| Leydihan |
04 Ocak 2025 06:05 |
Yanıt: Farkındalık Hakkında Bilmek İstedikleriniz - Farkındalık Hakkında Herşey
Kuranda da belirtildiği gibi "dünya oyun ve eğlence alanından ibarettir"
Bu oyunun bir amacı var. İşte bu. Farkındalık.
Teslimiyet Kader ve Kuantum
Kader nedir biliyor musun?
Kuantum olasılıklarının salt toplamıdır. İslamiyetteki kadere inanmak ise şöyledir;
Allah (yaratıcı, varlık) bütün kuantum olasılıklarının sonunu ve yolunu bilir. Ama milyonlarca kuantum yolundan birini seçmeyi, insana teşrii iradeye bırakır.
Öncelikle TESLİMİYET kavramından başlayalım. Farkındalık konusunda kendimizi ve düşünceleri izlemek kısmını anlatmıştım. Son aşama ise DUYGULARIMIZI İZLEMEK ti.
En zor olan kısmı budur. Duyguları izlemek. Mesela birisi size ters ters bakar, sonrada küfür eder, siz de sinirlenirsiniz. İşte bu bir duygudur ÖFKE. Mesela anneniz size bağırır, nerdeydin, işte saat kaç vs..vs. anneniz size bir duygu sunmuştur.
Peki teslimiyet nasıl olacak?
Teslimiyet size karşı yönlendirilen egonuzda olumsuz ve tepki verilmesi gerekli görülen (yukarda verdiğim iki örnekteki gibi) duyguların karşısında bir ağaç gibi tepkisiz ve dingin durmaktır.Anneniz size bağırdığı esnada cevap vermek istersiniz.Siz değil aslında egonuz ister.O anda tepkisizce gülümseyere durup nefesizini izlerseniz FARKINDALIĞIN ATEŞİ sizi yakacak ve huzura kavuşacaksınız.Anneniz bir süre sonra bağırmayı kesecek ve daha sonra gelip gönlünüzü almaya çalışacaktır.Boksör örneğini vermiştim yukardaki yazılarımda.Bir boksör diğerine vurmaya başlıyor ama vurduğu boksör öylece duruyor tepki vermiyor.Ne olur?Vuran boksör vurmayı keser ve noluyor der.İşte vurmayı kesicek annenizde arkadaşlarınızda sevgilinizde.Bu farkındalığın en son aşamasıdır.Duyguları izlemek Yani teslimiyet.
Teslimiyet kavramını biraz daha ileriye taşıyalım. Farkındalık kısmı, duyguları izlediğinizde tamamlanmış olur. Artık farkındasınızdır. Peki teslmiyet devam ediyorsa ne işe yarayacak bu teslimiyet?
Olaylara karşı teslimiyete geçersiniz. Burada kuantum kavramı devreye girer.
Güne başladınız uyandınız. Sonra farzedelim okula gidiyorsunuz. Otobüse bindiniz. Otobüs sıkışık trafik var. Ne yaptınız, bir duygu serdiniz ortaya, SIKINTI, STRES..
Teslmiyet neydi? Eğer otobüs sıkışık ve trafik varsa bunun bir sebebi vardır. Belkide otobüs sıkışık olmasaydı, gideceğiniz yere 10 dakika erken gidecektiniz. Gittiğiniz yerde karşıdan karşıya geçerken, size araba çarpacaktı ve sakat kalacaktınız.
Öyleyse kuantum yolunuzu bilmediğinizi kabul edip sadece "başıma gelen şeyler kuantum olumlama yöntemiyle istediğim arzumun, evren ve yaratıcı tarafından bana sunulan olaylar zinciri" olduğuna inanmak zorundasınız.
Şu an bilgisayarınızın başındasınız. Mesela benim önümde bir bardak var. O bardağı birazcık sağa çektim. Evet dünyayı değiştirdim bile. Kaderimi de..
Nasılmı?
Bardağı sola çekmem 3 saniye sürdü. Bu demek oluyor ki bu masadan 3 saniye geç kalkacağım. 3 saniye sonra dışarı çıkacağım ve 3 sonra çıktığımda önümden geçen insan, eski bir arkadaşım olucak. O eski arkadşaımla selamlaşacağız ve birden bir iş kuracağız. Sonra bambaşka bir boyuta gelicek herşey.
İşte kuantum budur. Bu olaylar zincirine islamiyette gayb denilir ve kuran da da belirtildiği gibi "Gaybı Allahtan başkası bilemez". Biz sadece seçebiliriz. Milyonlarca olasılıktan birini.
O zaman attığımız her adımın farkında olmalı, ağzımıdan çıkan her düşüncenin fakrında olmalıyız. Bu sebepledir ki Kuantum, Olumlama çok önemlidir.
Olumlama isteklerimizi farkındalık sahibi olarak yaratıcıya sunmaktır. Yaratıcıdan bir bardak su istemekle, 5 milyon dolar istemek arasında bir fark yoktur. Ama egonuz bazen devreye girip saçmalama böyle istek mi olur diyerek, sizin olumlamanızı bozar.
Teşrii irade yaratıcının bize ruhundan üflediği 7 özelliği arasında bulunmaktadır. İrade kelime anlamı olarak dileğini yaratabilmesidir. Ol demesi yeterlidir. Bizde de bu özellik vardır sınırlıdır. Ama biz irademizle Allahın izin ve onay verdiği şeyleri yaratabiliriz.
Ne istiyorsun? Son model bir arabamı?
Evet yaz bir kağıda hatta fotoğrafını koy. Gece yatmadan önce ve her sabah bak. İstediğini söyle. Ama sakın "ben bu arabayı alamam benim arabam yok.." gibi cümle kurma. Sadece iste.
