ForumKalbi.Com

ForumKalbi.Com (https://www.forumkalbi.com/index.php)
-   Maji | Vefk (https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=349)
-   -   Doğu Büyüleri (https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=29983)

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:13

Doğu Büyüleri
 
Sevdiğini Bağlama

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

Malzemeler:
100 adet bakla
100 adet nohut
100 adet arpa

Uygulanışı:
Bu yazdığım malzemeleri bir kaba koyun (küçük boy tencere vs.)

Bunların üstüne 100 tebbet, 100 fatiha, 100 ihlas suresi okunuyor.

Okuma yaparken içten ve bağlamak istediğiniz kişiyi düşünün.

Sonrada malzemeleri koyduğumuz kaba su koyun ve kaynatın.

Malzemeler suda kaynarken. suya bakıp bağlamak istediğiniz kişiyi düşünün ve bunlar burda nasıl kaynıyorsa filandan doğma, filanın kalbide benim için kaynasın, gözü benden başkasını görmesin, beni görmeden duramasın deyin.

Bunu 3 gece tekrarlayın..(su azalırsa, sonraki gecelerde su ekleyebilirsiniz üstüne)

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:13

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Sevdiğiniz Kişiyi Geri Kazanmak İçin


[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



Birinci Büyü: Onun bir resmini alın ve dört raptiye ile karyolanızın başucuna asın. Öyle ki resimdeki yüz karyolanın içinden uyuyan kişiye, yani size bakıyor olsun. Bu onun aklından hiç çıkmamanızı sağlayacak.

İkinci Büyü : Onun bir fotoğrafını alıp bir sehpanın üzerine baş-aşağı gelecek şekilde koyduktan sonra, bu resmin üzerinde sabah ve akşam olmak üzere üçer saat boyunca kırmızı mumlar yakın. Bunu altı gün boyunca sürdürün. Daha sonra resmi düz çevirip, bu mum yakma ayinine üç gün daha devam edin. Geri gelecektir.

Üçüncü Büyü : Onun bir fotoğrafını alıp içinde su olan küçük bir bardağın üzerine koyduktan sonra, bu bardağı yatağınızın altına yerleştirin. Bu onu sizin yatağınıza çekecektir.

Dördüncü Büyü : Günbatımından sonra o kişinin ismini dört kağıt parçasınada yazarak evinizin dört köşesine yerleştirin. Yatmadan önce kağıtları toplayın ve yastığınızın altına koyun. Sekiz gece boyunca, her gece onun ismini bu dört köşede bulunan dört kağıda yazın ve onlarla beraber uyuyun. Geri gelecektir.

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:13

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Okulda Başarı Muskası

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



Tüm talebelik hayatında kendi kişisel gayretlerinin başarısının haricinde imanı bütün bir talebenin okulda başarılı olabilmesi için ;


Söz konusu çocuğun yüzüne doğru kısa bir süre okunduktan sonra üflenir, ardından çocuğa 41 bismillah, 7 inşaallah, 3 euzubillah söyletildikten sonra, temiz küçük ve beyaz bir kağıda kulhuvallah kelimesiyle başlayan, bir sure yazılır ve sıcak bir suda eritilir ve daha önceden hazırlanmış olan ballı su karışımının içine katıldıktan sonra 3 gün sabah ezanından sonra içirilir.

Ertesinde temiz bir kağıda söz konusu çocuğun ismi, ardından kalem suresi yazılıp, 7 kat naylonlanıp üç kat yeşil bezin içine koyulduktan sonra, balmumuyla yapıştırılıp çocuğun boynuna asılır. Hemen akabinde de 7 rekat niyaz namazı kılınır.

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:14

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



Öpücük Büyüsü

Kırmızı bir ruj al ve beyaz bir kağıdın ortasına dudak izi çiz. Sonra kırmızı bir mum al ve kağıdı yakarken söyle: Kiss me when we meet, Kiss me (Kişinin tam adı) Greet me with your lipsand say you missed me. Bu kişiyi düşünmeyi unutma.

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:14

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Çinde Ölüm Büyüsü


[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



Çinde çok yaygın olan bir büyücülük türü olan ölüm büyüsünden söz edersek ; hemen her köyün birçok evinde yerel tanrıya adanmış tabletler bulunur, bunların üstüne öldrülmek istenen adamın adı, adamın şimdiden ölmüş olduğu yolunda bir uslup yazılırsa, ruhun adamın ölmüş olduğunu düşüncesi ve öbür dünyada onu karşılamak için hazırlıklar yapacağı düşünülür, öbür dünyadaki bütün ruhlar böyle düşünürse adı geçen adamın ruhu da bu dünyayı bırakmak zorunda kalacak, böylece adam ölecektir.


Lanetlenen adamın, bu işten haberi olursa korkudan kalbi durabilir; lanet büyülerinin bu psikolojik mekanizmasına dünyanın her yerinde rastlanır.

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:15

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Çin Simyası


[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]




Yazan Nathan Sivin

Çeviren Kemal Menemencioğlu

Simyanın tanımlarında genelde Avrupa olmak üzere tek bir uygarlığın deneyimlerini esas alınmıştır ve belirtilen tanıma uymayan geleneklerin, gerçek olaya uymadıkları itibarı verilmiştir.

Buna tek istisna H.J. Sheppard'ın tanımı: "Simya Kozmosun bazı parçalarını, geçici varlıklarından kurtarıp mükemmelliğe ulaştırmaktır, bu da metaller için altın insan için uzun ömür, sonra da ölümsüzlük ve halâstır (ruhsal kurtulma/aklanma)." Bu tanım biraz tek yönlü olabilir. Uzun ömür ve fiziksel ölümsüzlük, belirli bir zaman ve mekanda halâsa eşlik edebilir veya etmeyebilir. Bazı basit maddelerin evrimleri altından daha önlemli olabilir.

Örneğin Çin'de zincifre iksirlerin prototipi olmuştur. Simyada kimyasal değişimlerin kişisel mükemmelliğe erişmenin sürecini simgelediğini de düşünürsek, Helenistik, İskenderiye Çin İslam ülkeleri, Hindistan ve Rönesans sonrası Avrupa'sında ortak bir motifin işlendiğini görebiliriz.


Her bir büyük uygarlığın simyada kullandığı bilgi, yarattığı sembol ve ulaşmak istediği amaç açsından özgündü. Bu unsurlar, hem bu toplumlardaki umumi anlamlara, hem de simyayı ele alan grupların özel öğretilerine dayanıyordu.

Özellikle Yangtze bölgesinde tahsili gruplar arasında simya, popüler dinle yakın bağlarla başladı. Kişisel mükemmelliğe ve ölümsüzlüğe yol açabilecek birkaç disiplinden biri olarak kabul edilirdi. 5. asırdan sonra bazı Taocu hareketler, bu uygulamaları adapte etmeye başladı. Hem Budist, hem de Taocu sembolizm ve ayinleri etkilemişti. Aşağıda simyanın amaç ve usulleri tarihinde bazı önemli noktalar ve Taoculuk ve bilimle olan muğlak ilişkileri elle alınacaktır.

