de meselenin sadece ödül aşaması olmadığını, araştırma yapma, fonlara ve mentorluğa erişim gibi bilim yolculuğundaki fırsat dağılımının sorgulanması gerektiğini savunuyor.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48411</guid>
		</item>
		<item>
			<title>75 bin yıllık Neandertal kalıntısında dikkat çeken bulgu</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48410&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:41:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*: En eski şiddet kanıtı olabilir* 
Kuzey Irak'taki bir mağarada bulunan 75 bin yıllık Neandertal kalıntısında tespit edilen yaranın, tahta mızrakla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>: En eski şiddet kanıtı olabilir</b><br />
Kuzey Irak'taki bir mağarada bulunan 75 bin yıllık Neandertal kalıntısında tespit edilen yaranın, tahta mızrakla işlenen en eski ölümcül şiddet kanıtı olabileceği bildirildi. Cambridge Üniversitesi öncülüğündeki araştırmacılar, bulgunun Neandertal toplumlarındaki şiddet geçmişine dair önemli veriler sunduğunu belirtti.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/89e6204a-659b-4047-929b-7a58e9b105a3.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Arkeologlar, Kuzey Irak'taki bir mağarada bulunan, 75 bin yıl önce ölmüş bir Neandertal'in göğsünde açılan yaranın, en eski şiddet kanıtlarından biri olabileceğini söylüyor.<br />
<br />
Arkeologlar, 75 bin yıl önce ölen bir Neandertal'in sivriltilmiş ahşap bir mızrakla göğsünden vurulmuş olabileceğini söylüyor.<br />
<br />
Araştırmacılar, Kuzey Irak'taki bir mağarada bulunan bu Neandertal'in kürek kemiğindeki 15 milimetrelik deliğin, böyle bir silahla işlenen ölümcül şiddetin bugüne kadarki en eski kanıtı olabileceğini söylüyor.<br />
<br />
Yaranın açısı ve diğer kanıtlar ışığında, araştırmacılar mızrağın kişinin vücuduna göğüsten girip muhtemelen akciğere ve ana kan damarlarına zarar verdiğine ve sol kürek kemiğinden çıkarak neredeyse kusursuz bir delik bıraktığına inanıyor.<br />
<br />
Araştırma, Neandertal toplumlarının daha önce düşünüldüğünden daha fazla şiddete maruz kaldığını gösteren yeni kanıtların en sonuncusu.<br />
<br />
Neandertaller, yaklaşık 40 bin yıl önce soyu tükenmiş ayrı bir insan türüydü.<br />
<br />
Avrupa'da, Asya'nın batı ve orta kesimlerinde geniş bir bölgede yaşadılar ve bazen bizim türümüz olan Homo Sapiens ile aynı yaşam alanını paylaştılar.<br />
<br />
Yaralı Neandertal'in kalıntıları Kuzey Irak'taki bir mağarada bulundu. Kalıntıları arasında sol kürek kemiğinin yanı sıra sağ eli, üç kaburga kemiği ve bazı dişleri de vardı.<br />
<br />
Cambridge Arkeoloji Bölümü'nden çalışmanın baş yazarı Dr. Emma Pomeroy'a göre, kürek kemiğindeki delik, tahta bir mızrakla gerçekleştirilen &quot;ölümcül şiddetin&quot; en eski kanıtı olabilir.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/adb5d821-55a8-4962-b83b-e0c6e01ab5f2.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Pomeroy, &quot;Ölümcül darbe, kalbi hedef alan kasıtlı atış olabilir&quot; dedi.<br />
<br />
Arkeologlar, kalıntılara bulundukları mağaranın adından esinlenerek Shanidar A adını verdiler. 1950'lerde mağarada yapılan kazılarda en az 10 Neandertal'e ait kalıntı keşfedilmişti.<br />
<br />
Pomeroy'a göre, bu yara, tarih öncesi Ortadoğu'da sivrilmiş tahta mızrakların kullanıldığına dair ilk kanıt olarak değerlendiriliyor.<br />
<br />
&quot;Bu, doğal olarak oluşabilecek türden bir kırık değil, çünkü çok dairesel&quot; dedi.<br />
<br />
&quot;Ahşap mızraklarla yapılan deneyler, kemikte çok benzer yuvarlak delikler oluşturuyor.&quot;<br />
<br />