İnanmıyor musun, sonsuz güç sahibi yaratıcının senin isteğini yerine getirmeyeceğine?
Arabayı istedin ve o istek iletildi. Artık sana yeni bir kuant yolu açılır. Bir bardağın yerini değiştirirsin farkında olmadan ve o değişen kader yolu, seni istediğin arabaya götürür.
O halde sakın isyan etmeyin. Sadece olumlu cümleler kurun. Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin. Şeytan fm in oyununa gelmeyin.
Olayların akışına TESLİM olun. Unutmayın..
"Başınıza gelen her olay (iyi veya kötü) sizi yaratıcıdan istediğiniz arzunuza götürüyordur"
Bazen alakasız birşey olur kızarsınız. Mesela adamın birisi size çelme takar, düşersiniz çamurun içine. Öyle olması gerekiyordur demelsiniz. Tamam kızarsınız edersiniz o ayrı da, o olayı yorumlamayın. O olay 5 dakika sürdüyse "kuantum yolunuz" sizi orada 5 dakika oyalamak zorundaymış demek ki. Demek ki 5 dakika önce gitseymişsiniz, gideceğiniz yere "yaratıcıdan istediğiniz arzunuz" belki de gerçek olmayacaktı. Bunu bilemeyiz.
Sadece dingin bir şekilde olaylara teslim oluruz.
Teslim olun.. Rüzgara.. Bırakın essin.. Sizi "yaratıcıdan istediğiniz arzularınıza götürsün"
"Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye gücü yetendir." (Kehf Suresi 45)
ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 1)
5000 kez yazılarımı okuyanlara teşekkür ederim. Bende sıkılmadan ve yılmadan size 5000 kez anlatmaya söz veriyorum. Hayat nedir? Dünyaya neden geldik? Nereye gidiyoruz? Ne yapmalıyız? Mutluluk nedir? Hayattayken de cennette olabilir miyiz?
Bütün bu soruların cevaplarını aslında yukarıdaki yazılarımda anlattım. Fakat toparlamak ve özetlemek her zaman güzel olacaktır. En baştan tekrar özetleyelim. Soru cevap olarak.
Bir insan olarak dünyaya neden geldik? Yaratıcı bizi neden yarattı? Amaç nedir?
Yaratıcı (Allah, Rab, Tao, Zen, Sınırsız Güç, Varlık, Baba..) adı üstünde yaratandır. Yaratıcı gönderdiği kitapların hemen hepsinde "Ben" yerine "Biz" demeyi tercih eder.
(Burada biz ululuk belirrtiği gibi tasavvufta biriz biz hepimiz O'yuz anlamını da barındırıyor)
Bilgisayar programı gibi olaya bakarsanız, meleklerin çipine farklı bir program yazılmıştır. O programda üstün yetenekler vardır. Melekler, doğa olaylarını kontrol edebilir, ölümü ve yaşamı gerçekleştirir, ve bunun gibi birçok şey. İnsanlar gibi yaşayan, başka canlı türleri de vardır. Hatta bu türlerin bazıları insanlardan daha önce kainattaki yerini almıştır. Bu türlerden birisi de cinlerdir. Cinler de tıpkı insanlar gibi yemek yer, doğar, büyür ve ölürler. Bizim için geçerli olan kuralların, kalıpların yaşam biçiminin hepsi onlar için de geçerlidir. Onların da iyisi, kötüsü, hırsızı inananı, inanmayanı vardır. Onların da düşünebilme kabiliyeti vardır. Melekler ise yorum yapmazlar. Sadece Allah'I tesbih ederler ve amiyane bir benzetme ile robotlar gibilerdir. Fakat cinler ve insanlar, teşrii, yani bağımsız iradesiyle düşünebilmektedirler. Yorum yapabilmekte, karar verebilmekte seçim yapabilmektedirler. İşte insanlardan daha önce yaratılan cinler de bir hayat sürmüşlerdir. Onlara cin denilmesinin sebebi ise "CAN" adıyla yaratılan (bizim de Adem) ilk cinin soyundan gelmiş olmaları sebebiyledir .Can' ın kavmi, tıpkı bizim Nuh tufanında yaşadığımız gibi bir olayla tamamen yokedilmiştir ve Can da ölmüştür. Can'dan sonra Cin soyunun devamını sağlaması için İblis (Şeytan) görevlendirilmiştir ve cin kavminin yeni temsilcisi olmuştur. Cin kavminde en yetkili isim İblistir. İblis aynı zamanda bir melektir. Hatta o kadar yetkili bir melektir ki ilk 5 büyük melek arasında adı geçmektedir. Fakat tam olarak melek de değildir tam olarak cin de değildir. Melekler ölümsüzdür. Dolayısıyla şetyan da ölümsüzdür. Ama meleklerin tepki verme ve düşünebilme kabiliyetleri olmamasına rağmen, Şeytan cin özelliğinden dolayı düşünüp yorum yapabilmektedir. Bu sebeple şeytan "Yer yüzü ve gökyüzü meleklerinin başkanlığı" görevine getirilmiştir.
Daha sonra yaratıcı "insan" adını vereceği başka bir türü yaratacağını söylemiş ve yönetim kurulunu yani melekleri toplamıştır .Doğal olarak meleklerin arasında şeytan da vardır. Şeytan da diğer melekler gibi Allah'ın en önemli yardımcılarındandır. Aslında şeytan kötü filan değildir. İnsanlar dünyanın ilk yaratılmasından itibaren onu öyle kabul ettiği için öyle sanılmaktadır. Bu da satanizm inancının temelini oluşturur.
