<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>ForumKalbi.Com - Köşe Yazıları</title>
		<link>https://www.forumkalbi.com/</link>
		<description>Köşe yazarlarının güncel yazıları..</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Tue, 27 Oct 2026 16:41:23 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://forumkalbi.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>ForumKalbi.Com - Köşe Yazıları</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Fon krizinden güç krizine</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48460&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sun, 25 Oct 2026 18:02:05 GMT</pubDate>
			<description>Fon ile yatıp fon ile kalkmaya başladık. Sabahtan akşama kadar fonları konuşuyoruz, yarattıkları sorunları tartışıyoruz. 
 
Çünkü bu kriz herkese...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Fon ile yatıp fon ile kalkmaya başladık. Sabahtan akşama kadar fonları konuşuyoruz, yarattıkları sorunları tartışıyoruz.<br />
<br />
Çünkü bu kriz herkese dokundu. Her mahalleye girdi, her mutfağa uzandı. Etkileri de uzun süre devam edecek.<br />
<br />
“Benim fonlarla hiç ilgim olmadı, hayatımda borsada oynamadım” diyenler bile bu gelişmelerden payını aldı. Belki farkında değiller ama onlar da bu krizin ekonomik ve toplumsal sonuçlarıyla karşı karşıya.<br />
<br />
Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, zararın önemli bir bölümünü henüz görebilmiş değiliz ama geçmişte yaşanan benzer finansal krizlerin ekonomik ve toplumsal sonuçlarını incelediğimizde ise önümüzde nasıl bir tablo oluşabileceğini tahmin etmek zor değil.<br />
<br />
Finansal piyasaların hafızası güçlüdür. Bir kurumda başlayan kayıp, başka kurumların bilançolarına, yatırımcıların davranışlarına ve nihayet ekonominin bütününe yayılabilir. Akademik literatürde buna contagion, yani finansal bulaşma diyoruz.<br />
<br />
Türkiye’de bugün yaşananları değerlendirirken bu bulaşmanın hangi kanallardan ilerlediğine, piyasa gücünün kimlerin elinde toplandığına ve bu ekonomik gücün siyasal karar mekanizmalarıyla nasıl ilişkilendiğine bakmamız gerekiyor.<br />
<br />
Finansal krizlerin en ürkütücü yanı, zararın nerede başlayıp nerede biteceğinin kolayca kestirilememesidir. Bir fonda yaşanan kayıp, aynı hisselere yatırım yapan başka fonlara, oradan bankalara, şirketlere ve nihayet hanehalkına kadar uzanabilir. Yatırımcıların güvenini kaybedip paralarını çekmesi satışları hızlandırır; düşen fiyatlar yeni kayıplar yaratır.<br />
<br />
Şirketlerin finansmana erişimi zorlaşır, bankalar teminatlarını yeniden değerlendirir, kredi koşulları ağırlaşır. Üstelik birbirine ortaklıklarla, borç ilişkileriyle ve aynı varlıklara yapılan yatırımlarla bağlanan kurumlar, krizin etkisini farkında olmadan büyütür. Bir kurumda yaşanan sorun, henüz hiçbir kayıp yaşamamış başka bir kuruma duyulan güveni de sarsabilir. Böylece finansal piyasalarda başlayan sarsıntı, zamanla üretimi, istihdamı ve milyonlarca insanın günlük yaşamını etkileyebilecek bir ekonomik dalgaya dönüşür.<br />
<br />
Peki, finansal piyasalarda böylesine büyük riskler birikirken ekonomik güç kimlerin elinde toplanıyor?<br />
<br />
Bu gücün siyasal karar mekanizmalarıyla ilişkisi nasıl şekilleniyor?<br />
<br />
Bu soruların yanıtını arayan akademik çalışmalar oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.<br />
<br />