Amaç ve Usulleri

Kişisel mükemmellik konusunda Çin düşünceleri, Mısır veya İran'da uygun görülmeyecek üç fikri bağdaştırmaktaydı. Bunlardan ilki biçimsel felsefe veya dinden çok önce varolan ölümsüzlük arzusuydu. Popüler kültürde uzun ömür idealleri, mutlaka yaşamın sona ermesi gerekmediği varsayıma doğru gelişti. Bu fikirde ruhun beden dışı ölümsüzlüğü değil de, ölümsüz bir beden içinde kişiliğin devamı söz konusuydu. Ölümsüzlüğü en karmaşık doktrinlerde, bu yeni fiziksel kişilik simya ile birlikte birçok disiplinle içsel olarak besleniyordu ve sonunda "çıplak çocuk" olarak gelişip şekil aldığında, kelebek gibi kozalığını ağırlıksız bir hurda gibi geride bırakıp doğardı.

Birisi öldükten sonra, bir süre etrafta uçuşan kişisel güç avam tarafından ayrışılmazdır, ancak bilginlerce 10 "ruha" bölünürdü (üç "yang hun" ve yedi "yin p‘o"). Normal ölüm sonrası çürümeyi önlemek, ancak ortak mekanları bedenin de onlarla birlikte varlığını sürdürebilirse mümkün olabilir. Bundan dolayı Lu Gwei-djen ve Joseph Needham'in belirttikleri gibi Çin ölümsüzlüğün maddesel olması zorunluydu.

Ölümsüzlüğün diğer bir belirtisi de ruhun mükemmelleşmesidir. Bedensel ve ruhsal arasında herhangi bir ikilem tanınmadığı için, bedenin geliştirilmesi ruhsal geliştirmeden farklı görülmüyordu. Ölümsüzlük, yaşlanma ve ölümden kurtulmaydı. Yaşamın uzatılması için dindarlık, ritüel, ahlak ve hijyen de gerekliydi. İster Taocu Budist veya Konfüçyüsçü inisiyelerin popüler fikirleri olsun Yüce Yol, yani Tao'ya kişinin uyum sağlayabilmesi için her türlü uğraş ve çaba da gerekli görülüyordu.

Ölümsüzlüğün ruhsal ve fiziksel mükemmellik yanında üçüncü bir belirtisi de ilahi bir hiyerarşiye dahil olmadır. Popüler düşüncede bu hiyerarşi dünyevi düzenin, ayna imajı olarak bürokratı. Hatta güç ve sorumluluğun bir mevkie ait olup, bu konumu dolduran kişi için onunla birlikte gelen gücün, ancak geçici sahip olunduğu düşüncesi, gerek siyaset, gerekse de dinde paralel gelişti.

Aynı anda uzun ömür, halâs ve semavi atanmayı vaat eden birçok yol vardır. Örgütlenmiş dini hareketler tarafından grup olarak, veya bireysel inisiyeler tarafından özel olarak yürütülen meditasyon, tapınma ve nefsi kırma çalışmalarını bedensel disiplinler, yaşamsal enerjileri açığa çıkaran cinsel teknikler, diyet kürleri veya simya destekleyebilir.

Bu ruhsal arayışta simyanın neden bir rolü olmalıdır? Başka bir deyişle kimyasal etkileşimin sembolizmi nasıl bir katılımda bulunabilir? İlahi bir düzende atanmanın dünyasal imalarına rağmen, bu hedef mistik bir yola varılırdı... Bireyin Yüce Yolla birlik sağladığı bir yöntem. Kendisi Yol denilen bu yöntem mükemmel bir şekilde kozmosu toplumu ve kişiyi birleştirmekteydi.

Yol ile özdeşleşmek için aydınlanma veya sezgisel öngörüyle onu deneyimleme gerekirdi. Bu deneyim bilmekle başlayabilir, ancak rasyonel algılamanın sınırlarının çok ötesinde bir derinlikte. Eski bir simyasal şiirde Kırmızı Çam üstadının Arcane Memorandum'da (Ch‘ih-sung-tzu hsüan chi muhtemelen 7. asır veya önce) yazdığı gibi:

Kusursuz Tao kalp ve zihnin kusursuz bir şekilde boşaltılmasıdır.

Karanlıkta bilinmeyen harikalar.

Bilge kişi Zirvedeki Kaynağa ulaştığı zaman

Ergeç gerçekten bulutlara ulaşır.

(Yün-chi ch’i-ch’ien 66.14a)

Büyük evren (makrokozmos) veya küçük evrende (mikrozmos) mükemmellik getiren Yol'un gelişimsel yönü, doğadaki canlıları, yaşam devinimlerinde görülebilir. İnsan sadece bitki ve hayvanlardaki yaşam devinimlerinden değil, ama Aristoteles'in topraktan geliştiğini kaydettiği madenlerin devinimlerinden de söz edebilir. Maden evrimi yaşlanma ve ölümün ötesine ulaşabilir. Çünkü nihai hedefi zincifre veya altının mutlak mükemmelliydi. Bu iki maddenin, vasat seviyeden evrimleri, insanları, ölümsüz kılan işleminin basit metaforlarıydı. Aslında zincifre olan iksir (tan) doğanın Yol'unu mükemmelleştiriyordu ve simyasal düşüncede insanların mükemmelleşme potansiyellerini simgelemeye başlamıştı. Böylece iksir ve onu imal etme sanatı kullanılan maddeler arasında bulunmadığı durumlarda dahi zincifreden (tan) adını almaya başladı.

Simyacıların "Büyük Çalışması" doğanın mükemmelleştirme işleminin aynısı tekrarlıyor. 9. asırda yazılan bir metinde dediği gibi: "doğal devinimle dönüşmüş iksir, akan cıvanın kurşunu kucakladığı ve hamile bıraktığı zaman oluşur... 4320 yılda iksir tamamlanır... O güneş ve ayın yin ve yang'in çi enerjisini 4320 yıl kucaklar; böylece kendi çi enerjisi doyuma ulaştığında o en yüksek kademede ölümsüzler ve semavi varlıklar için devinimle dönüşmüş bir iksir olur. Aşağıda dünyada kurşun ve cıva ölümsüzlük uğruna simyasal işleme maruz kaldığında suni iksir bir yılda tamamlanır... Simyagerin hazırladığı şey binlik skalasına tekabülünden dolayı kalmaktadır (Tan lun chüeh chih hsin chien sayfa 126). Diğer bir deyişle simyager 4320 saatlik bir yılda (360 günlük bir yılda günde 12 Çin saati) doğanın 4320 yılda tamamladığını başarıyor.

Böylece simya işlemi, kozmik evrimin bir minyatür modeli olmakta. Uygulamacı sadece zamanı küçültmüyor, fakat laboratuarın sınırları içine evrenin boyutlarını sığdırıyor. Yol'un işlevini tefekkür edebileceği ve birleşebileceği mekan ve zaman sınırlarına daraltıyor.

Simyager mekan ve zamanı maniple etmek için çoğu niceliksel ve niteliksel tekabüller olan, çok farklı araçlar kullanmaktadır. Labarotuarı dört esas yöne tam hizalı fırını tam ortada ve her ikisi gökyüzü ile ilgili çizimlerle kaplı olabilir. Fırının hacmi platformuna basamak konulmuş olması ateşleme için konulan kapılar ve sayısı hepsi onu gök ve yeryüzüyle hizaya getiryor.

Ateşin sıcaklığı geliştirici kozmik güçleri temsil ettiğine göre bu güçleri yeniden yaratmak için ateşin zamana tabi olması gerekir. Böylece ateşin yoğunluğu ölçülü yakıt kullanarak, zamanı dikkatle ayarlanmış, devrelerde yavaş yavaş yükseltilerek alçaltılıyordu. Termometrenin olmadığı için mevcut yegane kesin ölçü aleti, teraziyle dört mevsimdeki sıcaklık ve soğukluk tekrarlanmaktaydı. Kök kömürün ağırlığını artırmak ve azaltmak için ve bir seri kapıyla fırın beslemek için birkaç teknik şema günümüze dek kalmıştır. Bunlar başı ve sonu eşit olan basit devreler değildi, fakat devre sonraları giderek azalıp simyasal bileşimlerinde hem devinimsel, hem de gelişen bir değişim ima etmektedirler.