Şöyle düşünün bir firmada müdürsünüz. Yeni bir ürün var ve patron size ve diğer müdürlere ürünü gösteriyor. Fakat diğer müdürler robotlar ve tepki veremiyorlar. Siz tepki verebiliyorsunuz eleştiri yapabiliyorsunuz. Şeytan da öyle yapıyor.ve aynen şöyle diyor ;
"Yer yüzünde bozgunculuk çıkaracak ve sana isyan edecek kulları neden yaratıyorsun ki, zaten biz seni her zaman överek tesbih ediyoruz (Kuran -ı Kerim) "
Yaratıcı da cevap olarak aynen şöyle diyor;
"Ben sizin bilmediklerinizi bilirim"
Daha sonra yine aynı surede anlatılan olayın devamında, Adem meleklerin önüne çıkarılıyor ve yaratıcı meleklere birşeyler söylüyor, şimdi bunları size tekrar soracağım ve bunları ezberleyip bana tekrar söyleyeceksiniz diyor. Aynısını Adem'e de soruyor. Adem hafıza sahibi ve düşünme kabiliyeti olan bir insan olduğu için ezberleyip cevap verebiliyor. Melekler ise cevap veremiyorlar ve yaratıcı "öyle ise secde edin diyor"
Meleklerin arasındaki şeytan bunu ezberleyip tıpkı Adem gibi cevap verebildiği için secde etmiyor ve ben ateştenim o ise topraktan diyor. Daha sonra yaratıcı "insan yaratılmışların en üstünüdür; çünkü biz ona nefesimizden üfledik" deyince şeytan cevap veremiyor. Çünkü yaratılan mahlukların arasında yaratıcının özelliklerini taşıyan, ve onun nefesinden üflediği tek varlık insandır. Cinler ise bu özelliğe sahip olmadığı için, insanlar gibi göremez, duyamaz, dokunamaz ve bu denli zeka ve idrak sahibi değildir. Şeytan ise bu terbiyesizliği ve düşüncesizliği sebebiyle cezalandırılır. Kuran ı kerimde olayın devamı aynen şöyle anlatılır.
"Artık sen lanetlendin"
Şeytan ise;
"Allah'ım o zaman bana kıyamete kadar zaman ver .Bu bozgunculuk çıkaracak, insanlarını bende yoldan çıkaracağım ve onları kandıracağım. Onlar seni bulamaycaklar. Seni düşünen ve tesbih edenler hariç"
Yaratıcı ise;
"Ben onlara kefilim, onlara elçiler peygamberler göndereceğim ve gerçeği bulmalarını sağlayacağım. Peki. Sana kıyamete kadar zaman veriyorum" der.
Şeytan ise yılan kılığına girerek Adem'in yanına gider ve ilk insanı yoldan çıkarmak için seferber olur. Elma ağacından yememesi söylenir Adem'e. Bu aslında Adem'e bir imtihandır. Elmada bir zehir vardır. Onu yerse o zehir tüm insanlığı etkileyecektir.
Adem şeytana kanarak o elmayı yer ve zehirlenir.
O ZEHİRİN ADI İSE "EGO" DUR.
"Elmalar ne güzel, onlardan yiyebilirsin. Elmayı kopar"
Adem elmayı sahiplenmiştir. Ego işte bu sahiplenmenin adıdır. Yunus Emre bu olay üzerine düşünerek aydınlanmasını gerçekleştirir.
Yunus bir gün kırda dolaşırken, sarı bir çiçek görür. Eğilir ve çiçeği koklar. Sonra onu koparmak ister. Tam koparacakken, çiçek birden canlanır ve ağlamaya başlar, sonra çiçekle Yunus yer değiştirir ve Yunus çiçek olur, sarı çiçek ise yunus olup onu koparmaya çalışıyordur, Yunus da ağlar ve bakar ki çiçeğin de ailesi var, annesi var babası var. Ve birden geri çekilir .Bu olaydan çok etkilenir ve ağlar. Sonra bir şiir yazar. O şiir binlerce yıl unutulmaz. Şiir ilahi olur. Hepimizin bildiği "Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır.." şeklinde devam eden ilahidir.
Ego yani diğer anlamıyla sahiplenmek zehrin ta kendisidir. Zaten hayatın amacı da bu olayları bilip çözmektir.
Yunus çiçeği koparamaz ve cenneti yaşar, hayattayken ve oyunu kazanır. Adem ise oyunu kaybetmiştir. Ceza olarak o boyuttan alınır ve bugün yaşadığımız Dünya boyutuna sürgün edilir. Ve oyun başlar. Tabi ki bu zehir her doğan yeni insana bulaşacaktır. Adem ile Havva'nın iki çocuğundan olan Habil ve Kabil birbirini kıskanırlar ve zehir etkisini göstermeye başlar. Birisi diğerini "Annem ve babam seni daha çok seviyor, hep seninle ilgileniyor" diyerek öldürülür. Bu ilk cinayettir. Dünyada 4 kişi varken bile biri diğerini öldürmüştür. Daha sonra Adem'e kurallar öğretilir. Neler yapması gerektiği ve insan nesli belirli bir düzende çoğalır. Düşünebilme kabiliyetleri sayesinde insanlar içlerindeki ego zehriyle doğar, büyür ve ölürler. Yaratıcı ise söylediği gibi peygamberler göndererek, insanlara doğru yolu göstermeye çalışır. İşte amaç buraya kadar anlatılan gerçekleri bilip bu dünyanın bir oyun alanı olduğunu anlamak ve ölüm ile yaşam denen şeylerin ve bildiğimiz tüm kavramların aslında sanal olduğunu anlamak ve yaratıcıya ulaşmaktır.