Ekonomist Mara Faccio’nun 47 ülkeyi kapsayan araştırması, şirket sahipleri ve yöneticileriyle siyasetçiler arasındaki bağlantıların şirketlerin piyasa değerini etkileyebildiğini gösteriyor. Siyasal bağlantıların ekonomik değeri, ülkelerin kurumsal yapısına ve denetim mekanizmalarının işleyişine göre değişiyor.<br />
<br />
Harvard Üniversitesi’nden Asim Ijaz Khwaja ile Atif Mian’ın Pakistan üzerine yaptığı araştırmada ise siyasal bağlantıları bulunan şirketlerin diğer şirketlere göre yüzde 45 daha fazla kredi kullandığı, temerrüt oranlarının da yüzde 50 daha yüksek olduğu görülüyor. Üstelik bu farklılıklar özellikle kamu bankalarında belirginleşiyor.<br />
<br />
Daron Acemoğlu, Simon Johnson, Amir Kermani, James Kwak ve Todd Mitton’ın ABD’deki 2008 finansal krizi üzerine araştırması da benzer bir ilişkiye dikkat çekiyor. Timothy Geithner’ın Hazine Bakanlığı’na aday gösterilmesinin ardından, kendisiyle geçmişten bağlantıları bulunan finans kuruluşlarının hisselerinde ilk işlem günü yaklaşık yüzde 6, on işlem günü sonunda ise yaklaşık yüzde 12 oranında olağanüstü getiri hesaplanıyor.<br />
<br />
Örneklerin sayısına yetişmek olanaksız.<br />
<br />
Şimdi Türkiye’ye bakalım.<br />
<br />
Ortada yanıtlanması gereken, ancak kapsamı herkesin de bildiği konuyu soru kümesi haline getirelim.<br />
<br />
Dahası, önümüzde çok daha ağır bir soru duruyor: Uluslararası endeks kuruluşu MSCI, Türkiye sermaye piyasasındaki şeffaflık sorunlarını ve koordineli işlem şüphelerini gündeme taşıyıp ikaz etmeseydi ve sonrasında bazı endeks değişikliklerini durdurmasaydı ne olacaktı? Yıllardır bu piyasaları gözetmekle yükümlü kurumlar hangi aşamada, hangi gerekçelerle harekete geçecekti?<br />
<br />
MSCI’ın uyarıları, finansal sistemimizin denetimine ilişkin ciddi bir hesap verme sorumluluğunu gündeme getiriyor. Fonların sahiplik yapılarından siyasal bağlantılarına, düzenleyici kurumların kararlarından olası çıkar çatışmalarına kadar uzanan ilişkilerin açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Ekonomik güç ile siyasal nüfuz arasındaki bağları araştırmak, artık ertelenemeyecek bir kamusal görev olarak karşımızda duruyor.<br />
<br />
Biraz da utanarak bakmamız gereken bir tablo var: Milyonlarca insanın tasarrufunu ilgilendiren Türkiye sermaye piyasasının güvenilirliği konusunda, yabancı bir endeks kuruluşunun uyarıları belirleyici bir gündem yaratıyor. Ülkenin kendi denetim kurumları, bağımsız kurulları ve siyasi sorumluları varken böylesine önemli soruların dışarıdan gelen uyarılarla yeniden gündeme taşınması başlı başına sorgulanmayı hak ediyor.<br />
<br />
Ve asıl düşündürücü olan, MSCI’ın gördüklerinden çok, Türkiye’de yetkili kurumların ve siyasi karar vericilerin bugüne kadar neyi bildikleri, neyi görmezden geldikleri ve bildikleri karşısında ne yaptıklarıdır.<br />
<br />
<img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Authors/eecf83cd-f7cf-43c5-9fe5-265ed4d3f27f.png" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<b>Veysel Ulusoy</b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48460</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türklük ve Türk kimliği</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48459&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sun, 25 Oct 2026 18:01:12 GMT</pubDate>
			<description>Resim: https://image-cdn-fa.spotifycdn.com/image/ab67656300005f1f39843c8f70ce686d5ef236ae  
 