Kurulan modellerde devinimsel yaklaşım, ayrıca bileşimlerde de belli oluyordu. En etkin eski işlem, iki bileşim veya birbirlerine karşı yin ve yang, yani zıt olan iki bileşim kullanırdı. Onlar bir devinimden, diğer devinme konjuge ve ayrılmış oluyorlardı ve (simyagerin gözünde) giderek daha mükemmel bir dizi ürün üretiyorlardı. Daha önce söz edilen cıva ve kurşun örnektir. Diğer sık rastlanan bir çift de cıva ve kükürttür, bunlar da karışarak, sülüğen (suni zincifre) oluşturup yüksek bir ısıda ısıtıldığında cıva tekrar elde edilebilir. Yaklaşık bin yıl önce yazan bir simyagere göre: "Zincifre cıvadan oluşması ve cıvayla tekrar öldürülmesi sırrın sırrıdır ("Cheng-t'ung tao tsang" cilt 587'de "Ch'en Ta-shih" içinde "Pi yü chu sha ban lin yü shu kuei" ). Bazen devinimden devinme kademeli olarak ilerleyen değişimler, ek maddeler katarak elde edilirdi, ancak simyager açısından işlem esas itibarıyla ikilemli olarak görülürdü.

Bu Yol'un devimsel dinamiklerini taklit etmede, simyacının kullanacağı bütün metaforları tüketmiyor. Kozmik yumurta sarısının kademeli olarak yarı oluşmuş civcivi yetiştirmesi metaforu bütün büyük simya geleneklerinde mevcuttur. Simyasal işlemlerin yapıldığı kap veya şişe çoğu kez yumurta olarak söz edilir. Çin'de simya unsurlarının yumurta kabuğun içine kapatıldığı sıkça görülmüştür. Bu konuda en eski ayrıntılı yazılı kayıtlar 9. asır veya biraz sonrasından ve son kayıtlar 17. asır ortalarından gelmektedir. 15. asırda yaşayan bir Ming imparatorluğu prensi bu işlemi mantıksal sonucuna dek yürütmüştü ve zincifre dolu yumurtasını kuluçkada yatan bir tavuğun altına yerleştirmişti. Kozmik işlemler sadece bir odada değil aynı zamanda bir üstadın bedeninde yenilenebilir. Beden içinde yaşam enerjisi veya kozmik ışık devresini imgelemeyi içeren meditasyon teknikleri muğlak bir şekilde dördüncü asırda belgelenmişti. Birinci asıra doğru üstatlar bedenleri içerisinde tanrısal varlıklarla ilişkilendirmeler kuruyorlardı.

Bu çalışmalarda sadece simyaya (veya Taocu'luğa) özgün olan bir şey yoktur, ancak simya işlemini içselleştirmeye bir baz oluşturmaktadır. Yol'un tam bilinciyle zıtların birleşmesini ifade etmek için fırının işlevi konusunda metaforlar kullanıldı. Farzeen Baldrian-Hussein'in dediği gibi: "İçsel simyanın üstadı (nei-tan) iç laboratuarı kendi bedeninde kurmakta. Hatta içinde gelensel simyanın bütün unsurlarını ve aletlerini bulmaktadır: firin reaksiyon şişesi cıva zincifre kurşun ve diğer madenler. Zihinsel ve fizyolojik bir işlemle laboratuarı donatır ateşi yakar alevi gözetir, bir reaksiyon şişesinde unsurların evliliğini sağlar ve istenilen sonuç elde edildiğinde işlemi değişik bir seviyede yeniler" (Hussein 1984 sayfa 14). 300 yıllı civarlarına ait önemli bir yazıda üstad kalp işlevleriyle ilgili güneş solunumu ve böbrek işlevleriyle ilgili ay solunumun hareketlerini kontrol eder. Bu solunumlardan birincisine "ilahi iksir" denir ve ikincisine "sıvılaşmış altın" denir. Bu içsel simya, bedenin küçük evren (mikrokozmos) olarak hayati işlevlerinin fiziksel dünyaya tekabül eden ve ruhsallığı semavi ve dünyevi bürokrasilerin ayna imajları şeklinde düzenlenmiş içsel tanrıların tezahür ettiğine dair yaygın düşünceden doğdu.

Bu disiplinleri takip ederken, ürün değil, işlemin kendisi önemlidir. Dışsal simya metinlerde dahi, ya iksiri içmekten söz edilmez veya ölümsüzlüğün "Büyük Çalışma"ya tanık olmaktan oluştuğu yazılır. Reaksiyon şişesi açıldığında iksirin renk ve şekliyle ilgili bazı tarifler onun yüksek bir şuur halinde tefekkür edildiğini ima eder.

Eğer ölümden bağışıklık kazanmanın yöntemi, derin bir kişisel deneyimse simyanın menfaatleri aktarılamaz. Ancak iksirlerin aktarımını arzulanır kılan, simyanın farklı boyutları da vardı. Bu sanat ister yüklü masraflarını karşılamak için olsun ister kâr amacıyla olsun masrafları karşılayacak birinin himayesini sağlayabilir. Tıpta simya öncesi bir geleneğe göre, üst seviye ilaçları ölümsüzlüğe verir (alt seviyede ilaçlar ya tükenmiş diriliği ya da şifa vermektedir). Bu düşünce tarzının bir uzantısı olarak, birçok hekim yeni ilaçların kaynağı olarak simyayı etüt etti ve simyagerler mevcut ilaçları çalışmalarına adapte ettiler.

Günümüze dek intikal eden birçok simya yazıları doğrudan doğruya ekonomik ve terapi açıdan arzulanır ürünler elde etmeye amaçlarlar. Bu kaynaklar, simayasal altın ve zincifreyle ilgili iksirlerin hazırlanması üzerine dururlar. Altın kişisel gelişimi ön plana alan, esas simya gelenceğinde nispeten önemsiz bir sorundur.

Tarih

Bu bölümde din ve simya arasındaki ilişkiyle ilgili üç önemli sorunu gözden geçirecek: Çin'de simyanın başlangıçları simyada değişmeler ve dışsal ve içsel simyanın tarihsel işkileri.

Simya daha önce Helenistik Mısırda veya Çin'de mı geliştiği halen belli değildir. Her iki toplumun en eski kanıtı henüz belirli bir tarihe iliştirilmedi. Simya için bir Çin menşei kabul eden görüşler arasında farklar olmakla beraber, efsanelerde tarihsel gerçek payı kabul etmeye bağlı kalmaktadır.

Zincifre ve benzeri kan rengi bileşkenler neolitik çağdan itibaren ölüm ve ölümsüzlükle bağlantılı fikirlerle ilişikti. Araştırmalar gömülecek ölülerin üzerine kırmızı toz serpme arkaik adetinin bu şekilde izah ederler. Tai'lı (veya Dai) Hanımın mükemmel korunmuş cesedi (M.Ö. 168 yılın başlarında ölen ve 1972 yılında kazılan) yüksek derecede cıva ve kurşun konsantrasyonları içermekteydi. Bu elementler ölümden önce sindirime uygun bir şekilde dağılmışlardı. Bağırsaklarda sık sık bir ölümsüzlük ilacı olarak hekimler tarafından verilen zincifre bulunmuştu.