Bu sebeple peygamberler ve dinler gönderilir kalıplar oluşturulur. Kültür oluşur, hukuk kuralları vs.. Bazı insanlar bu yolu bulsa da büyük kısmı egoya, yani şeytanın zehrine yenik düşer. Bu zehir bir virüs gibidir. Tüm düşüncelerimize bulaşan bir virüs.
ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 1)
Tüm Düşüncelerimize bulaşaşan bir virüsün varlığından bahsettik .Peki bu virüsten nasıl kurtuluruz? Bunun bir yolu var mıdır?
Artık bir mekanizmanın varlığından haberdarız. Beynimizde bir bios var. Bu bios çipinde ego yeralmakta. Buradaki komutlar bizim kontrolümüz dışındaki tepkilerimizi oluşturuyor ve bizler bazı olaylara karşı tepkilerimizi istemsiz olarak o biostaki komutlardan veriyoruz ve farkında olmadan duygular oluşuyor. Biosumuzdaki bu virüs sayesinde, ne gerçek duyguları yaşayabiliyoruz, nede gerçek şekilde düşünebiliyoruz. Hep kriterlere göre karar veriyoruz. Bu kriterler toplum yargıları, din kalıpları gibi bize sonradan yüklenen bilgiler ışığında gerçekleşiyor. Bu sebeple neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden, doğru dediğimiz şeyleri kabul edip, yanlış diye bize öğretilenleri yapmama gayretine giriyoruz. İşte şeytan bu döngüyü bildiği için bize acı çektirmenin çok kolay bir yolunu buluyor ve "yanlış" diye öğrendiğimiz şeyleri bize yapmaya zorlayarak, onları bize tatlı göstererek, bize acı veriyor ve görevini yerine getiriyor. Daha sonra biz hatalarımızı anlasak bile tekrar düzelmeyelim diye "pişmanlık" mekanizmasını devreye sokuyor ve acımızı dindiremeyelim diye o hatayı sürekli aklımıza getiriyor.
Peki hata nedir, doğru nedir?
Cevap basittir. Sen neyi hata, neyi doğru kabul ettiysen odur. Bu hatalar toplum yargılarına göre, törelere göre değişebilir. Dinlere, hatta dinlerin içindeki mezheplere göre bile değişebilir.
Eski uygarlıklarda seks yapmanın ibadet sayıldığı dönemler olmuştur. Çok eski uygarlıklarda örneğin Fenikelilerde erkek çocukları kurban edilirdi. Araplarda ise kız çocukları. Fenikeliler erkek çocuklarını öldürürlerdi, çünkü onlara göre seks yapmak ibadetti .O haftanın en çalışkan, ve en iyi en yardımsever erkekleri mahallenin en güzel kızlaıyla tapınakta seks yapma hakkını kazanırdı. Ve kızların aileleri büyük bir sevinç ve gözyaşıyla kızlarını süsleyip tapınağa yollardı. Kızların o seçilenlerin arasına girebilmek için yarıştığı bilinmektedir. Araplarda ise kızım biriyle seks yapacak sonra bozulacak korkusuyla doğduğunda diri diri gömülmüştür.
Hangisi doğrudur?
Size hangisi öğretildiyse.
O halde hata diye birşeyin varlığı söz konusu olamaz. Bu sadece bir kritere göre doğrudur. İslamiyet inancında hanefilere göre köpeği sevmek abdesti bozmazken, şafilerde duş almayı gerektirir. Şafilere göre köpek pistir. Sana göre hata değildir ona göre hatadır.
Demek ki doğrular ve yanlışlar bize toplum tarafından öğretilmektedir. Onları biz kabul etmemişizdir ve FARKINDA olmadan kabul etmişizdir. Bir çok insan günümüzde mensup olduğu dini bile annesinden babasından görmüştür.
Bu durum virüsün daha da belirgin hale gelmesine sebep olmaktadır. Bu döngü sayesinde hiçbir ilerleme katemeyen insanlık, sürekli olarak üzülür, acı çeker ve başarısız olur. Başarısız olup tekrar üzülür ve pişman olur. Sevgilisiyle ayrılıp da 5 yıl unutamayanlar vardır. İşte bu unutamamanın sebebi virüstür. Eğer farkında olup zihninizi kontrol edebilseydiniz, birşeyi unutmak veya hatırlamak sadece bir saniye sürecekti.
Bilgisayardan bir dosyayı silmek bir saniye sürüyor. Hiç siz bilgisayarın "ooff o oyunu çok özledim onu niye sildin" dediğini göremezsiniz. Çünkü onu sizin dışınızda kontrol eden başka bir mekanizma yoktur.
Ama bazen farkedersiniz, birden durup dururken internet sayfaları açılır, bilgisayar yavaşlar ve kontrolü kaybedersiniz ve bilgisayar bozulur. Bu bozulmaya " bilgisayara virüs bulaştı" deriz. Virüs bulaşır ve dosyaları bozar. Ya bilgisayar format atmalısınızdır, yada iyi bir antivirüs programı ile virüsleri silmelisinizdir.
Peki biz ne yapacağız? Antivirüs programı mı kullanacağız Format mı atacağız?
İkisi de.
Bu virüs programının adı FARKINDALIKTIR.NEDİR FARKINDALIK NASIL ÇALIŞIR?