Değerli okur bugün okuyacağınız 24 Aralık 2006 günlü...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://image-cdn-fa.spotifycdn.com/image/ab67656300005f1f39843c8f70ce686d5ef236ae" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Değerli okur bugün okuyacağınız 24 Aralık 2006 günlü Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştı. Aynı yazıyı 20 yıl sonra Cumhuriyet gazetesinde de yayımlamak zorunda kalmak bana acı vermekte.<br />
<br />
***<br />
<br />
Ahmet Yıldız’ın “Ne Mutlu Türküm Diyebilene” (İletişim Yayınları, s.66) adlı kitabından aldığım ilhamla Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı romanından uzun bir alıntı yapacağım. Bir diyalog, Milli Mücadele sırasında Türk sözcüğünün halkta yarattığı imgeyi gözler önüne sermektedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra emir erinin köyüne yerleşen Türkçü bir subay, Ahmet Celal ile, köylülerden Bekir Çavuş arasında, düşman köye yaklaştığı sırada şöyle bir konuşma geçer (İletişim Yayınları, 1998, S.172-173):<br />
<br />
[“Bir gün, Bekir Çavuş fena bakarak söyledi.<br />
<br />
- Düşman tee İzmir’de idi, sağdan sataştılar, soldan sataştılar. Herife rahat vermediler. Buralara kadar gelmesine sebep oldular. Ne diyeyim bilmem ki, Allah sebep olanları...<br />
<br />
Elimin tersiyle suratına bir tokat aşk etmek istedim. Fakat, kendimi tuttum. Ve ona son defa olarak, vatanın bütünlüğü hakkında bir fikir vermeye çalıştım:<br />
<br />
- Bir Türk için İzmir ne ise Sivas odur. Diyarbakır ne ise Samsun da odur. İzmir zaptolundumu, bütün Anadolu’nun ilmiği düşmanın elinde demektir. Orası kurtulmayınca burası kurtulmaz. Bekir Çavuş sözümü kesti:<br />
<br />
- Haydi be, sen de... Bu lafları başkasına anlat.<br />
<br />
<b>Kendimi tutamadım:</b><br />
<br />
- Bekir Çavuş aklını başına al, yoksa başına bir şey indiririm, dedim.<br />
<br />
Derhal, benim subaylığımı ve kendi çavuşluğunu hatırına getirmiş olacak, hemen toplandı.<br />
<br />
- Kusura bakma, biz köylüyüz. Böyle şeylere aklımız ermez, dedi ve yanımdan kalkıp gitmek istedi. Kolundan tutup oturttum:<br />
<br />
- Sen yalnız köylü değilsin. Sen askerlik etmiş adamsın. Sana bu sözler yakışmaz. Ayıptır, ayıptır!<br />
<br />
Asker! Fakat, Bekir Çavuş, bir bozgun ordusunun askeridir. Kim bilir kaç dayakta kötürümleşmiş maneviyatını ayağa kaldırıp durdurmak ne mümkün! Hele, düşmanın şu karşı tepeleri tuttuğu bir sırada ona dasitani bir heyecan vermeye çalışmak kadar abes ve mevsimsiz bir şey tasavvur olunamaz. Bekir Çavuş:<br />
<br />
- Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.<br />
<br />
- Onlar kim?<br />
<br />
- Aha, Mustafa Kemal Paşa’dan yana olanlar...<br />
<br />
- İnsan Türk olur da nasıl Mustafa Kemal Paşa’dan yana olmaz ?<br />
<br />
- Biz Türk değiliz ki, beyim.<br />
<br />
- Ya nesiniz ?<br />
<br />
- Biz İslamız, elhamdülillah... O senin dediklerin Haymana’da başlar.”<br />
<br />
“Eğer, bize zafer nasip olsa bile kuracağımız şey, yalnızca bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede ? O henüz ortada yoktur...yeni baştan yapmak gerekecektir.”]<br />
<br />
Günümüzün aydın ve yazar takımından “Bekir Çavuş”lar 1923-1945 arasını bu nedenle kurşuna diziyorlar. O dönem, bir Türk ulusu kimliği ve bilinci inşaa etmek istediği için... (Hürriyet, 24 Aralık 2006)<br />
<br />
***<br />
<br />
Osmanlı saltanatında Ermeni Ermeni olduğunu, Arap Arap olduğunu, Rum Rum olduğunu, Kürt Kürt olduğunu biliyor ama Türk Türk olduğunu bilmiyor; okullarında Türk-Osmanlı tarihini değil İslam tarihi okutuluyor; halk vatandaş değil ama uyruk (“tebaa”). Yani Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre uyruk, “bir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olma durumu” veya bu bağa sahip olan kimse.<br />