M.Ö. 144 yılı tarihli sahte altın yapımına karşı yasaklayıcı bir beyanat, bazen de simyanın yaygınlığını kanıtlamak için kullanılır, ancak bu kuyumcuların metal karışımları kullanmalarından başka bir şey olmayabilir. M.Ö. 133 yılında İmparatora bir okültist suni altından tabaklardan yemek yediğinde yaşamı uzar ve böylece bazı ölümsüz kişileri bulup onların yardımıyla bazı ritüeller uygulayarak, kendisi de ölümsüz olabilir. Bu himaye talebi, altını dolaylı olarak ölümsüzlükle iliştirir ve doğrudan simyasal bağlantının henüz yapılmadığını ima eder. Himayenin giderek yaygınlaştığı bunu takip eden yıllarda, himaye edenlerin temas kurabileceği ölümsüzler konusundaki efsaneler giderek arttı. "Ölümsüzlük İlaçları" sık sık söz edildi, ancak bunların suni oldukları söylenmedi. Eleştirisel araştırmacılar, sadece simya konusunda ilk eserlerin "Üçün Uyumu" ("Chou its 'ant'ung ch'i" - M.S. 140 ve kısmen 9. asırda) çıkmasıyla ve "Sarı Efendinin Dokuz-Şişe Kutsal İksir Kitabı"nın (Huang ti cbiu ting sben tan ching) hemen hemen kesin olarak 3. asrın sonlarında yazılan ilk bölümünün çıkmasıyla, simyanın ortaya çıktığı tarih konusunda açık kanıt bulmaktadırlar. Dünyanın her iki tarafında işlemler yeteri kadar aynı olması dışında, kronoloji açısından doğu ve batı arasında bir ilk tarih fazla önem taşımaz.

Ancak durum böyle değildir. Joseph Needham Çin simyası Makrobiyotik (ilaçlarla bedensel ölümsüzlük arayışı) ve altın imalatının ("aurifiction" yani bilinçli olarak altının sahtesini üretmek yerine "aurifaction" suni yöntemlerle gerçek altını yapma girişimi) bir karışımı olarak tanımlarken, önemli bir farka işaret ediyor. Bu tanımlarda zincifrenin önemli rolünden söz edilmemektedir. Needham markobiyotik daha eski batı sanatında eksik olduğunu dolayısıyla "gerçek" simya olmadığını belirtiyor.

Diğer araştırmacılar simyagerlerin sadece tekniklerini değil, fakat aynı zamanda inançlarını değerlendiriyorlar. Yukarıda özetlenen ruhsal deneyimler ve simyanın ilahi bir hiyerarşide atama aracı olabileceği Çin'e özgündür. Bunlar Doğu Asya'da simya arayışının İskeneriye'de olduğu gibi sadece teknik hedeflerle ifade edilemeyeceğini ima etmektedir. Her iki uygarlık, kimyasal metotları ve metotları, ruhsal halasa yönelik hedefler için kullandılar. Hedefler faklı, çünkü Çin ve Helenistik Mısır arasındaki mana ve değer yapılarında farklar vardı. Her ikinin sanatlarını "gerçek" simya olarak nitelendirmek doğru olur ve şimdiki bilgimize göre her ikisinin yaklaşık olarak aynı zamanlarda ortaya çıktıklarını söyleyebiliriz.

Simyagerler tarihçiler gibi sanatlarının geliştiğini veya değiştiğini kabul etmiyorlardı. Bütün Çin dini veya teknik geleneklerde olduğu gibi uygulayanlar onun bütün olasılıklarının onu kuran kadim ve ilahi düzen tarafından indirilip kurulduğunu kabul eder. Simya olarak daha önce söz ettiğimiz iki eser dışında öncü bir kaç temel eser vardır. Bu yazmalar sözlü açıklamalarla ilaveli olarak değiştirilmeden layık olan kişilere nesilden nesile aktarılacaktı. Metafor ve sembollerden dolup taşan bu yoğun temel eserler için çok izah gerekiyordu (özellikle "Üçün Uyumu" için). Bilginlerin tükenmez anlam bolluğu ancak nispi olarak idrak edilebilir. Sorun bilgiyi geliştirme değil kadim bilgeliği korumaktı.

Yine de asırların geçmesiyle simya metinlerinde kimyasal işlemler üzerinde giderek daha kapsamlı bir bilgi sergilemekte. Ayrıca popüler dinden gelen yeni etkileri uyarma konusunda daha açık olabilmekteydiler. Bazı üstatlar simyadaki bu yeni içerik konusunda bilinçliydiler. Onları esinlenen ek (anacak ilke olarak zamansız) ifşalara addediyorlardı. Bunlar çoğu kez farklı kılıklara bürünmüş ölümsüzler tuhaf durumlarda rastlanan "olağanüstü insanlar" veya da rüya veya düşlerde ifşa edilir. Değişmezlik ideali değişimi silmemişti.

Günümüzdeki anlayış içsel ve dışsal simyanın birlikte başladığını ima etmektedir. Her ikisinin birlikte yürütülmesinin geç başladığını veya kademeli bir gelişmeye tabi olduğuna dair herhangi bir gösterge yoktur. "Üçün Uyumu" hem içsel hem de dışsal olarak yorumlanabilir işleme karmaşık bir sembolizmi getirmektedir. Kitap sadece iç simyanın imgelemeleri değil aynı zamanda mutlak kurtuluşu veren zıtların evliğini içeren cinsel disiplinleri de vermektedir. Sonraki simyagerler cinsel uygulamaların konusunda farklı düşünceler sergileyip kimi ölümsüzlüğü ilerlettiğini kimi de engellediğini iddia ettiler ancak birçok önemli üstat "Üçün Uyumu"nu takip ederek dışsal içsel ve cinsel simyanın tek bir sürecin değişik yönleri olarak görmektedirler. Dolayısıyla kimya tarihçileri belerli metinlerin madensel işlemleri içerip içermediği konusunda karar vermede zorlanıyorlar.

Dışsal simya içsel benzeriyle aynı dinamiği korumadı. 1000 tarihinden sonra kimyasal işlemler konusunda yeni bilgiyi yansıtan yazılar ender olarak görüldü. Daha sonraki yazarlar sık sık sadece hariçte olanların simyanın bir laboratuarda yapılması gerektiğini veya yapıldığını inandıklarını açıkladılar. Dolayısıyla gözükmektedir ki dışsal simyada uygulama veya en azından keşif varlığını büyük çapta sürdürmemişti. Bu tahsili insanların sanatlarla uğraşmasını teşvik etmeyen Confuçuşcu ideallerin yeniden doğmasıyla izah edildi. Diğer bir sebepte 11. ve 12. asırda elit tabakadan heveslileri çeken Taocu ekollerde meditasyon ve imgelemenin pratik operasyonlar giderek yayılmasıydı. Yukarıda anlaşılabileceği gibi erken dönemde okült ve ameli uygulamalar birbirini dışlamıyordu. Diğer bir neden de birkaç imparator ve yüksek görevlilerin simyasal iksirleri aldıktan sonra ölmeleri yaygın olarak bilinmekteydi. Üstadlar için ölüm mükemmelleşmiş benliğin yumurta görevini gören eski bedenden ayrılıp ölümsüzler arasında mevki almasıydı. Popüler inançları ciddi almayan laik hümanistler için bu intihar için budalaca bir gerekçeydi.