Ancak nedenin kişiler arası şiddet olmayabileceğini de ekliyor. Dost ateşi vakası ya da av kazası sonucu oluşan bir yaralanma da olabilir.<br />
<br />
Ancak araştırmaya dahil olmayan Londra Doğal Tarih Müzesi'nden Profesör Chris Stringer, rakip bir grubun saldırısının daha akla yatkın bir açıklama olduğunu söyledi.<br />
<br />
&quot;Araştırmacılar bunun bir av kazasından mı yoksa kişiler arası şiddetten mi kaynaklandığı konusunu açık bırakıyorlar, ancak yaranın konumu ve büyüklüğü göz önüne alındığında, bence ikincisi daha olası görünüyor&quot; dedi.<br />
<br />
Bu keşif, aynı mağarada 1957'de yapılan daha önceki bir buluntuyu anımsatıyor. O kalıntılar, yaklaşık 50 bin yıl önce yaşamış başka bir Neandertal'e aitti.<br />
<br />
Kaburgalarında kısmen iyileşmiş bir yara izi vardı ve arkeologlar buna muhtemelen taş uçlu bir mızrağın yol açtığını düşünüyor.<br />
<br />
Bu Neandertallerin av sırasında bir arkadaşları tarafından mı yaralandığını yoksa bir rakip tarafından mı öldürüldüğünü kesin olarak söyleyemeyiz. Ancak bu bulgular, insanlar arası şiddetin daha yaygın olduğuna ve düşünülenden daha eski dönemlere dayandığına işaret eden küçük ama giderek büyüyen kanıtların arasına katılıyor.<br />
<br />
Stringer, &quot;Ne yazık ki, giderek artan kanıtların, kişiler arası şiddetin insanlık tarihinin derinliklerine kadar uzandığının bir göstergesi olduğunu düşünüyorum&quot; dedi.<br />
<br />
<b>KEMİK ÇUKURU'NDAKİ BULGULAR NE ANLATIYOR?</b><br />
Bu kanıtların en önemli parçalarından biri, İspanya'nın kuzeyindeki &quot;Kemikler Çukuru&quot; adlı arkeolojik alanda bulunan çok eski Neandertal kafatasları üzerine 2022'de yayınlanan bir çalışma. Bu çalışma, yaklaşık 430 bin yıl önce ölümcül şiddetin yaşandığını söylüyor.<br />
<br />
Araştırmacılar, 20 örnekte 57 iyileşmiş kafa travması tespit etti.<br />
<br />
Dokuz kişide potansiyel ölümcül kafa kırıkları vardı. Altısında ise başın sol arka tarafında benzer delici yaralar bulunuyordu.<br />
<br />
Yaraların neredeyse aynı yerde tekrar tekrar oluşması nedeniyle, araştırmacılar kasıtlı darbelerin kazadan daha muhtemel olduğu sonucuna vardılar. Bir kafatasında muhtemelen aynı cisimle açılmış iki yara vardı.<br />
<br />
Kemik Çukuru'ndaki bulgular, bu popülasyondaki herkesin şiddete meyilli olduğunu göstermese de yüz binlerce yıl önce bu insanlar arasında cinayetlerin yaşandığına dair güçlü kanıtlar sunuyor.<br />
<br />
Birçok arkeolog onlarca yıl organize savaşın başlangıcını, insanların kalıcı yerleşimlerde yaşamaya ve toprak, hayvan ve yiyecek için rekabet etmeye başladığı tarımla ilişkilendirdi.<br />
<br />
Ancak daha önceki avcı-toplayıcılardan ve daha da eski insan akrabalarından elde edilen kanıtlar, bireysel öldürme eylemlerinin tarımdan çok daha öncesine dayandığını gösterdi.<br />
<br />
Bilimsel tartışma, bu tür şiddetin ne kadar yaygın olduğu ve münferit saldırıların ne zaman organize çatışmalara ve gruplar arası savaşlara dönüştüğü üzerine.<br />
<br />
Araştırma, Scientific Reports dergisinde yayımlandı.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48410</guid>
		</item>
		<item>
			<title>13 Kasım için ortaya atılan iddianın aslı belli oldu</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48409&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 18:26:36 GMT</pubDate>
			<description>Dünyanın sonunun geleceği öne sürülen 13 Kasım 2026 tarihi sosyal medyada yeniden gündeme geldi. İddianın temelinde, 66 yıl önce bilim insanları...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Dünyanın sonunun geleceği öne sürülen 13 Kasım 2026 tarihi sosyal medyada yeniden gündeme geldi. İddianın temelinde, 66 yıl önce bilim insanları tarafından hazırlanan bir araştırmanın bulunduğu ortaya çıktı.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://sozcu01.sozcucdn.com/sozcu/production/uploads/images/2026/10/13jpg--kEA8XqO_0Ka-sAr28umEQ.jpg?w=776&amp;h=436&amp;mode=crop&amp;scale=both" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