<br />
Günümüzde zibil gibi türlü-çeşitli “Bekir Çavuş”lar var. Bir de TC vatandaşı olup da devlet vatandaşlığının adı olan Türklükten nefret edenler var. Hem Cumhuriyetin tamamını kurşuna dizmeye kalkışıyorlar hemi de anayasada “kurucu unsur” olarak yer almak ve okullarda kendi dillerinde öğretim istemekteler. Ne anayasa ne baba yasa ne de uluslararası kuralları dinlemekteler. “Kardeş” diyorsun. “Kimliğinde yazan Türklük, anayasa vatandaşlığı”nın adıdır; senin etnik kökenine tecavüz değildir, onu senin elinden almıyor. Devlet vatandaşlığı senin etnik kökenini elinden almaz ama bu topraklar üzerinde yaşamakta olan bütün etnik kökenleri aynı kazanda buluşturur, buluşturmak zorundadır.”<br />
<br />
İlkokula giderken tekerlemeler uydurmak gibi bir kötü tutkum vardı Caz şarkıcılarını takliden “Vasmandı vasmandı gut bin bay bıdıbıt!” ya da “Keskindoreke fındınfalava” gibi herzeler uydururdum. Rumcaya benzeterek “Anladın mı?” anlamında “Anladikos moroniskala?” derdim! Şimdilerde, “Gel min kirivo?”1<br />
<br />
---<br />
<br />
<b>1- </b>Anladın mı kirve?<br />
<br />
<img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Authors//yazarlar/foto/yazar376.png" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Özdemir İnce</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48459</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ABD'nin Barbarlık ve Vahşetini Gösteren Kare Katledilmeden Hemen Önce ki Son Emzirme]]></title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48275&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 19:45:16 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Resim: https://pbs.twimg.com/media/HCpdubVXUAE3z_n?format=jpg&name=900x900  
 
*ABD'NİN BARBARLIK VE VAHŞETİNİ GÖSTEREN KARE KATLEDİLMEDEN HEMEN ÖNCE...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://pbs.twimg.com/media/HCpdubVXUAE3z_n?format=jpg&amp;name=900x900" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
<b>ABD'NİN BARBARLIK VE VAHŞETİNİ GÖSTEREN KARE KATLEDİLMEDEN HEMEN ÖNCE Kİ SON EMZİRME</b><br />
<br />
&#8203;Bundan tam 54 yıl önce, <br />
1972 yılının Şubat ayında, emperyalist Amerikan ordusu Vietnamlı direnişçilerin izini sürmek amacıyla Bac Lieu köyüne kanlı bir baskın düzenledi.<br />
<br />
&#8203;Askerler köyde, bir direniş liderinin eşi olan Nguyen Thi Tu’yu ele geçirdiler. Ona ağır işkenceler ettiler; ancak o, eşinin yerini söylemeyi reddederek onurlu bir sessizliğe büründü. Bunun üzerine, gittikleri her yere yıkım götüren &quot;Yankee ABD&quot; askerleri, genç kadını infaz etmeye ve kulaklarını keserek bedenini parçalamaya karar verdiler.<br />
<br />
&#8203;Nguyen öldürüleceğini anlayınca henüz 10 aylık olan yavrusunu aç kalmaması halm son bir kez emzirmek istedi.<br />
<br />
Anne sütünün sıcaklığı bebeğinin damağındayken, Amerikan askerleri onu arkasından kafasından vurarak katletti. Bu fotoğraf, infazdan hemen önce, bir annenin son vedası olarak tarihe kazındı.<br />
<br />
&#8203;İşte Hollywood filmlerinde kendilerini &quot;dünyanın kurtarıcısı&quot; gibi pazarlayan, oysa gerçekte soykırımcı ve sapkın birer emperyalist olan Amerika Birleşik Devletleri’nin gerçek yüzü budur. Artık dünya bu maskenin ardındakileri gördü; şimdiki ve gelecek nesiller her şeyin farkında. Dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağının neresi olduğu artık aşikârdır.<br />