Simya Bilim ve Din

Simya genelde Çin simyasının birçok kimyasal maddeyi kullandığını ve niteliksel ilişkiler konusunda oldukça kapsamlı bilgilerden faydalandıklarını belirten kimya tarihçileri tarafından incelenmişti. Tıp tarihini inceleyen araştırmacılar simya ve tıp arasındaki bağlantıları her ikisinin birlikte kullandıkları madde ve işlemlerle ve genelde suni inorganik iksirlerin hastalığı ve yaşamı uzatmada kullanımı ile göstermişlerdir. Tarihçiler genelde simyayı bir genç bir bilim modern inorganik ve iyatro kimyanın öncüsü olarak kabul ederler. Lu ve Needham içsel simyayı "prto-biyokimya" olarak tanımlamaktadırlar.

Bu görüş simyanın hedeflerinin bilmeye yönelik olmadığını göz ardı etmektedir. Onlar ölümsüzlüğe odaklanmıştı ve üzerinde tefekkür etmek üzere kozmik süreçleri tekrarlamaya yöneliktiler. Simyagerlerin yeni bir kimyasal etkileşimi veya işlemi bulup bulmadığını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Zanaatçıların okuma yazmaları olmadığı için yaptıkları yeniliklerin okuma yazmaları olan (elit tabakada kimyasal sanatlarla tek ilgilenen) simyagerler tarafından kaydedilmesi doğaldır. Simyagerlerin barutun ve damıtma aletlerin keşfinde önemli rolleri olduğu iddiası M.S. ilk bin senelik devrede iyi araştırılmamış olan sanayi işlemlerin gelişimi ile ilgili bağımsız kanıtlar tarafından desteklenmemektedir. Ayrıca simyagerlerin tıptan aldıklarından fazla şey verdiklerine dair bir geneleme yapmak için tıp literatürden henüz çok az inceleme yapılmıştır.

Simyanın esas olarak Taocu olduğu veya bir Taocu keşif olduğu fikri 1970 yılından itibaren yapılan Taocu tarihsel etütleri tarafından desteklenmemektedir. Semavi Üstatlar tarikatı ve diğer erken Taocu hareketlerde ilaçlar (suni preparatlar dahil) yasaktı. Sadece dini alıştırmalarla uzun ömür ve ilahi mevki sağlayabilirdi. Kuzeyde üst düzey inisiyeler popüler ilaçlar kullanmaya başladılar. 311 yılında Lo-yang'ın işgalinden sonra göçmen olarak ilk kez simyanın popüler ölümsüzlük uygulamalarında simyanın uzun süredir yerleşik olduğu Yangtze bölgesinde iksirlerle karşılaştılar. Yerine geçtikleri güneyli aristokratlar ruhsal üstünlüklerini telafi etmek için yeni dini yapılar oluşturdular. Michel Strickmann (1979) onların bunu yapmakla popüler yerli uygulamalara ölümsüzlük ve simyanın önemli bir rol oynadığı ve inorganik ilaçların dini kullanımı olağan olan kuzeyli Taocu uygulamaları uyarladıklarını göstermiştir. Yaklaşık olarak 500 yılında asil güney aristokrat ataları olan T'ao Hung-ching imparatorluk himayesinde Taocu Yüce Saflık (veya Mao-şan) kurduğu zaman 4. asırdan kalma gelenekleri kaynak olarak kullandı.

T'ao sadece eski güneyli teknikleri değil karmaşık simya ve astral sembolizm uyarlamadı. T'ao böylece üst tabaka katılım sağlayan ve devlet gücünü destekleyen ve böylece beş asrı aşkın bir süre gücünü koruyan bir hareket başlattı. İlk kez olarak yarattığı taoculuk biçiminde simyayı Taoculuk ile birleştirdi. Simya Taocu ortamında yaratılmadı ve onunla sınırlı değildi. Ayrıca Taoculuk dışındaki hareketlerde simyanın rollü belirli bir ilişki tespit etmek için fazla farklılık arz etmektedir.


Kaynakça

Çin simayanın en ayrıntılı etüdü Joseph Needham’in Science and Civilisation in China ("Çin'da Bilim ve Uygarlık" Cambridge 1954) cilt. 5 bölüm 2—5. Daha kısa bir özet için Needham’in The Refiners Fire. The Enigma of Alchemy in East and West (Simagerin Ateşi: Doğu ve Batıda Simya Esrarı - London 1971) ikinci olarak da J. D. Bernal Lecture (Konferans) veya kültürler arası mukayese için yazdığı Science in Traditional China (Geleneksel Çin'de bilim - Cambridge Mass. 1981) sayfa 57—84'de “Comparative Macrobiotics” (Mukayeseli Makrobiyotik). Simyada kullanılan sembolik yapıları kapsamlı olarak yazdığım Science and Civilisation in China (Çin'de Bilim ve Uygarlık) Cilt 5 Bölüm 4 sayfa 210— 305'de veriyorum ve daha sonuçlanmış bir şekilde “Chinese Alchemy and the Manipulation of Time” (Çin Simyası ve Zamanın Manipülasyonu) Isis 67 (1976): 513—526 bu ayrıca benim derlediğim Science and Technology in East Asia (Doğu Asya'da Bilim ve Teknoloji - New York 1977) yeniden basılmıştı. İçsel simyanın dini anlamı üzerinde Farzeen Baldrian-Hussein’s Procédés secrets au Joyau magique: Traité d’alchimie taoiste dui onzième siècle (Paris 1984). Simya dahil Taocu öncesi güney okült gelenekler üzerinde Isabelle Robinet’nin “La revelation du Shangqing dans l’histoire du taoisme” (Ph.D. diss. University of Paris 1981). Simya ve Taoculuk arasındaki ilişkiler üzerinde Facets of Taoism. Essays in Chinese Religion edited by Holmes Welch and Anna Seidel (New Haven 1979) sayfa 123—192'de Michel Strickmann’nın “On the Alchemy of rao Hung-ching” ayrıca onun Le taoisme du Mao-Chan: Chronique dune révélation İki cilt “Mémoires de l’lnstitut des Hautes Etudes Chinoises” no. 17 (Paris 1981). Çin simyayı araştırma kılavuzu olarak da yazdığım Chinese Alchemy: Preliminary Studies ‘Harvard Monographs in the History of Science” cilt. 1 (Cambridge Mass. 1968) ve Ch’en Kuo-fu’s Tao tsang yüan liu hsü k'ao (Taipei 1983).

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:16

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Şeytan Dansı

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



Şeytan dansına gönüllüler ve sıradan yapabilir, bunlar gelecekten haber almak için, kötü bir ruhun bedenine girmesini kabul eden amatörler, profesyoneller, yada seçilmiş kurbanlardır.


Dansları antil adlarında obeahların, güney sudanda nyam nyamların törenini andırır, ancak doğaüstü güçlerin yardımyla, aşabilceleri bir sorunla karşılasan çinli ailler, profeyonel dansçılara basvururlar.

Şeytan dansı çinde bütün törenler gibi büyük titizllikle uygulanır, öne büyük şölen hazırlanır, dansçıların karnı doyularulur, törende hazır bulunanlar düşünçelerini sorulacak sorular üstünde yoğunlaştırılır, dansçılar davul, zil, simbal ve diğer çalgılarla, bir çalgıcılar grubu eşlik eder, müzik önce ağır, sonra tempo hızlanır, seri haraketlerle dansçılar eğilip, bükülür, tütsü eşliğinde giderek hızlanan tempo bir anda bıçakla kesilir gibi durur, baş dansçı kenidini yere atar.

