| Leydihan |
20 Nisan 2024 04:48 |
Yanıt: Ego: Sahte Merkez
Plastik bir hayatla nasıl mutlu olabilirsiniz ki?
Sahte bir yaşamla nasıl zevkli huzurlu ve mutluluk içerisinde olabilirsiniz? İşte o zaman da ego bir çok can sıkıntısı yaratır milyonlarcasını.
Siz onu göremezsiniz çünkü o sizin kendi karanlığınız. Ona göre ayarlandınız.
Tüm mutsuzlukların ego aracılığıyla hayatınıza girdiğini fark ettiniz mi? O sizi mutlu kılmaz; sadece mutsuz yapar.
Ego cehennemdir.
Acı çektiğiniz zaman, izleyip analiz etmeye çalışın ve göreceksiniz ki bir yerlerde neden egodur. Ve ego acı çekmek için sebepler bulmaya devam eder.
Siz de herkes gibi bir egoistsiniz. Bazıları yüzeydedir, çok belirgindir ve onlar çok ta zor değildir. Bazılarıysa çok derinlerde ve zor fark edilirler, ve onlardır esas problem.
Bu ego sürekli olarak başkalarıyla çatışma halinde belirir, çünkü her ego kendinden hiç emin değildir. Öyle olmak ta zorundadır - çünkü sahtedir. Elinizde hiç bir şey olmadığı halde, var olduğunu düşünüyorsanız sorun çıkacaktır.
Biri çıkar da "Sende hiç bir şey yok" derse kavga başlar, çünkü siz de bir şey olmadığını hissediyorsunuzdur. Diğerleri gerçeği fark etmenizi sağlar.
Ego sahtedir, o hiç bir şeydir.
Bunu siz de biliyorsunuz.
Bunu nasıl olur da bilemezsiniz? Mümkün değil! Bilinçli bir varlık - nasıl olur da bu egonun sahte bir şey olduğunu bilemez? Ve birileri diyor ki, hiç bir şey yok - ve birileri hiç bir şey yok dediğinde gerçeği söylerler onlar; darbe yersiniz - ve hiç bir şey doğrular kadar çarpıcı olamaz.
Savunmak zorundasınızdır, çünkü savunmazsanız savunmaya çekilmezseniz o zaman nereye gideceksiniz?
Kayıplara karışacaksınız.
Kimliğiniz dağılacak.
Dolayısıyla savunacak ve savaşacaksınız - çatışma budur işte.
Kendi benliğini bulmuş bir insan hiç bir zaman çatışmaz. Birileri onunla çatışmaya gelse de o kimseyle çatışma halinde değildir.
Bir Zen üstadı, sokak boyunca yürürken başına böyle bir şey gelmiş. Bir adam koşarak gelmiş ve sert bir şekilde ona vurmuş. Üstad yere düşmüş. Ayağa kalkmış ve önceden yürüdüğü yönde geriye bile dönüp bakmadan tekrar yürümeye başlamış.
Yanında bir öğrencisi varmış. Şoka uğramış. "Bu adam da kim? Bu nedir? Böyle birileri yaşıyorken herhangi birisi gelip sizi öldürebilir. Ve siz adamın kim olduğunu bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile" demiş.
Üstad da "Bu onun sorunu benim değil" demiş.
Ego, sürekli problem peşinde koşar. Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse ego acıkmış hisseder.
O ilgi ile yaşar.
Dolayısıyla birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir. Eğer birisi severse iyidir. Eğer kimse sizi sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında ilgi üzerinizde olacaktır. Fakat kimse size hiç bir ilgi göstermezse, kimse sizin önemli birisi olduğunuzu düşünmezse o zaman egonuzu nasıl besleyeceksiniz?
Diğerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır.
Milyonlarca şekilde insanların ilgisini çekersiniz; belli bir tarzda giyinirsiniz, güzel görünmeye çalışırsınız çok kibar olursunuz, roller edinirsiniz değişirsiniz. Ne tür koşulların geçerli olduğunu sezinlediğinizde hemen insanların size ilgi göstereceği yönde değişiverirsiniz.
Bu çok derinden bir dilenciliktir
Gerçek bir dilenci, ilgi arayan ve talep eden kişidir. Ve gerçek imparator da kendi içinde yaşayandır; onun kendi merkezi vardır, başka kimseye bağımlı değildir.