İnsan beyni, tüm zihinsel ve duygusal faaliyetlerin kontrol merkezidir. Hatta bazı insanlar zihnini çok iyi kontrol ederek cisimleri oynatabilirler (telekinezi). O halde herşeyi zihnimiz yapıyorsa, zihnimizi kim kontrol ediyor? Cevabı yukarda verdik. Biz etmiyoruz. Şeytan bulaştırdığı bir virüsle kontrol ediyor. Bu virüsü silmenin tek yolu ise işte buraya kadar anlatılanların FARKINDA olmak ve FARKINDALIK UYGULAMALARI ile antivirüs programını çalıştırmaktır.
FARKINDALIK UYGULAMALARI NELERDİR ? ANTİVİRÜS NASIL ÇALIŞACAK?
Farkındalık uygulamaları 3 tanedir. Virüs temizleme işlemi 3 aşamalı olarak gerçekleşir
1)Düşünceleri İzlemek
2)Kendini (Bedenini) izlemek
3)Duyguları İzlemek
İzlemek ile gerçekleşecek bir temizleme işlemine başlıyoruz. Çok kolay sadece izlemek. Müdahele etmeden.
UYGULAMA (Her gün düzenli olarak 1-2 ay kadar)
1)Düşünceleri izlemek:
Etkili temizlik için, Sırt üstü uzanın, gözlerinizi kapatın ve düşüncelerin filim şeridi halinde geçmesine şahit olun. Bir sürü gereksiz düşünce ve olay peşpeşe film şeridi gibi bir slayt gösterisi halinde geçecektir. O düşüncelerden birini seçerseniz, o düşünce size acı, üzüntü gibi duygular verecektir. Hastalık budur zaten. Biz bu olayın farkında olarak uzandık ve film şeridini izliyoruz ama müdahele etmiyoruz. Sadece izliyoruz. Hiçbirine odaklanmadığımız ve seçmediğimiz için, birisi geçiyor sonra diğeri geliyor, bu şekilde yarım saat kadar izliyoruz ve gittikçe düşünceleriniz geçmişe doğru gitmeye başlayacaktır. İlkokulda hoşlandığınız kızı bile gösterecektir size. Şeytanın tek amacı onlardan birini seçip, MÜDAHELE ETMENİZ ve yorum yapmanızdır. Eğer müdahele edip yorum yaparsanız, şeytan kazanacaktır ve virüs sizi üzmeyi, sinirlendirmeyi, öfkelendirmeyi başarır. Ama sadece izlerseniz izlediğiniz, film şeridindeki virüsler yokolacak ve o olayları ARTIK SİZ NE ZAMAN İSTERSENİZ, O ZAMAN HATIRLAYACAKSINIZ VE HATIRLASANIZ BİLE SİZE ACI VEREMYECEKTİR.
Bu egzersizi yolda yürürken düşünürseniz de yapın, sürekli yapın. Heran farkında olun, düşünceler geldi mi, heh yine başlıyor. Şeytan FM radyosu deyip izlemeye başlayın.
2)Kendini İzlemek (Bedenini İzlemek) :
Yunus Emrenin Kendini bilmek dediği durumdur.
Uygulama;
* Sabah kalktığınızda sinirli olursunuz ve gergin olurunuz genellikle. Hemen aynaya gidin ve 5 dakika aynaya bakın. Aynada pis bir gülüş göreceksiniz. Bu ben değilim diyeceksiniz. Evet değilsiniz. O gördüğünüz şeytani virüs.S izi kontrol ediyor. Onu izleyin ve gülümseyin. Müdahele etmeyin tepki vermeyin sadece izleyin. Bu uygulamayı her sabah yapın.
* Gece uyuduğumuzda düşüncelerimizin durduğunu sanırız ama şeytan malum uyumaz. Gündüz düşünceler, gece rüyalar olarak radyo yayınına devam eder. Gece yatmadan önce "Bu gece rüyalarımın farkında olacağım" deyip yatmak, şeytanı gece de izleyeceğiniz telkinini size verecektir.
* Yolda yürürken kendinize dışardan bir başkasının gözünden bakmaya çalışıın. Ellerinizi, gözlerinizi, yüzünüyüzü, tüm bedeninize dışardan bakmaya çalışın ve bedeninizi hissedin. Varlığınızı hissedin.
3)Duyguları İzlemek: En son ve zor olan aşamadır. Teslimiyet ve Tepkisizlik gerektirir.
Uygulama;
* Birisi sizi sinirlendirdiğin de yada kızdığında yada bağırdığında anında duygularımı izliyorum deyip tepkisizlik moduna geçmelisini. Hiçbir şekilde cevap vermemelisiniz. Tepki vermemlisiniz sadece yaşanan bu "ŞEYTANİ" olayı izlemelisiniz. Örneğin anneniz size bağırdı niye geç kaldın saat kaç derslerine çalış vs.. tepki vermeyin cevap vermeyin. Eninde sonunda susacaktır. Unutmayın karşınızdaki insan virüsün etkisiyle bunları yapıyor. O virüs tepkisiz kalırsanız etkisini kaybedecektir böylece karşınızdakini de kurtaracaksınız.
Öfke kıskançlık ve korku 3 ana duygudur. Özellikle bu duyguları izleyin ve tepkisiz olun.
Yukarda anlatılan 3 virüs temizleme uygulamasını aynı anda 2 ay yapın. Her an uygulamaya çalışın. İlk günler kaçıracaksınızdır. Ama günler geçtikçe kaçırmalarınız azalacaktır ve artık her hareketinizi kontrol edebilecek seviyeye geleceksinizdir.
Sakın PİŞMAN olmayın. Kaçırdım işte bak şeytan yaptırmıştı bunu demeyin. Sadece gülümseyin. Bunu bile virüs yaptırıyor çünkü. Siz sadece yapın. Önemli değil kaçırmanız hata yapmanız. Sadece yapın..