ABD'deki Illinois Üniversitesinde 1960 yılında yapılan araştırmada, dünya nüfusunun gelecekte ne kadar artabileceği hesaplandı. Bilim insanlarının ortaya koyduğu sonuçta 13 Kasım 2026 tarihinin yer alması, yıllar içinde dünyanın sonunun geleceğine yönelik iddialara dönüştü. Ancak söz konusu tarihin arkasında sanıldığı gibi bir felaket senaryosu bulunmuyor.<br />
<br />
<b>66 YIL ÖNCE BU TARİHİ HESAPLADILAR</b><br />
Fizikçi Heinz von Foerster ve iki araştırmacı, geçmişteki nüfus verilerini inceleyerek insanların sayısının gelecekte nasıl değişebileceğini araştırdı.<br />
<br />
O dönemde dünya nüfusu hızla artıyordu. Araştırmacılar, bu artışın aynı şekilde devam etmesi durumunda neler yaşanabileceğini görmek için bir hesaplama yaptı.<br />
<br />
Ortaya çıkan sonuç oldukça ilginçti. Hazırlanan matematiksel modele göre nüfus artışı hiç yavaşlamazsa 13 Kasım 2026 tarihinde insan sayısı teorik olarak sonsuza yaklaşacaktı.<br />
<br />
Elbette böyle bir durumun gerçekte yaşanması mümkün değildi. Araştırmacılar da bu hesaplamayla dünyanın o gün yok olacağını söylemiyordu. Amaçları, nüfusun kontrolsüz biçimde artmasının gelecekte ciddi sorunlara yol açabileceğini göstermekti.<br />
<br />
Çalışmada kullanılan dikkat çekici kıyamet ifadesi ise zamanla gerçek bir felaket tahmini gibi yorumlanmaya başladı.<br />
<br />
<b>PEKİ 13 KASIM'DA NE OLACAK?</b><br />
Aradan geçen yıllar, araştırmacıların hesaplamasında kullanılan nüfus artış hızının aynı şekilde devam etmediğini gösterdi.<br />
<br />
Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren dünya genelinde doğum oranları düşmeye başladı. Ailelerin daha az çocuk sahibi olması ve yaşam koşullarının değişmesiyle nüfus artışı tahmin edilenden daha yavaş gerçekleşti.<br />
<br />
Birleşmiş Milletlerin güncel tahminlerine göre dünya nüfusunun 2080'li yılların ortalarında yaklaşık 10,3 milyara ulaşması, ardından ise yavaş yavaş azalmaya başlaması bekleniyor.<br />
<br />
Dolayısıyla 1960 yılında yapılan hesaplama günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda. 13 Kasım 2026'da dünyanın sonunun geleceğine ilişkin herhangi bir bilimsel kanıt bulunmuyor.<br />
<br />
Uzmanlar, sosyal medyada yeniden gündeme gelen tarihin bir kıyamet kehaneti değil, geçmişteki nüfus artışına dayanılarak yapılmış matematiksel bir hesaplamanın sonucu olduğunu vurguluyor.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48409</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnanılmaz bir keşif: Su, düşündüğümüzden çok daha fazlasını yapıyor olabilir mi?</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48265&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 23:00:01 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Beyler, bayanlar, bilim meraklıları! Forumda gezerken gözüme çarptı, bu "bilim" bölümü bayağı hareketliymiş. Ben de kendi aklıma takılan bir şeyi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Beyler, bayanlar, bilim meraklıları! Forumda gezerken gözüme çarptı, bu &quot;bilim&quot; bölümü bayağı hareketliymiş. Ben de kendi aklıma takılan bir şeyi paylaşayım dedim.<br />
<br />