Buddha bodhi ağacının altında oturuyor, o an dünya yok oluverse Buddha için bir şey fark edecek midir? Hiç bir şey. Hiç bir şey fark etmemiş olacaktır. Tüm dünya kaybolsa bir fark yaratmayacak, çünkü o merkezine ulaşmıştır.
Ya siz; şayet eşiniz kaçar, sizi boşar, başka birisine giders,e tamamıyla dağılırsınız - çünkü o size ilgi gösteriyordu, özen gösteriyor, seviyor etrafınızda dolaşıyor, sizin kendinizi birisi olarak hissetmenize yardım ediyordu. Tüm imparatorluğunuz kayboldu, siz dağılıverdiniz. İntihar etmeyi bile düşünmeye başlarsınız. Neden? Neden karınız sizi terk edince intihar edesiniz? Neden kocanız sizi terk edince intihar edesiniz? Çünkü kendinize ait bir merkeziniz yok. Karınız size merkezi veriyordu; kocanız size merkezi veriyordu.
İnsanlar bu şekilde varolurlar. Böylelikle insanlar başkalarına bağımlı hale gelir. O çok derinden bir köleliktir. Ego bir köle olmak ZORUNDADIR. O başkalarına bağımlıdır. Ve sadece egosu olmayan kişi ilk defa olarak efendidir; artık o bir köle değildir. Bunu anlamaya çalışın.
Ve egoyu kendi içinizde aramaya başlayın - başkalarında değil, bu sizin işiniz değildir.
Kendinizin ne zaman mutsuz hissedecek olursanız, hemen gözlerinizi kapayın, bu mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalışın, ve her seferinde göreceksiniz ki, sahte merkeziniz başka biriyle çatışmakta.
Siz bir şey umdunuz ve gerçekleşmedi.
Siz bir şey beklediniz ve tam tersi oldu - egonuz sarsıldı, mutsuzsunuz. Yalnızca bakın; ne zaman mutsuz olursanız, neden olduğunu bulmaya çalışın.
Sebepler sizin dışınızda değil. Temel neden içinizdedir - ama siz her zaman dışarı bakarsınız, her zaman sorarsınız:
Beni kim mutsuz ediyor?
Benim kızgınlığımın sebebi kim?
Beni kim hayata küstürüyor?
Ve dışarı bakarsanız göremezsiniz.
Sadece gözlerinizi kapayın ve her seferinde içe bakın.
Tüm mutsuzluğunuzun, kızgınlığınızın can sıkıntınızın kaynağı sizde egonuzda gizli.
Ve kaynağı bulursanız, onun ötesine geçmeniz kolaylaşacaktır. Eğer, sizin başınıza dert açan şeyin, kendi egonuz olduğunu görebilirseniz, ondan kurtulmayı tercih edersiniz - çünkü hiç kimse mutsuzluğunun kaynağını anlayacak olduktan sonra onu taşıyamaz.
Ve şunu unutmayın ki, egodan vazgeçmeniz için bir neden yoktur.
Ondan vazgeçemezsiniz. Ondan kurtulmaya çalışırsanız "Alçak gönüllü oldum" diyen daha zor fark edilen türden bir egonuz olacaktır.
Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Bu kendini gizleyen bir egodur - ama ölü değildir.
Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Alçak gönüllü olmayı kimse deneyemez ve kimse kendi çabasıyla alçak gönüllülüğü yaratamaz asla! Ego ortadan kaybolunca, alçak gönüllülük size gelir. O yaratılan bir şey değildir. O gerçek merkezin gölgesidir.
Ve gerçekten alçak gönüllü bir adam, ne alçak gönüllüdür ne de bencil.
O sadece basittir.
Hatta alçak gönüllü olduğunun bile farkında değildir.
Eğer alçak gönüllü olduğunuzun farkındaysanız, orada ego vardır.
Alçak gönüllü kimselere bakın.Kendilerinin gerçekten alçak gönüllü olduğunu düşünen milyonlarca insan vardır. Yerlere kadar eğilirler, ama izleyin onları - en sofistike egoistlerdir onlar. Artık onların besinlerinin kaynağı alçak gönüllüktür. "Ben alçak gönüllüyüm" derler ve sonra da size bakıp sizin onları takdir etmenizi beklerler.