<br />
&#8203;Not: Tarihin bu tür acı kareleri, sadece birer anı değil, insanlık vicdanına bırakılmış ağır birer mirastır.<br />
&#8203;<br />
<b>Abdülhamid Doğan</b></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Penelope</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48275</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ortadoğu'da Amerikan Varlığı Kalmayacak]]></title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48274&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 19:43:18 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Resim: https://pbs.twimg.com/media/HCr2k8wbQAAt-J2?format=jpg&name=900x900  
 
*Alon Mizrahi, İsrailli bir gazeteci, dünyanın en saygın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://pbs.twimg.com/media/HCr2k8wbQAAt-J2?format=jpg&amp;name=900x900" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
<b>Alon Mizrahi, İsrailli bir gazeteci, dünyanın en saygın Yahudilerinden biri:</b><br />
<br />
&quot;Tarihe tanıklık ediyoruz. İran, herkesi şaşırtacak şekilde, Amerikan üslerini o kadar kapsamlı, o kadar büyük ölçekli ve o kadar kararlı bir şekilde yok ediyor ki, dünya buna hazır değil.&quot;<br />
<br />
İran, 4 gün içinde bölgedeki askeri üstünlük alanını genişletmeyi başardı. İran, dünyanın en değerli ve pahalı askeri üslerini, mülklerini ve teçhizatlarını imha etti.<br />
<br />
Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan'daki Amerikan üsleri, tüm dünyadaki en büyük askeri tesisler arasında yer alıyor. Bu tesislerin inşası, onlarca yıl boyunca trilyonlarca dolara mal oldu. 30 yılı aşkın süredir yapılan askeri harcamaların büyük bir kısmının boşa gittiğinden bahsediyoruz.<br />
<br />
Yüz milyonlarca dolar değerindeki radarların bir anda imha edildiğini görüyoruz. Tüm askeri üslerin terk edildiğini, yakıldığını, yağmalandığını ve yok edildiğini görüyoruz. Ve size söylüyorum, bildiğim kadarıyla ABD, Pearl Harbor hariç, tüm tarihinde böyle bir yıkım yaşamadı; ama o sadece bir saldırıydı.<br />
<br />
Geleneksel bir savaşta hiçbir düşman, İran'ın şu anda Amerikan askeri güçlerine yaptığı gibi bir şey yapmadı. İnanması güç. Askeri durum o kadar ciddi ki, sansür bu savaşla ilgili neredeyse tüm yeni bilgileri engelliyor. Fark ettiyseniz, her geçen gün daha az bilgi ediniyoruz.<br />
<br />
Otuz beş yıl önce, ilk Irak savaşı sırasında, Irak'tan sayısız görüntü izledik. O zamanlar akıllı bombalar ve kameralar yeni bir şeydi, ama her gece gece çekimleri gösteriliyordu. Şimdi ise neredeyse hiç video göremiyoruz.<br />
<br />
Şunu anlayın! Güya dünyanın en büyük askeri gücü, dünyanın en büyük hava gücüne sahip ülkesi burası ve ABD'nin İran savunmasını kırdığı güya dördüncü gününde, İran semalarında Amerikan üstünlüğüne dair hiçbir işaret görmüyoruz. Tahran veya İran'ın herhangi bir başka bölgesinin üzerinde uçan uçaklarımızın video kayıtları nerede?<br />
<br />
Amerikan askerleri İran topraklarına ayak basmayı hayal bile edemiyor. Bu savaşın ne kadar umutsuz olduğunu anlamak için, dördüncü günde Trump yönetiminden en akıl almaz öneri ve fikirleri duyuyorsunuz. Basra Körfezi'nden ayrılan petrol tankerlerine askeri refakat göndermeyi öneriyorlar. Ne saçmalıyorsunuz siz! Binlerce İran füzesinin imha bölgesine Amerikan gemileri mi göndermek istiyorsunuz? Şu anda Hürmüz Boğazı'ndan kimse geçemiyor.<br />
<br />