Bu dans 20-50dk arası sürer, yere yatan dansçı ayağa kalkar, sorular sırayla sorulur.

Çeşitli dans grupları kendinden geçmek için farklı yöntemler geliştiridi, kimi yerlerde iki ellerinde, iki küçük çocuk tutarken kazandan çıkarılan bütün br domuzu yerler, bazı dansçılar eve gitmez, müşteiler hediyelerle onların mekanına gider.

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:16

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Kötü Sihirbazları Bağlama (Sümer)

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



Simon'un necronomicon versiyonundan bir sümer büyüsü. Bir kadın ve erkek figürü yapıyorsunuz, yada tanıyorsanız, o büyücü, o kişinin figürünü yapıyorsunuz. Bu putları, aşağıdaki sözleri okurken bir adak tasında (sırf bu işler için kullanılmalı ve içinde üç gözcünün işareti olmalı, bunun için bakınız gözcünün çağırılışı başlığı) Bu putları yakmalısınız. Sözler şöyle;


Sizi çağırıyorum Gecenin Tanrıları
Sizinle birlikte geceyi çağırıyorum. Kaplama Kadına
Akşam çağırıyorum. Gece Yarısı ve Sabah.
Çünkü onlar beni efsunladı.
Sihirbaz ve dişi sihirbaz beni bağladı.
Tanrım ve Tanrıçam başucumda ağlıyor.
Hastalığım yüzünden acı içinde kıvranıyorum.
Dikeliyorum yatamıyorum.
Ne gece ne gündüz boyunca.
Ağzıma ipler tıkadılar!
Ağzıma otlar tıkadılar!
Nadiren su verdiler bana.
Neşem keder keyfim azaptır.
Kalkın! Yüce Tanrılar! Bekleyişimi duyun!
Adaleti elinize alın! Hallerimle ilgilenin!
Sihirbaz ile dişi sihirbazın putlarını yaptım
Efsuncum ile dişi efsuncumun da.
Gecenin üç gözcüsü onların kötü sihirlerini çözsün!
Ağızlarına balmumu dillerine bal sürülsün.
Hükmümü vermek için ağızları açıldığında
Balmumu gibi donsunlar!
Yaptıkları sihirler ballar gibi akıp gitsin.
Onların düğümleri çözüldü!
Çalışması mahvoldu!
KOnuşmaları çölleri ve ıssızlıları doldurur.
Gecenin tanrılarının çıkardığı buyruğa göre.
Artık bitti!

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:16

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Hint Simyası


[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]



"Altın Ölümsüzlüktür". Brahmana kutsal kitaplarından bu alıntı, Hint simyagerlerin görüşlerini betimliyor. Aynı altının zamanla yıpranmadığı ve parlaklığını yitirmediği gibi, insan bedeni de mükemmel ve değişimsiz bir duruma geçebilir. Hint simyada bu simyagerlerin sanatı anlamına gelen rasayana "rasa (özler) yolu ile" başarılır.

Arhaşastra, Suşruta, Sahita ve Bower el yazmasında eski kimya ve metalürji işlevleri konusunda bilgi verilmektedir. Ancak Hint simya geleneği, esas olarak bu işlevlerin bedeni mükemmelliğe ulaştırma teknikleri ve amaçları ile bağdaştırılmadan gelişmedi. Rasayana kelimesinin tarihçesine bakıldığında bedensel mükemmelliğe öncelik verilmesini açıkça görülmektedir. Eski Ayrurveda geleneği, Caraka Samhita'da rasayana bedenin zindeleştirmesi ve gençleştirilmesi ile ilgili teknik ve işlevlere denilirdi.

Hint simya kozmolojisi ve metafiziğin kökenlerini S***ya felsefesinin "zuhurat" (tecelliyat) ve mikrokozmos-makrokozmos ilişkilerinde yogik Upanişadlar ve Vedanta'da bulmak mümkündür. Bu felsefelere göre varolan her şey esas bir kaynak veya özün zuhurudur, (vyapana ve srsti) ve belirli bir zamandan sonra geldiği kaynak ve özle tekrar özdeşleşecektir (laya veya pralaya).

Zuhur ederek tezahür eden evren yapı itibarıyla hiyerarşiktir. Bu hiyerarşinin tepesinde mutlak olan Puruşa, Prakiti, Brahman veya Şiva ve Şakti'nin birleşimi vardır. Zuhurat, Mutlaktan tezahürlü dünyanın beş duyusal kaliteler duyular ve elementler alemine kadar iner.

Bunların da aralarında tanmatras sistemini izleyen bir hiyerarşisi vardır. Akaşa (eter) da tekabül eden duyu ve duyusal kalitesi ile birlikte, hava, ateş, su ve toprağa doğru dağılır. İnsan tezahür etmiş dünyanın bu kaba (sthula) elementleri, esas ince (suksma) ve mükemmel durumlarına dönüşüm işlevi (samskaras) ile geri getirebilir. Burada elementler madde yerine safhalar olarak görülürler. Bütünlüğe dönme işlemi, kavramsal olarak gerçek ve mükemmel özü ortaya çıkarmak için illüzyon içeren formları bir bir soymayı gerektirir.


Yarı efsanevi Nagarjuna Hint simyasının atası olarak görülür. Olası olarak Hindistan'da 2'nci ve 12'nci asırlar arasında Nagarjuna adı altında tanınan en az 5 simyager vardı. Ancak yaşamları o denli iç içe geçmişti ki araştırmacılar neredeyse Nagarjuna'nın en az 8 asır yaşadığını varsayan genel Hint görüşüne kabul etmek durumdalar. Nagarjuna maji ağırlıklı Kaksaputa, Tantra cıva ağırlıklı Rasendramangalam ve Ayurveda ağırlıklı Suşruta Samhita (bakınız Nagarjuna'nın biyografisi) gibi farklı eserlerin yazarı veya derleyicisi olarak tanınır.

Budist simyası, dışsal kimyasal veya cıvalı işlemler yerine içsel yoga işlevleri ön plana almasından dolayı Hint simyasından farklıdır. Budist simya (rasayana) bedensel yaşamı uzatmak için kimyevi maddeleri kullanır, ancak bunu sadece yoga, seks ve meditasyon teknikleri ile içsel kurtuluşu gerçekleştirmek amacını destekleyici, daha yüksek bir amaç için kullanır.