Duygularla arkadaş olun. Onları yargılamayın. Duygular (öfke, kıskançlık, korku, nefret, sevgi..) aslında birer enerjidir. Onları siz nasıl şekillendirirseniz öyle olurlar. Bu enerjiyi kontrolünüz altına alırsanız (izleyerek) o enerjiyi absorbe edersiniz ve karın çakranızda bir gıdıklanma olur. İlk sayfa ilk mesajda anlattığım şey o enerjidir yani varlığınızdır. İşte o enerjiyle ister telekinzei yaparsınız, ister astral seyahat, ister ders çalışır, öss de derece yaparsınız isterseniz. Atatürk gibi bir kumandan olur Einstein gibi bir fizikçi olur, Bethooven gibi bir müzisyen olursunuz.
Amacımız düşünceleri izleyerek onların enerjisini toplamak, kendimizi izleyerek, kendi enerjimizi dizginlemek, duyguları izleyerek o enerjileri de toplamak ve tek bir noktada birleştirip bombayı patlatmaktır. Bu bombayı Bethooven piyanosunda patlatmıştır.EDdison ampülü bulmuştur, Eisntesin fizikte yapmıştır... vs..
Sizde o farkındalığın enerjisiyle neyi istiyorsanız özgürce yaparsınız.
O enerjileri izlediğinizde şeytanın virüsü o enerjiden beslenemediği için, kontrol size geçecek ve o enerjiyi şeytan yerine siz alacaksınız ve böylece farkındalık sağlanmış olacak.
Yargılamayın. Öfkelenmek kötü değildir. Onu sevin. Ancak onu izlerseniz ona bir canlı varlık gibi yaklaşırsanız size enerjisini verir. Sevgide böyledir nefrette. Hepsi aynıdır, nötr dür aslında. Siz o enerjiyi yakalarsanız, olumlu hale çevirirsiniz . Ama siz FARKINDA olmazsanız, şeytan yakalar ve öfkeyi kötü bir hale çevirir, hatta sevgiyi bile bir ıstıraba dönüştürebilir. Egoda sizin beyninizdeki çiptir. Şeytan kontrol ediyor şu anda o çipi. Farkında olunca siz kontrol edeceksiniz. Ego düşünebilme kabiliyetinin merkezidir. Yorum yapma ve kriter koyma merkezidir. Ego tahmin ettiğiniz şey değildir.
"vay be şuna bak ne kadar egoist" cümlesindeki egoyla benim anlattığım şey aynı anlamla değil ben id anlamına gelen egoyu anlatıyorum. Kendini beğenmişlik anlamındaki eg edebiyatta başka bir anlama gelen bir kavramdır. Gerçek anlamı bu değildir.
İzleyin düşüncelerinizi ve duygularınızı, onlar canlılar. Onlar enerji. Onları sevin şefkat gösterin ki, size enerjilerini versinler ve gülümsetsinler, sizi ve huzuru yakalayın.
ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 2)
Farkındalığın ne olduğunu ve nasıl yapılacağını anladık. Zor birşey olmadığını, sadece hayata farklı bir yaklaşım tarzı olduğunu açıklamaya çalıştım. Önyargılar yerine yargısızlıklar, tepkiler, sinirlenme ve öfke yerine tepkisizlik ve dinginlik (ayna olunuz) ve her olayı ve yaşadığımız herşeyi orada varolarak.. İZLEMEK (fakat yorumlamadan) sinirlenince sinirlendim kötü birşey demeden ama iyi birşeyde demeden pişman olmadan, kendimiz olarak her eylemle bütünleşerek (çay içiyorsan sadece çay iç) yaşamak..
Farkındalık egzersizlerine mümkün olduğunca dikkat ediyoruz ve her hareketimize 1-2 ay süreyle uyarlıyoruz ve bir süre sonra virüslü olan tepkiler ve duygular temizlenip, yeni sistem yazılıyor ve farkındalık bitiyor.
Peki farkındalık sahibi birisi olarak neler yapabiliriz ya da yapmalıyız?
Artık düşüncelerimizi kendimiz yönetmeyi anladık. Duygularımızıda. Kısaca "kendimizi biliyoruz" artık. Artık kontrol bizde ve artık teşrii irademizi yani yaratıcılığımızı dileğimiz kadar kullanabiliriz. İzlemek farkındalıktı.
Peki hayal kurmak, şeytan fm in işidir dedik. Egodan gelir dedik. Onları da izlemeliyiz dedik. Biz o zaman hiçbirşey istemeyecek miyiz?
İşte artık şeytan fm den kurtulduğumuz için çok daha samimi bir şekilde İSTEYECEĞİZ hemde istediklerimizi HAYAL OLARAK değil GERÇEKTEN İSTEYECEĞİZ.
Nasıl mı?
KUANTUM DÜŞÜNME
Ruhun ne olduğunu, ne için yaratıldığımız herşeyin sanal bir gerçeklik olduğunu anladık. Oyunu çözdük yani. Artık bu oyunun içinde yapacak birşey kalmadı mı yoksa?
Cennet ve cehennem şu an yaşadığımız hayatta.
CENNET HER İSTEDİĞİMİZİN GERÇEK OLMASIDIR.
Artık cennettesiniz. İsteyin ve gerçek olsun..
Unutmayın, sonsuz kudret sahibi yaratıcıdan 1 bardak su istemekle, 1 milyon dolar istemek arasında bir fark yoktur.
"o halde size sunduğumuz nimetlerden dilediğiniz kadar faydalanın" (kuran ı kerim)
Kuantum sürekli duyduğumuz bir kelime .Nedir kısaca değinelim tekrardan.