İranlılar on yıllardır buna hazırlanıyor. Kürt milislerini silahlandırıp İran'ı işgal etme fikrini açıkça ortaya atıyorlar. Ne saçmalıyorsunuz siz? İran haritasını gördünüz mü!? Görünüşe göre Trump yönetimi İran haritasını hiç görmemiş! Ne kadar büyük olduğunu biliyor musunuz? İran'ı işgal etmek ne demek!? 10.000 kişilik bir milis gücünün İran'ı işgal edebileceğini mi düşünüyorsunuz!? Ya da 50.000? Ya da 100.000? İran onları yutar.<br />
<br />
ABD ve İsrail bu savaşı çoktan kaybetti. ABD ve İsrail milyonlarca sivili evlerinde öldürebilir. Güçlü bombaları var ve binaları havaya uçurabilirler, ama bu savaşı kazanamayacaklar. İran'ın askeri altyapısı ve silahları İran'ın her yerinde yerin derinliklerinde bulunuyor. Ne Amerikalıların ne de özellikle İsraillilerin bunlara ulaşma şansı yok. Çok kötü bir durumdalar.<br />
<br />
Başlattıkları işi bitirme şansları yok. Bütün bunlar bittiğinde, ABD asla Batı Asya'ya geri dönmeyecek. Orta Doğu'da Amerikan varlığı kalmayacak. Bunu size şimdiden kesin olarak söylüyorum.&quot;</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Penelope</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48274</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sokak kedileri ve vicdan muhasebesi: Onlar bize ne anlatıyor?</title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48132&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 05:00:02 GMT</pubDate>
			<description>Selam millet, 
 
Bugün yine marketten çıkarken karşılaştığım o minik, titreyen kedi yavrusunu görünce aklıma takıldı. Her gün birçoğumuz sokaklarda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Selam millet,<br />
<br />
Bugün yine marketten çıkarken karşılaştığım o minik, titreyen kedi yavrusunu görünce aklıma takıldı. Her gün birçoğumuz sokaklarda bu minik canlarla karşılaşıyoruz, değil mi? Kimimiz severek mamasını verir, kimimiz görmezden gelir, kimimiz ise... neyse.<br />
<br />
Ama ben düşünüyorum da, bu sokak kedileri bize ne anlatıyor aslında? Onların o çaresiz bakışları, karnını doyurmak için verdiği mücadele... Bu durum, bizim toplumumuzun ne kadar vicdanlı ya da ne kadar kayıtsız olduğunu da göstermiyor mu? Yani, bir hayvanın temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı bir ortamda, biz nasıl olup da &quot;ilerici&quot; veya &quot;medeni&quot; olduğumuzdan bahsedebiliriz ki?<br />
<br />
Bazıları &quot;abartıyorsunuz, kedi işte ne olacak&quot; diyebilir. Ama benim için mesele sadece bir kedi değil. Mesele, yaşamın her alanındaki o empati eksikliği, o duyarsızlık. Sokak hayvanları, aslında bizim kendi içimizdeki boşlukların, merhamet eksikliğimizin bir yansıması gibi geliyor bana.<br />
<br />
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sokak kedileriyle ilgili yaşadığınız ilginç ya da düşündürücü olaylar var mı? Onlara karşı sorumluluklarımız neler olmalı? Fikirlerinizi merak ediyorum.<br />
<br />
Herkese iyi forumlar!</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Matsuro</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48132</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Günümüz dünyasında "Değerler" gerçekten de çürüyor mu? Yoksa biz mi fazla duyarlıyız?]]></title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48122&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 01:00:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[BASLIK: Günümüz dünyasında "Değerler" gerçekten de çürüyor mu? Yoksa biz mi fazla duyarlıyız? 