Biliyorsunuz, su hayatın kaynağı falan filan, bunları zaten hepimiz biliyoruz. Ama son zamanlarda okuduğum birkaç makalede suyun kimyasal yapısıyla ilgili, moleküller arasındaki etkileşimlerle ilgili enteresan şeyler okudum. Hani böyle, suyun aslında sadece H2O olmadığını, farklı yapıları olabileceği, hatta bu yapıların çevresel faktörlere göre değiştiği gibi teoriler var ya...<br />
<br />
Benim merak ettiğim şu: Acaba bu &quot;farklı su yapıları&quot; konusu, suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerini bizim şu an bildiğimizden çok daha farklı şekillerde etkiliyor olabilir mi? Mesela, bazı su türlerinin daha iyi çözücü olması, daha farklı reaksiyonlara girmesi, hatta belki de... (burada biraz uçuk kaçık ama bilimsel merak işte) ...enerji depolama gibi konularda bile rolü olabilir mi?<br />
<br />
Daha önce bu tarz &quot;anormal&quot; su yapıları, &quot;yapılandırılmış su&quot; gibi konular hakkında bir şeyler okuyan, araştıran var mı aramızda? Hani böyle bilimsel makalelerden, deneylerden bahsediyorum, internetteki &quot;mucizevi su&quot; satıcılarından değil. Bu konuya gerçekten kafa yoran, üzerinde çalışan bilim insanları var mı acaba?<br />
<br />
Var mı bu konuda bilgisi olan, fikir beyan edebilecek birileri? Tartışalım, öğrenelim!</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Umran</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48265</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Günler sandığımız gibi 24 saat değil: Bilim insanları nedenini keşfetti</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48102&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 14:18:57 GMT</pubDate>
			<description>Dünya’da bir gün 86 bin 400 saniye olarak kabul edilse de gezegenin gerçek dönüş süresi sabit kalmıyor. Bilim insanları, birkaç milisaniyelik uzun...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Dünya’da bir gün 86 bin 400 saniye olarak kabul edilse de gezegenin gerçek dönüş süresi sabit kalmıyor. Bilim insanları, birkaç milisaniyelik uzun dönemli değişimlerin nedenlerinden birinin Dünya’nın derinliklerindeki iç çekirdeğin hareketi olabileceğini ortaya koydu.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://sozcu01.sozcucdn.com/sozcu/production/uploads/images/2026/10/saatjpg-o66kjKOPv0KfBlctEY5W-Q.jpg?w=776&amp;h=436&amp;mode=crop&amp;scale=both" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
1964 ile 2019 yılları arasındaki gün uzunluğu değişimlerini inceleyen araştırmacılar, katı iç çekirdeğin mantoya göre ileri ve geri hareketinin Dünya’nın dönüş hızını etkileyebildiğini belirledi. Çalışmaya göre iç çekirdeğin oluşturduğu yerçekimi etkisi, on yıllar boyunca gözlenen milisaniyelik değişimlerle büyük ölçüde örtüşüyor.<br />
<br />
<b>BİR GÜN HER ZAMAN AYNI UZUNLUKTA DEĞİL</b><br />
<br />
Saatler bir günü 24 saat veya 86 bin 400 saniye olarak ölçüyor. Ancak Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü tamamen sabit değil. Gün uzunluğu zaman içerisinde birkaç milisaniye uzayabiliyor veya kısalabiliyor.<br />
<br />
Bu değişimin tek bir nedeni bulunmuyor. Gelgitler, atmosferdeki rüzgârlar ve Dünya’nın farklı katmanları arasındaki hareketler gezegenin dönüş hızını etkileyebiliyor. Ay’ın oluşturduğu gelgit sürtünmesi ise milyonlarca yıllık zaman ölçeğinde Dünya’nın dönüşünü yavaşlatıyor.<br />
<br />
<b>DEĞİŞİMİN NEDENİ DÜNYA'NIN DERİNLİKLERİNDE Mİ?</b><br />
<br />
Alberta Üniversitesi’nden Huifeng Zhang ve Mathieu Dumberry, 1964-2019 döneminde ölçülen gün uzunluğu değişimlerini inceleyerek Dünya’nın çekirdeği ile mantosu arasındaki etkileşime odaklandı.<br />
<br />
Araştırmada manyetik kuvvetler, çekirdek-manto sınırındaki topografik kuvvetler ve katı iç çekirdeğin oluşturduğu yerçekimi etkisi karşılaştırıldı. Sonuçlar, yerçekimi torkunun on yıllık ölçekteki gün uzunluğu değişimleriyle daha yakın biçimde eşleştiğini gösterdi.<br />