Kuantum, tıpkı radyo dalgaları gibidir. Nasıl ki bir radyo istasyonu vericileri sayesinde yayın yaparsa bizde öyle yayın yapıyoruz. Şeytan da yapıyor (şeytan fm) bunu uzunca anlattım
Artık şeytam fm yoksa biz varız. Kendi radyo istasyonumuza sahibiz artık.
Düşünceler bir dalga boyu olarak tıpkı telvizyon ve radyo yayını gibi evrene yayılır. Su molekülü deneyinde bir bardak suya küfür edilmiş, bir bardak suya seni seviyorum denilmiş ve moleküllerine bakıldığında küfür edilen molekülün çok çirkin bir görüntü de olduğu, seni seviyorum denilen su molekülünün çok güzel bir görüntüde olduğu görünmüştür.
eee büyüklerimiz boşuna mı okunmuş su içirirler bize ..
Evet düşüncelerimizle suyu etkileyebiliyorsak sizce bu etkiyi sağlayan dalglalar (kendi radyo istasyonumuzdan yaydığımız) başka nelere etki ediyordur?
Herşeye. Şu an bir düşünce dünyanın öbür tarafına kadar gidiyor. Haitide depremden ölenler hakkında düşündüğümüzde haitideki insanların beyinlerine bu dalgalar gidiyor.
Zaten bunun böyle olduğunu tüm Reiki ustaları bilir. Öyle olmasa uzaktan reiki ile tedavi nasıl mümkün olurdu..
Öyleyse düşünceler ne kadar önem kazanıyor değil mi? Her düşüncemize dikakt etmeliyiz. Olumsuz düşünce suyun şeklini hatırlayın. Nasıl da çirkin bir hale gelmişti. O halde her zaman olumlu düşünmeliyiz. Hiç bir zaman -se-sa meli malı eklerini kullanmadan ecek acak kullanmadan sadece geniş zaman ve şimdiki zamanda düşünmeliyiz.
Reiki de basit bir yöntem vardır. Avuç içlerimizle gözlerimizi kapatırız ve uzanırız sırt üstü. Baş ağrısı için etkili bir yöntemdir. O esnada ne denir telkin olarak? Başım ağrımıyor denmez, sağlıklıyım, huzurluyum, tüm bedenim iyileşiyor .. şeklinde düşünülür. Başınızın ağrıdığını hatırladığınız sürece baş ağrısı geçmez.
İşte farkındalıkla çıktığımız yola, kuantum, olumlama ile devam ediyoruz. Hep olumlu cümleler kuruyoruz. Artık ağzımızdan çıkanları izleme aşamasına geldik.
"Ben insanlara faydalı işler yapıyorum. Bu sebeple bigilerimi paylaşıyorum. Bilgiler öğreniyorum. Gülümsüyorum insanlarda bana gülümsüyor. Bağışlıyorum evrende beni bağışlıyor. Bedenimi seviyorum. Ben sevgiyim, sevgi güçtür. Güçlüyüm ve huzurluyum"
Doğaçlama bir cümle yazdım bile
Sizlerde bu şekil cümleleri kullanarak kontrol etmekte zorlandığınız DUYGULARINIZA maruz kaldığınızda, onlardan cümlelerle kurtulabilirsiniz.
"Ders çalışmayı seviyorum. Bilgi birikimim sayesinde geleceğe umutla bakıyorum insanlara faydalı bir birey oluyorum. Bilgi güçtür. Güçlü olmayı seviyorum. Derslerime huzur içinde çalışıyorum ve bilgilerimi sınavlarda hep hatırlıyorum ve başarıyı seviyorum. Ben başarılıyım."
Hayatımızın her aşamasında uygulayabiliriz
"sevgilimle bir bütünüz birbirimizi tamamlıyoruz. Gülümsüyorum o da bana gülümsüyor. Sevgi paylaşılıyor ve çoğalıyor.."
Artık isteklerinizi söylemeniz yeterli.. Siz isteyin verilecektir..
"Ben sevgi dolu bir ilişkiyi hakediyorum. Sevdiğim insanla bir bütün oluyorum.."
Bir sevgili isteyen birisi böyle cümle kurmalı.
Aradığım insan şöyle şöyle böyle böyle dememelisiniz. O olay daha yaşanmadan sanki şimdi yaşıyormuşsunuz gibi istemelisiniz.
Unutmayın herşey ŞİMDİ oluyor.
"Ben arabayı seviyorum. Arabayı hakediyorum ve seyahat etmeyi seviyorum. Arabayle gezmek bana keyif veriyor"
Araba istedim bile. 1 ay sabah kalkınca ve gece yatmadan tekrar etmem yeterli.
Arabam yok dikkat edin. Ama var olduğunu hissediyorum ve biliyorum. Onu yaşıyorum.
İstediğiniz her şeyi yaşamalısınız. Olmadığını söylediğiniz anda isteğiniz ulaşmayacaktır.
Benim arabam yok, benim sevgilim yok, param yok... vs. dediğiniz sürece onlar olmamaya devam edecek.
Sadece isteyin. Tüm kalbinizle.
Farkındalık uygulamaları hakkında;
1) Uzanın yatağa, yada oturun biryere ve gözlerinizi kapatın. Gözleriniz kapalıyken, bir karanlık görüntü görüyorsunuz. Peki gözleriniz kapalıyken, bir hiçlik olması gerekmez miydi. İşte o karanlık görünütüyü gören başka bir gözünüz var. O gözden bakmaya çalışın. Ama bu sefer ters açıdan yani gözünüzden dışarı değil, dışarıdan gözünüzün içine doğru bakma hissi verin.