Dönüşüm ve mükemmel bedeni gerçekleştirmek için cıva ve ilaçlara ağırlık verdiği için, Hint simyası ayrıca Budist rasayana'ya kıyas olarak, cıva (dhatuvada) simyası olarak bilinir. Budist yogik ve Hint kimyasal yöntemleri çoğu kez bir arada yürürler ve Nath Siddha Sahajiya ve Vajrayana Tantrik geleneklerinde her iki yönetemden de unsurlar bulmak mümkündür. Simyasal düşünce ve uygulamaların filizlenmesi yaklaşık olarak 6. ve 15. asırlar arası Tantra'nın yayılışı ile eşzamanlıydı. Hint simyagerler çoğu kez metafizik görüşleri ve teknikleri aynı anda simya yoga ve Tantra'yı kapsamına alan siddha'lar tanımlanırdı. Bu geleneklerin guru (mürşid) soy ağaçları da üst üste gelmektedirler. Böylece simyagerler arasında Gorakh Carpate Vyâdi ve Nagarjuna Güney Hindistan'ın Sittar (Siddha) simyagerlerinden Tibet'in Vajrayana Budistlerine kadar bir çok Tantrik gelenekte anılmaktadır. (Bakınız Gorakhnath'ın biyografisi)

Hint cıva simyagerlerin laboratuarı evrenin minyatürü (mikrokozmos) olarak tanımlanmıştır. Nasıl Vedanta felsefesine göre tezahür edilmiş dünyanın kaba elementleri nihai olarak Mutlak'a dönerse, burada simyager fiziksel maddeleri kullanarak, paralel bir bütünleşme gerçekleştirmeye çalışmaktadır. O bitki, hayvan ve mineralleri, metaller hiyerarşisini: kurşun, kalay, bakır, gümüş ve altın tırmanmak için kullanır. Kullandığı en önemli element, cıva (rasa veya pârada) ve kükürttür, (gandhaka). Hint simyasında bu elementlerden, cıva erkek Şiva'nın tohumu (bija veya bindu) ve kükürt, dişi Şakti'nin cinsel özü veya kanı olarak görülür.

Hint simya, yoga ve Tantra'ya göre evrende her nesne ve element birleşiminin cinsiyeti vardır. Hint Tantrik dünya görüşünde tezahür eden dünya Şiva ve Şakti'nin sonsuz birleşiminin zuhurudur. Cinsel özlerinin en üst tekabülleri olarak cıva ve kükürt dünyayı bütünleştirme ve mükemmelleştirmenin araçlarıdır. Simyasal saskrara'lar çok şiirsel ve etkileyici bir dile anlatılırlar: Cıva kükürdün içine girip (vedhana) nüfuz eder, böylece ölüp (mrta) yineden daha saf ve istikrarlı (bandha) bir durumda "yeniden doğabilir" ve bu durumda başka elementleri dönüştürmeye daha fazla kapasiteye sahip olur. Dönüşüm sürecinde cıva, daha basit metallere nüfuz eder. Onlar "öldürülür" ve metal hiyerarşisinde artan derecede daha yüksek seviyelerde "yeniden doğarlar". En sonunda kaba safhaların kabuklar ve tortular içinden mükemmel simyasal altın ortaya çıkar. Bu samskara'ların dili inisiyasyon (diksa) cinsellik ve yeniden doğum dilidir. Simyagerin sanatı, ruhsal bir çalışma, ritüel, özveri ve adamak olarak, ayrıca hem genişleyen, hem de ufalıp öze dönen bir evrenin kutsal oyununda katılımcı olma olarak görülür. İşte bu bağlamda ölümsüzlüğü cıva simyasının nihai amacı olarak görebiliriz. Simyasal evrende cıva (Şiva tohumu veya bija) aynı metalik "bedenleri" mükemmelleştirdiği gibi insan bedenini de arındırıp mükemmelliğe sevk edebilir.

Amrta-bija-rasa'nın tekabülleri sayesinde simya hiyerarşileri ve süreçleri, kundalini ve diğer yoga türlerinin psiko-kimyasal sistemleri ile kaynaşırlar. Kundalini yogada, yogin nefsini kıran riyazetleriyle kendi tohumunu içsel dişi kundalini yılanının aracılığıyla altı çakrayı delip geçmesini sağlar. Kundalini her bir çakrayı nüfuz ettikçe üretilen ısı tohumu (meni) kafatasında, mevcut en yüksek çakrada (sahasrãra) ambrosia'ya yani ilahi sıvıya (amrita) dönüştürür. (Budist simyada benzeri "bodhicitta'yı yerleştirme" cinsel yoga çalışması tohumu amrita'ya dönüştürmenin başlıca yöntemidir.) Bundan sonra kundalini sahasrãra'nın (erkeksi) dolunayı ile birleşir ve orada biriken amrita bedene inip zindeleştirir gençleştirir, ve onu ölümsüz kılar. Cıva birleşimleri, mantra, mudra, nefes teknikleri ve diğer yoga teknikleriyle birlikte özümlemeyle simyager bedenin mükemmelleşmesini sağlamak üzere psiko-kimyasal teknikleri katalize eder.

Birbirini tamamlayan bu uygulamaların sonucu, istikrarlı süreçleri (sthira) içeren mükemmel bir siddha bedenidir. Beden altın gibi parlar, sert elmas (vajra) gibi sağlamdır ve doğa üstü güçlere (siddha) sahiptir. Siddha bedeni, sanki daha önce yaşlanma, hastalık ve ölüme tabii bir bedenden yeniden doğmuştur. Şimdi kişi jivanmukta'dır (bedenden kurtulmuş) ölümsüz ve tanrılar kadar güçlüdür. Eğer isterse Mutlak ile nihai birleşme olan samadhi'ye girebilir. Bunu yapmakla fiziksel bedenini aşar ve Tantrik Hinduizm'de moksa veya Budizm'de mahãsukha olarak bilinen tam kurtuluşa ulaşır.

Kaynakça

Hint Simyası konusunda en geniş kapsamlı yaklaşım Prafulla Chandra Ray'nin 2 ciltlik "Hint Kimyanın Tarihi" (A History of Hindu Chemistry Calcutta 1904—1909); ayrıca Priyadaranjan Ray tarafından bu eserin bir revizyonu "Eski ve Ortaçağı Hindistan'da Kimya tarihi (History of Chemistry in Ancient and Medieval India Calcutta 1956) bazı simya metinlerinden alıntılar ve tercümeler içerir. Ayrıca kurdukları özgün sentezlerden dolayı ilgi çekici Mircea Eliade’in "Simyanın Kaynağı ve Yapısı" (The Forge and the Crucibles The Origins and Structures of Alchemy" 2nci baskı Chicago 1978) ve Sashibhusan Da.Sgupta’nın "Sıradışı Dini Kültler" (Obscure Religious c’ults 3ncü Baskı Calcutta 1969). Yakın zamanlarda Hint-Tibet Budist Simyası üzerinde yazılan iki mükemmel eser ise Michael Walter’ın "Tibet Tantrasında Simya ve Tıbbın Rolleri" (The Role of Alchemy and Medicine in Indo-Tibetan Tantra" Doktora tezi University of Indiana Bloomington 1982) ve Edward Todd Penner’s "Rasayana Siddhi: Budist tantralarda Tıp ve Simya" (Rasayana Siddhi: Medicine and Alchemy in the Buddhist Tantras Madison Wis. 1983); Bu son eser Kalaçakra Tantra üzerinde bir tevsir olan Vitnala-prabhã'nın simya bölümünü içermektedir.

Edward B. CowelI tarafından tercüme edilen Madhava’nın ondördüncü asır eseri Sarva-darşana-sarngraba (7nci baskı Varanasi 1978) Hint felsefesinin "Cıva Okulu" konusunda Hint simyasının önemli metinlerini gözden geçiren bir bölüm içermektedir. Bunlar arasında önemli bir yer işgal eden ve simyanın ibadetli yönleri (bakınız 1.37—38 1.43—52 and 1.109—1 16) ve kükürdün menşei miti (7.57—66) konularında referanslar veren Indradeo Tripathi tarafından derlenen Sanskritçe Rasãrnavam (onuncu asır 2nci baskı Varanasi 1978). Shridharmananda Sharma tarafından derlenen Vagbhata'nın Rasaratnasamucchaya (öndördüncü asır 2nci baskı Delhi 1962) cıvanın menşei mitini içermektedir (1.60—66). Nägarjuna ve diğer simyagerlerin yaşam öyküleri için K. Satchidananda Murty’nin Nagarjuna (New Delhi 1971) ve Giuseppe Tucci’s "Animadversiones Indicae" Bengal Asya Cemiyeti Dergisi (Bengal Journal of the Asiatic Society of Bengal) 26 (1930 : 125—160) başvurun.