<br />
<b>İÇ ÇEKİRDEK İLERİ GERİ HAREKET EDİYOR</b><br />
<br />
Araştırmada kullanılan sismik verilere dayalı modele göre Dünya’nın katı iç çekirdeği, mantoya göre önce bir yönde, ardından diğer yönde hareket ediyor. Yaklaşık 70 yıllık bir döngüyle ilişkilendirilen bu hareket, bir tahterevallinin ileri geri hareketine benzetiliyor.<br />
<br />
İç çekirdeğin dönüşünün 2009 civarında mantoya göre neredeyse durduğu ve daha sonra yön değiştirdiği yönündeki bulgular da araştırmada kullanılan modeller arasında yer aldı.<br />
<br />
<b>BU HAREKET GÜNÜN UZUNLUĞUNU NASIL DEĞİŞTİRİYOR?</b><br />
<br />
İç çekirdek tamamen kusursuz bir küre şeklinde değil. Modellemelere göre yüzeyindeki yaklaşık 11 ila 29 metrelik küçük şekil farklılıkları, mantodaki düzensiz kütle dağılımlarıyla yerçekimi üzerinden etkileşime girebiliyor.<br />
<br />
İç çekirdek ile manto arasındaki bu etkileşim açısal momentumun dağılımını değiştiriyor. Çekirdeğin hareketindeki değişikliklere karşılık manto ve Dünya’nın geri kalanının dönüş hızında çok küçük farklılıklar meydana gelebiliyor. Bunun sonucunda bir günün uzunluğu milisaniyeler düzeyinde değişebiliyor.<br />
<br />
<b>BİLİM İNSANLARI NEDEN KESİN SONUÇ İÇİN TEMKİNLİ?</b><br />
<br />
Araştırmacılar, sonuçların iç çekirdeğin dönüşü ve dış çekirdekteki demir akışına ilişkin modellere dayandığını belirtti. Hesaplamaların kullanılan farklı akış modellerine bağlı olarak yüzde 30’a kadar değişebileceği ifade edildi.<br />
<br />
Çalışma ayrıca yaklaşık 60-70 yıllık genel değişimleri kapsıyor. Daha kısa dönemlerde görülen dalgalanmaların farklı çekirdek-manto etkileşimlerinden kaynaklanabileceği, yaklaşık 70 yıllık döngünün daha uzun zaman dilimlerinde tekrarlanıp tekrarlanmadığının ise henüz kesinleşmediği belirtiliyor.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48102</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zaman kavramı tamamen değişiyor: Yeni bir saat türü yapıldı</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48101&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 14:17:55 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Avusturya ve Çin'deki bilim insanları, zamanı atom çekirdeğindeki enerji değişimlerini kullanarak ölçen ilk çalışan nükleer saatleri geliştirdi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Avusturya ve Çin'deki bilim insanları, zamanı atom çekirdeğindeki enerji değişimlerini kullanarak ölçen ilk çalışan nükleer saatleri geliştirdi. Nature dergisinde yayımlanan iki araştırmaya göre yeni teknoloji, gelecekte atomik saatlerden daha hassas zaman ölçümleri yapılmasını sağlayabilir.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://sozcu01.sozcucdn.com/sozcu/production/uploads/images/2026/10/saatjpg-G7AyIY8KfE_4BW__y5oNcQ.jpg?w=776&amp;h=436&amp;mode=crop&amp;scale=both" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Bilim insanları, zaman ölçümünde yeni bir teknolojik aşamaya ulaştı. Uzun yıllardır kullanılan atomik saatlerden farklı olarak atom çekirdeğinin enerji geçişlerini temel alan nükleer saatler geliştirildi. Yeni sistemin zaman ölçümünün yanı sıra karanlık madde araştırmalarında da kullanılabileceği belirtiliyor.<br />
<br />
<b>ATOMİK SAATLERİN YERİNİ ALABİLİR</b><br />
<br />
Günümüzde GPS sistemlerinden bilimsel araştırmalara kadar birçok alanda atomik saatler kullanılıyor. Bu saatler, atomlardaki elektronların enerji seviyeleri arasındaki geçişleri esas alarak zamanı ölçüyor. Yeni geliştirilen nükleer saatler ise elektronlar yerine doğrudan atom çekirdeğindeki enerji değişimlerinden yararlanıyor. Araştırmacılar, bu yöntemin gelecekte mevcut atomik saatlerden daha hassas ölçümler yapılmasına olanak sağlayabileceğini belirtiyor.<br />