2) Önce dikkatlice açık gözle bir nesneye bakın. Ona odaklanın. Mesela bir kaleme bakın. Sonra gözlerinizi kapatın ve o kalemi görememenizi düşüneceksiniz anında ve birden düşünceler arka arkaya gelmeye başlayacak. Kaleme bakarken farkındaydınız düşünceler geldi ve farkındalığı bozdu. Onları izleyin. Yokolacaklardır. Aklınıza her gelen düşünceyi izleyin yokolacaktır. Bu bir temizlenme sürecidir.
3) Duygularınız size tuhaf bir his verir. Böyle üşümüş gibi tüylerinizi ürperir, boğazınızda takılır, yutkunamazsınız vs. gibi belirtileri vardır. Nefesinizi izleyin ve Bu tür durumlarda hemen şu soruyu sorun;
"NOLUYOR BUNU BENMİ YAPIYORUM NASIL OLUYOR"
Sonra tekrar size düşünceler sanki mantıklı açıklamaymış gibi o duyguya sebep veren geçmişten yada gelecekten olayı düşünce olarak verecektir. Hemen tekrar izleyin ve "BU DÜŞÜNCELER BENİM EGOMU GÜÇLERİNDİRİYOR" deyin. Bir daha gelirse bir daha deyin ve en sonunda bir hiçlik oluşacaktır ve sebepsiz bir huzur ve gülümseme oluşacaktır. İşte bu gülümseme farkındalığın ateşidir.
4)En zor kontrol edilen duygu "ÖFKE" dir. Öfkelendiğinizde kendinizi kaybedersiniz ve tepkiler verirsiniz. Sesinizi yükseltirsiniz, tartışmaya girersiniz, belki olay büyüyüp kavgaya kadar gidebilir. Kurtulmanın 2 yolu vardır. Yeni başlayanlar için kolay olan yol;
- NEFESİNİZİ İZLEYİN VE ORDAN UZAKLAŞIN, DIŞARI ÇIKIN TEK BAŞINIZA ALAKASIZ BİRYERE GİDİN, BAĞIRIP ÇAĞIRIN, İÇİNDEKİNİ KUSUN AMA KİMSE GÖRMESİN. GİDİP BİRYERLERE TEKME ATIN, DENİZ KENARINDA BAĞIRIN AMA SAKIN İÇİNİZE ATMAYIN, O DUYGUYU SAKIN O DUYGUYU BASTIRMAYIN
- NEFESİNİZİ İZLEYİN VE TEPKİSİZ OLUN VE BEKLEYİN. KARIŞINIZDAKİNE CEVAP VERMEYİN VE İÇİNİZE SORUN "EGOMU GÜÇLENDİYORMU BU DURUM"
Tam 24 sayfanın özetini yaptım size. Bunları sadece yapın. Nedenini zormayın. Yorum yapmayın. Sadece yapın. Hergün. Vakit buldukça 1-2 saat yapın. Kendiniz için yapın. Sabredin. Sabredin. Tepkisiz ve dingin olun. Zamanla bu uygulamalar size karşılığını verecektir.
ENERJİSEL BOYUT ÜZERİNE
Artık büyük bir yol katettik. Bilinç boyutunda hızlıca ilerliyoruz. Bunca şey anlattım. Birlikte paylaştık, tartıştık. Ama sorulması gereken en önemli soruyu sormadık;
NASIL?
Şimdi tüm bildiklerinize farklı bir açıdan bakmanın ve gerçekleri algılamanın zamanı geldi.
Kainat 7 boyuttan oluşuyor. Bu boyutların her biri enerji ve bilinç saflığına (farkındalık) göre basamaklar halinde yükseliyor. Her boyutunda 14 paraleli vardır. Paralel evrenler o boyutun farklı bilinç boyutundaki yansımalarıdır. Mesela 3. boyuttaki insanlar, cinleri göremezler; çünkü o boyutun projeksiyon yöntemleri beynimize tanımlanmamıştır.
Bizler insanlar olarak 3. boyutun bir paralelindeyiz. Çeşitli dönemlerde dünyanın bilinç boyutu topluca artmıştır. Daha önce hiç gemiyi görmemiş olan yerli kabileler onlara saldırmaya gelen gemileri görememişlerdir. Ta ki gemiler onlara iyice yaklaşınca fiziksel olarak görebilmişlerdir. Çünkü o bölgenin bilinci suda yüzebilecek büyük bir nesnenin projeksiyonuna sahip değildi. Fakat topluca öğrendiler ve bilinç boyutu atladılar.
Atillanın liderliğindeki Avrupa Hunları'nın neden barbar olarak anlıldığını biliyormuydunuz?
Asya hun devleti gelişmişlik olarak Avupa medeniyetinden yaklaşık 500 yıl ilerdeydi. Atilla ve ordusu Avrupaya girdiğinde zırhlı ve düzenli birliklere sahip, ok, kılıç, balta gibi çeşitli donanımlara saihptiler. Üstelik savaş eğitimleri çok üst düzeydi ve onluk sisteme göre (aynı bugünkü Türk ordusu gibi) düzenlenmiş orduları vardı.
Avrupa halkı ise halen çanak çömlek yapııyor, ve ateş yakıp, hayvan avlıyorlardı mızraklarla. Sonuç? Atillaya tanrı dediler ve heykelini yaptılar. Avrupa hunlarının tüm Avrupa'yı darmadağın ettiği tarihi bir gerçektir. Daha sonraki dönemde Avrupa medeniyeti çok hızlı bir şekilde 500 yıllık ilerlemeyi katetmiş ve bilinç boyutları artmıştır.
|