Sizin onlara "Sen gerçekten alçak gönüllüsün" demenizi isterler. "Aslında sen, dünyanın en alçak gönüllü kişisisin; hiç kimse senin kadar alçak gönüllü değil". Sonra da yüzlerine gelen gülümsemeye bakın. Ego nedir? Ego "Kimse benim gibi değil" diyen bir hiyerarşidir. Alçak gönüllülükle kendisini besleyebilir - "Kimse benim gibi değil, ben en alçak gönüllü kişiyim"
,
Zamanın birinde: Sabahleyin hava henüz aydınlanmamışken, fakir bir dilenci caminin birinde dua etmekteydi. Kutsal bir gündü ve o dua edip şöyle diyordu "Ben bir hiçim. Ben fakirlerin en fakiriyim günahkarların en büyüğüyüm"
Birden bir başka kişinin daha dua etmekte olduğunu fark etti. Adam ülkenin imparatoruydu ve bir başka kişinin daha dua etmekte olduğunun farkında değildi - karanlıktı ve imparator da "Ben bir hiçim. Kimse değilim. Sadece kapındaki bir dilenciyim" diyordu. Başka birisinin daha aynı şeyleri söylediğini duyduğunda imparator dedi ki "Durun! Beni geçmeye çalışan da kim? Sen kimsin? Bir imparator 'bir hiç olduğunu' söylerken, onun önünde aynı şeyi söylemeye nasıl cesaret edersin?"
İşte ego böyle çalışır. Çok zor fark edilir. Onun çalışması çok kurnazca ve derindendir, çok çok uyanık olmalısınız, ancak o zaman onu görebilirsiniz. Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Yalnızca tüm mutsuzlukların, acıların, ego yoluyla geldiğini görmeye çalışın.
Sadece izleyin. Vazgeçmenize gerek yok.
Ondan vazgeçemezsiniz. Kim vazgeçecek ondan? O zaman da vazgeçenin kendisi egoya dönüşecektir. Her zaman geri dönecektir.
Her ne yapıyorsanız yapın, dışında kalın ve bakın izleyin.
Ne yaparsanız yapın - alçak gönüllülük, mütavazilik, basitlik - hiç birisi yardımcı olmaz. Mümkün olan sadece bir şey vardır, o da tüm mutsuzluğunuzun kaynağının ego olduğunu izlemektir. Onu söylemeyin.
Tekrar etmeyin - İZLEYİN. Çünkü ben onun tüm mutsuzluklarınızın kaynağı olduğunu söylersem ve siz de bunu tekrar ederseniz, yararsız olur bu. SİZ, bu anlayışa gelmek zorundasınız. Her mutsuz olduğunuzda yalnızca gözlerinizi kapayın, ve dışardan nedenler aramayın. Bu mutsuzluğun nereden kaynaklandığını görmeye çalışın. O sizin kendi egonuzdur.
Eğer sürekli olarak egonun esas kaynak olduğunu anlar ve hissedecek olursanız bu derinlerde kök salar, ve egonun bir gün onun ortadan kayboluverdiğini görürsünüz. Kimse ondan kurtulmaz - kimse ondan kurtulamaz. Onu öylece görürsünüz; ortadan kayboluverir, çünkü her şeyin kaynağının ego olmasının anlaşılması demek, ondan kurtulmak demektir. BUNU ANLAMAK DEMEK EGONUN KAYBOLMASI DEMEKTİR.
Nihai olana, tanrısal olana giden yolun tümü, egonun bu zorlu arazisinden geçmek zorundadır. Sahte olanın sahteliği anlaşılmak zorundadır. Mutsuzluğun kaynağı olan, mutsuzluğun kaynağı olarak anlaşılmalı - o zaman ortadan kalkıverir.
Onun zehir olduğunu bildiğiniz zaman kaybolur. Onun ateş olduğunu bildiğinizde kaybolur. Bunun cehennem olduğunu anladığınızda yok olur.
Ve işte o zamandır ki bir daha hiç "Egodan vazgeçtim" demezsiniz. O zaman her şeye tüm mutsuzluklarınızın yaratıcısının kendiniz olduğu şakasına gülmek dışında hiç bir şey yapamazsınız.