<br />
<b>YENİ SAAT NASIL ÇALIŞIYOR?</b><br />
<br />
Nükleer saatlerin çalışma prensibi, ışık ile atom çekirdeği arasındaki etkileşime dayanıyor. Atom çekirdeğinin atomun tamamından yaklaşık 100 bin kat daha küçük olması, dış elektrik alanları ve çevresel etkenlerden daha az etkilenmesini sağlıyor. Bu özellik sayesinde çekirdekteki enerji geçişlerinin daha kararlı bir zaman referansı oluşturabileceği değerlendiriliyor. Bilim insanları, özellikle toryum-229 elementinin bu teknoloji için uygun özelliklere sahip olduğunu belirtiyor.<br />
<br />
<b>20 YILI AŞKIN ARAŞTIRMA SONUÇ VERDİ</b><br />
<br />
Nükleer saatlerin geliştirilmesine yönelik önemli teorik çalışmalar 2003 yılında gündeme geldi. Araştırmacılar, toryum-229 atom çekirdeğinin düşük enerjili geçişinin zaman ölçümünde kullanılabileceğini öne sürdü. Avusturya ve Çin'de yürütülen çalışmalar sonucunda bu yaklaşım deneysel sistemlere dönüştürüldü. Nature dergisinde yayımlanan iki ayrı araştırma, nükleer saat teknolojisinde ulaşılan aşamayı ortaya koydu.<br />
<br />
<b>KARANLIK MADDENİN GİZEMİNİ ÇÖZEBİLİR Mİ?</b><br />
<br />
Yeni teknolojinin kullanım alanları yalnızca zaman ölçümüyle sınırlı değil. Araştırmacılar, nükleer saatlerin evrenin temel fiziksel özelliklerini incelemek ve karanlık maddeye ilişkin olası etkileri araştırmak amacıyla da kullanılabileceğini belirtiyor. Son derece hassas ölçümler yapabilen bu sistemlerin, mevcut yöntemlerle tespit edilmesi güç olan küçük fiziksel değişimlerin incelenmesine katkı sağlaması bekleniyor.<br />
<br />
<b>EN HASSAS ATOMİK SAATLERİN SEVİYESİNE HENÜZ ULAŞAMADI</b><br />
<br />
İlk çalışan nükleer saatlerin geliştirilmesiyle önemli bir aşama kaydedilmesine rağmen teknoloji henüz en gelişmiş atomik saatlerin kararlılık düzeyine ulaşamadı. Araştırmalarda, sistemlerin ölçüm performansını artırmak için daha güçlü lazerler ve yeni teknik düzenlemeler gerektiği belirtildi. Bilim insanları, yapılacak geliştirmelerle nükleer saatlerin gelecekte daha yüksek hassasiyete ulaşabileceğini değerlendiriyor.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48101</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çoklu Evren Teorisi: Sadece Filmlerde mi Kalacak?</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48054&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 21:00:02 GMT</pubDate>
			<description>Beyler, selam! Yine bir gece yarısı aklıma takılan bir konu var. Şu çoklu evren teorisi var ya, hani bazen filmlerde falan görüyoruz. Gerçekten böyle...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Beyler, selam! Yine bir gece yarısı aklıma takılan bir konu var. Şu çoklu evren teorisi var ya, hani bazen filmlerde falan görüyoruz. Gerçekten böyle bir şey olabilir mi sizce? Yani bizim evrenimizden başka, belki bambaşka fizik kurallarına sahip evrenler var mı?<br />
<br />
Geçenlerde bir belgesel izledim, orada bu konudan bahsediyorlardı. Kuantum fiziğiyle falan bir bağlantısı varmış sanırım. Ama benim gibi fizik cahili için biraz karışık.<br />
<br />
Sizce bu sadece bir bilim kurgu senaryosu mu, yoksa gerçekten bilim insanları üzerinde çalıştığı, bir gün kanıtlanabilecek bir teori mi? Bu konuda bilgisi olan veya fikir yürütebilecek var mı? Hadi bakalım, ilginç yorumlarınızı bekliyorum!</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=211">Bilim</category>
			<dc:creator>Matsuro</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48054</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