MESAJ: 
 
Arkadaşlar, selamlar! Köşe Yazıları...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>BASLIK: Günümüz dünyasında &quot;Değerler&quot; gerçekten de çürüyor mu? Yoksa biz mi fazla duyarlıyız?<br />
MESAJ:<br />
<br />
Arkadaşlar, selamlar! Köşe Yazıları kategorisindeki bu başlıklar beni biraz düşündürdü. Özellikle &quot;Değerler nasıl çürütülüyor?&quot; konusu içime oturdu.<br />
<br />
Şöyle bir etrafıma baktığımda, evet, bazı şeylerin eskisi gibi olmadığını görüyorum. Mesela saygı, hoşgörü, aile bağları... Sanki bu kavramlar gün geçtikçe aşınıyor gibi. Sosyal medyada gördüğümüz kutuplaşmalar, birbirine tahammülsüzlükler, hızlı tüketim kültürü... Bunlar hep bir şeylerin çürüdüğüne işaret ediyor gibi.<br />
<br />
Ama bir yandan da düşünüyorum, acaba bizler de mi biraz fazla &quot;nostaljik&quot; bakıyoruz? Belki de her dönem kendi içinde farklı değerleri barındırıyor ve biz sadece kendi bildiğimiz, alıştığımız değerleri arıyoruzdur. Belki de genç neslin değerleri farklı, ama bu onların değerlerinin &quot;çürük&quot; olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Sizce de öyle mi? Günümüzde &quot;değerler&quot; gerçekten çürüyor mu, yoksa biz mi bunu böyle algılıyoruz? Ya da belki de her ikisi de geçerli? Ne dersiniz, bu konuda sizin fikirleriniz nelerdir? Tartışalım biraz.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Umran</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48122</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin en yeni 'Batık Köyü' sular çekilinde ortaya çıktı]]></title>
			<link>https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48069&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:04:54 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Isparta'nın Sütçüler ilçesinde Kasımlar Barajı'nda suların çekilmesiyle yıllardır sular altında kalan Darıbükü köyündeki taş evler, cami ve okul...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Isparta'nın Sütçüler ilçesinde Kasımlar Barajı'nda suların çekilmesiyle yıllardır sular altında kalan Darıbükü köyündeki taş evler, cami ve okul yeniden görüntülendi.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://sozcu01.sozcucdn.com/sozcu/production/uploads/images/2026/9/batikjpg-uvvW8ZIqdEm7ZV4vObrrbg.jpg?w=776&amp;h=436&amp;mode=crop&amp;scale=both" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Isparta'da yıllardır sular altında kalan Darıbükü köyü, Kasımlar Barajı'ndaki su seviyesinin düşmesiyle güneşi gördü. Akş ve Eğirdir ilçelerinden gelen suların oluşturduğu Köprüçay üzerinde 2016'da yapımı tamamlanan baraj nedeniyle köy su altında kalmıştı.<br />
<br />
<div align="center"><img style="max-width: 600px; cursor: pointer;" onclick="window.open(this.src)"  src="https://sozcu01.sozcucdn.com/sozcu/production/uploads/images/2026/9/kojpg-w4QTsEYENU2GJWlCzKkVyQ.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
<b>&quot;FİLM SAHNESİNE BENZİYOR&quot;</b><br />
Yaz döneminde suların çekilmesiyle köyde bulunan taş evler, cami, okul ve eski yapılar yeniden görünür hale geldi. Dron kameralarla çekilen görüntüler, geçmişin izlerini taşıyan bu alanın film sahnelerini andıran bir görüntüye sahip olduğunu ortaya koydu.<br />
<br />
Köydeki ev sahiplerine farklı alanlarda yeni konutlar yapılarak teslim edilmişti. Sonbahar aylarında oluşan seyirlik görüntüler, “batık köy”ü doğaseverler ve fotoğraf tutkunlarının durağı yapıyor.<br />
<br />
<strong><span style="color: red">[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. <a href="register.php" rel="nofollow"><u>Foruma üye olmak için TIKLAYIN!</u></a>]</span></strong></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=43">Köşe Yazıları</category>
			<dc:creator>Vandetta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=48069</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