Charlie Brown'ın bazı karikatürlerine bakıyordum. Bir tanesinde logolarla bir ev yapıyordu. Duvarları yaptığı logoların ortasında oturuyordu. Duvarlarla çevrelendiği bir an geliyor; her tarafını duvarlarla kapattığı bir an. Sonra da "İmdat imdat" diye bağırıyor.
Her şeyi kendisi yaptı! Şimdi de onlarla çevrelendi hapsoldu. Bu çok çocukça ama sizin de tüm yaptığınız bu işte. Kendi çevrenize bir ev inşa ettiniz ve şimdi de "İmdat imdat" diye bağırıyorsunuz. Ve mutsuzluğunuz milyonlarca kez çoğaldı - çünkü sizinle aynı teknede olan yardımcılarınız var.
Çok güzel bir kadın hayatında ilk kez bir psikiyatriste gider. Psikiyatrist kadına "Lütfen biraz yaklaşın" der. Kadın yaklaştığında, hemen kadının üzerine atlayıp sarılır ve onu öper. Kadın şok olur. Sonra da adam "Şimdi oturabilirsiniz. Bu benim sorunumu halleder, şimdi sizin sorununuz nedir?" diye sorar.
Problem katmerlenir, çünkü aynı teknede olan yardımcılar var. Ve onlar yardım etmek isterler, çünkü birisine yardım ettiğinizde egonuz çok çok iyi hisseder - çünkü siz binlerce insana yardım eden büyük bir yardımcı, büyük bir guru efendisiniz.
Ne kadar çok insan sizi izlerse, kendinizi o kadar iyi hissedersiniz.
Fakat siz de aynı teknedesiniz yardım edemezsiniz.
Daha çok zararınız dokunur.
Hala kendi sorunları olan birisinin, başkalarına pek yararı dokunamaz.Yalnızca kendi sorunları olmayan birisinin size yararı dokunabilir. Ancak o zaman sizin içinizi görebilecek netlik vardır. Hiçbir soruna sahip olmayan bir zihin sizi görebilir; siz saydamlaşırsınız.
Sorunları olmayan bir zihin, kendi içinden görebilir; bu nedenledir ki başkalarının içini görebilme yeteneğine ulaşır.
Batı'da çok birçok sayıda psikanaliz okulu vardır ama insanlara hiç bir yardımı dokunmadığı gibi çoğunlukla da zarar verirler. Çünkü başkalarına yardım eden kişiler, ya da yardım etmeye çalışan veya yardım ediyormuş gibi yapanlar da aynı teknenin içindeler. . Kişinin kendi egosunu görmesi zordur.
Siz kendi egonuzu görmeye çalışın.
Sadece izleyin.
Ondan kurtulmak için aceleci olmayın sadece izleyin. Ne kadar izlerseniz o kadar yeterli hale gelirsiniz. Bir gün aniden görüverirsiniz ki kendiliğinden kaybolmuş. Ve aslında sadece kendiliğinden olduğunda kaybolmuş olur. Başka bir yolu yoktur. Olgunluğuna erişmeden ondan kurtulamazsınız.
Kuru bir yaprak gibi düşer.
Ağaç hiç bir şey yapmaz - hafif bir meltem, bir şeyler olur ve ölü yaprak öylece düşer. Hatta ağaç yaprağın düştüğünün farkına bile varmaz. O ses çıkarmaz, bir şey iddia etmez, hiçbir şey yapmaz.
Kurumuş yaprak öylece yere düşer ve dağılır hepsi bu.
Bilinç ve anlayış yoluyla olgunlaştığınızda ve egonun tüm mutsuzluklarınızın nedeni olduğunu derinden hissettiğinizde, bir gün aniden kurumuş yaprağın düşmekte olduğunu göreceksiniz.
O yere ulaşır ve kendi kendine ölür. Siz hiç bir şey yapmadınız, dolayısıyla ondan kendinizin kurtulduğunu iddia edemezsiniz. Onun kayboluverdiğini görürsünüz, ve gerçek merkez ortaya çıkar.
Ve gerçek merkez ruhtur, Tanrıdır, benliğinizdir, gerçekliktir; ya da onu nasıl adlandırmak isterseniz odur.
Onun adı yoktur; o nedenle de tüm adlar uygundur.
Ona canınızın çektiği her ismi verebilirsiniz.
(Osho'nun Zihnin Sınırının Ötesi adlı kitabından. )
|