Alıntıdır.

Mesmerize 16 Ocak 2025 08:17

Yanıt: Doğu Büyüleri
 
Hint Büyüleri
[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]


Hint büyülerinin kendine has, kabul edebileceğimiz bir tekniği vardır, ve çevre kültlerdeki büyüleri büyük ölçüde etkilemiştir.Tarihsel bir çerçeve geçiremeyiz, çünkü hintliler büyü kültüründe oldukça eskidirler, ki en eski hint tapınaklarında bile bunlarla ilgili metinler karşımıza çıkar.


Büyülerin içeriğinde tanrılara yakarışlar, mitolojik olaylar, ulu ruhlara seslenmeler vardır. Onlara adaklar sunulur ve övgü sözleri söylenir. Sadece iyi ruh ve tanrılara değil, negatif enerji taşıyanlara da, yakarış ve övgü sözleri vardır, çünkü onlar olmadan varlık da olmazdı, onlar varlığın diğer yarısıdır. Kötü ruh ve negatif enerjilere (artık adı yıkıcı tanrı, cin, ilah vs her neyse, hepsini kast ediyorum) yapılan dua ve adaklarda onların kendilerine dokunmaması konusundadır. Örneğin hastalık yapan bir ruhu uzaklaştırmak için ona hediyeler ve adaklar verilir, övgü sözleri söylenip, haneye gelmemesi istenir. Aynı zamanda pozitif enerjilere yapılan dualarda onlar çağrılır, övgü sözleri söylenip haneyi ve kişiyi takdis etmesi istenir.

Vedalarda geçen birkaç tanrı ismi:

-Güneş tanrısı Surya
-Ay tanrısı Soma
-Rüzgar tanrısı Vayu
-Su tanrısı Varuna
-Yağmur tanrısı İndra
-Ateş tanrısı Agni
-Ölüler aleminin tanrısı Yama
-Ana Tanrıça Mintra

Büyüler daha çok dualarla yapılır ve muskalar pek yaygın değildir. Büyülerde duanın yaygın olma sebebini dilin ve sözlerin kudretine son derece inanmaları kabul edebiliriz, ki bu ortadoğu büyülerini de çok etkilemiştir. Hintlilerin dili olan sankiritçe, bir inanışa göre çakra titreşimlerini yansıtır ve enerjiler üstünde direk etkilidir. Bu inanış hintlilerde Ses Majisinin oluşumunu sağlamış ve mantraları son derece önemli hale getirmiştir. Sesin kudreti hakkındaki inanışlarının kanıtı olarak, Yaratıcı Tanrı Brahma yaratırken, OM sesini kullanmış ve imgesini maddeye dönüştürmüştür.

Günümüzdeki hint büyü duaları çoğunlukla Atharva Veda kökenlidir. Atharva veda, Veda'lar arasında büyüler, efsunlar ve buna benzer reçeteler içeren ilahiler kitabıdır. İçinde bir erkeği aşık etmekten, bir kadını kısır bırakmaya, bir evi korumadan, düşmanı öldürmeye kadar her çeşit büyü duası içerir. Rahiplerine Atharvan denir, yalnız bu kitap halk arasında ruhban sınıfa oranla daha yaygındır. Yalnız Brahmanlar bu kitaptaki duaları (yüksek büyü dualarını) belirli zamanlarda okumak zorundadırlar. Bu yüksek büyü duaları evreni kutsamak, elementleri kutsamak vs gibi öğeler içerir.

Hint büyülerinde muhakkak küçük bir şey de olsa madde kullanılır ve bu madde benzeşim ile seçilir. Mesela kısırlaştırmak için yapılan bir büyüde kişi eline bir taş alır ve bunu kadının rahmi olarak düşünür, bir kadın çok çocuk isterse evine istediği çocuk kadar pirinç tanesi veya çiçek serper, iki kişiyi kavga ettirmek için dua okunurken, iki taş birbirine çarpılır, aşk ile ilgili bir dua okunurken, kişi aşk gibi kalbe saplanacak küçük bir ok yapar.....ve daha bu konuda bir çok örnek verilebilir. Onun dışında Afrika da olduğu kadar, hint büyülerinde de bezden veya balmumundan yapılan bebekler yaygındır. Yapımı hemen hemen aynıdır diyebiliriz, daha doğrusu tabiri caizse aynı orijinden geçmişlerdir.

Ayrıca halkın arasındaki büyülerden öte yüksek rahip sınıfının yaptığı büyüsel ayinler vardır, ki bunlar özel ve oldukça zor bir eğitimden geçerler. Bunlar halk arasında olduğu gibi, onu bunu aşık etmek, birilerini hasta etmek için değil, insanların kutsanması, mutluluk, evrenin kutsanması, tanrıların onurlandırılması (bu insanların üstünde takdislerini çekmemeleri içindir) gibi konularda yapılan ayinlerdir. Bu tip ayinleri Mısır rahiplerinde de görürüz, ki en iyi örneği her gün doğumunda yapılan Osiris'in zaferini sağladıklarına inanılan ritüel.

Bu rahipler, günlerce, aylarca, hatta belki yıllarca tapınaktaki odalarına kapanıp, hiç konuşmadan sürekli meditasyon yaparlar ve kendilerini içlerindeki "atman"ın gücünü keşfederler. Aynı zamanda evrenle bütünleşmektir, asıl amaçları. Çünkü ebedi saadet ATMAN(insan ruhu)- BRAHMAN(evrensel enerjievrenin ruhu) birleşmesiyle gerçekleşir. Asıl amaçları mutluluğu keşfetmektir, aman büyü yapayım, rahip olayım değildir!!! Rahip olmak, bir kendini arayış ve mutluluğa ermedir. Kendi içlerinde mutluluğu ararlar ve kendi dünyalarında mutlu olurlar. Sonrasında ise insanlara yol gösterip onlara yardım ederler.

Neyse bu rahiplerin uyguladıkları ritüeller daha çok dünya ve evrenle ilgilidir. Örneğin her sabah güneşin doğuşu ve bunun insanlara güzel şeyler getirmesi konusunda ritüelleri vardır. Bu rahiplerden çoğunun havalandığı bile görülmüştür ama amaçları asla bu olmamıştır, her zaman için asıl amaçları kendi mutluluklarını ve kendi içlerindeki "öz" ü bulmaktır. Zaten "öz"ü keşfetmeyen birisi, asla rahip olamaz, eğitimi yıllarca sürse de. Rahiplik eğitimine dayanamayıp da vazgeçenler, tapınak görevlisi olarak kalırlar.

Hint büyülerinde Vudu, paganizm ve şamanizm de olduğu kadar adaklar önemli bir yer tutar. İstediği bir şey için veya kendini takdis etmeleri için, ilah ve ilahelere adaklar sunarlar. Bu adakların kesin çizgileri yoktur, herkes o an istediği birşeyi adak olarak sunabilir. Bunlar çoğunlukla tarım ürünleri ve diğer bitkilerdir; mısır, pirinç, kına çiçeği gibi.

Alıntıdır.


Forum saati; Türkiye'ye göre ayarlanmış olup, şu an saat: 14:54.

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.
Navbar with Avatar by Motorradforum