| Leydihan |
08 Eylül 2026 23:24 |
Yanıt: Timurlu İmparatorluğu'nun Kurucusu Timur Kimdir?
Askeri ve siyasi yaşamı
İlk yılları ve Maveraünehir'e egemen oluşu
Timur Belh Savaşı'nda
Çağatay Hanı Tuğluk Emir Timur 1360 yılında Maveraünnehir'e geldiği dönemde burada bulunan bazı beyler bölgeyi terk etmelerine karşın Timur akıllıca bir iş yaparak Çağatay hanına bağlılığını bildirdi. Bundan böyle, Çağatay Hanı'nın bendesi olacaktı. Karşılığında ise atalarının yurdu olan Keş ve çevresi kendisine bırakılmıştı. Yirmi dört yaşındaki Timur, Barlas boyunun başına geçmeyi başarmıştı.
Timur, yeni durumunu pekiştirmek için Horasan'ın Belh kentinde bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmış, soylu yönetici Kazakhan'ın torunu Emir Hüseyin'inin yanına giderek onunla bağlaşma kurdu. Timur'un, Hüseyin'in kız kardeşi Aliye Türkanağa'yla evliliği aralarındaki ilişkiyi pekiştirdi. Timur'un Çağatay Hanına bağlılığı uzun sürmedi, çünkü bazı boy beylerinin çı*kardığı kanlı bir ayaklanma sonucu, Çağatay Hanı oğlu İlyas Ho*ca' yı Maveraünnehir'e vali olarak atadı.
Çağatay Hanı Tuğluk Timur, oğlu İlyas Hoca Oğlan'ı Maveraünehir'in yönetimine getirirken, Emir Begicek'i onun atabegliğine, Timur'u da hizmetine atamıştı. Timur, emir komuta zincirinde ikinciliğe razı olmadı. Tepki vermekte hiç gecikmedi. Timur ve Hüseyin o andan itibaren kanun kaçağı olup gizlenmek zorun*da kaldılar. Ondan sonraki birkaç yıl, iki arkadaş Timur ve Hüseyin geçimlerini eşkıyalık, yol kesicilik ve paralı askerlikten sağlayarak, Asya'nın yukarı taraflarında dolaşıp durdular. Kimi dönem şansları yaver gidi*yor ve hatırı sayılır bir ganimet ele geçiriyorlardı. Ancak Çağatay Hanına yerlerini belli etmemek için devamlı hareket etmek zo*rundaydılar. Tarihi kayıtlara göre, bir ara Timur'un maiyetinde yalnızca karısı ve bir tek adamı kalmıştı. 1362'de Horasan'a kaçarlarken Türkmenler tarafından yakalandılar ve Mahan'da karısıyla birlikte böceklerle dolu bir ahırda iki ay hapse*dildikten sonra serbest bırakıldılar. Bu sırada düşman karşısında zor duruma düşen Sistan hakimi Melik Fahrenddin'in kendilerini çağırması üzerine bin kişilik bir güç ile yardıma geldiler. Kendilerini yardıma çağıran Fahreddin'in sözlerini yerine getirmemesi üzerine buradan ayrılmak isteyince Sistanlılar tarafından yolları kesildi. Timur, sağ bacağıyla sağ kolunu aksak bırakan ve düşmanlarının onu aşağılamak için kullandığı Aksak Timur takma adının esinlenildiği yarayı burada olasılıkla Afganistan'ın güneybatısında, bugün Deşt-i Mergi (Ölüm Çölü) olarak bilinen bölgenin bir yerinde aldı. Burada yapılan çarpışmada Timur'un sağ eline ok isabet ederek yaralandı. Olasılıkla ayağının sakatlanması da bu çarpışma sırasında olmuştur.
Yaralarının iyileşmesinden sonra Timur ve Hüseyin yeniden Maveraünnehir'e geldi. O dönemde, hem kendi şanını yürütmek hem Maveraünnehir'i ele geçirmek için savaş alanında kullandığı, kendi buluşu olan olağanüstü yöntemlerle ün salmaya başladı. Bir çarpışmada askerlerine, düşmanın kendininkinden kat kat üstün olan güçleri etrafındaki tepelerde yüzlerce kamp ateşi yaktırarak, onları dört bir yandan kuşatıldıklarına inandırmıştı. Düşmanları kaçarken, onları kovalayan askerleri*nin eyerlerine bol yapraklı ağaç dalları bağlatmış, böylece kalkan toz duman içinde dev bir ordunun gelmekte olduğu sanısını uyandırmıştır. Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı. Tirmiz, Belh ve Semerkant yakınlarındaki Şehrisebz kentlerini İlyas Hoca Oğlan'ın adamlarının elinden aldı. Timur ve Hüseyin uzun savaşımlardan sonra Maveraünnehir'e egemen olmuşlardı.
Kurultay toplayıp, Tuva Han'ın torunlarından Kabilşah Oğlan'ı han ilan ettiler. 1365 yılında Maveraünnehir'in eski valisi İlyas Hoca bir kez daha işgale kalkışmıştı. Timur'la Hüseyin'in güçleriyle karşılaştığı zaman, ordusu Taşkent yakınlarındaydı. Moğolların üstüne çullanan Timur, üstünlüğü ele geçirdi ve biçim olarak komutanı durumunda bulunan Hüseyin'e, kendi adamlarıyla düşmanın işini bitirmesi için işaret verdi. Fakat Hüseyin geri durdu. Moğol güçleri, bu yaşamsal yanlıştan yararlanmakta geç kalmadılar; saldırıya geçip dört bir tarafta kılıçtan geçirilmedik kişi bırakmadılar. On bin kişi öldü. Timur'la Hüseyin, Ceyhun Irmağı'nı geçerek güneye doğru kaçtılar. Bu olay Hüseyin'le bağlaşma konusunda içine kuşku tohumları ekmişti.
Çarpışmanın en kritik anında, bağlaşığıyla birlikte vuruşmayı reddeden Hüseyin'e karşı güveni sarsıldı. Timur, kendini ihanete uğramış sayıyordu. Ancak Emir Kazakhan'ın torunu soylu göçebe Hüseyin, resmen Timur'un üstüydü. Mir çarpışmasında uğradığı ağır kayıpların giderilmesi için Timur'un emirleri ve askerleri üzerine, ceza niteliğinde bir kafa vergisi salmıştı. Tarihi kayıtlara göre bu o kadar yüksek bir tutardı ki hiçbirinin ödemesine olanak yoktu. Timur atlarını, üstelik Hüseyin'in kardeşi olan karısı Aliye'nin altın ve gümüş kolye ve küpelerini vermek zorunda kaldı. Hüseyin, bunların aile mü*cevherleri olduğunu bile bile, hiç oralı olmadan hepsini aldı. Mir çarpışmasından bir yıl sonra Timur'la Hüseyin, Semerkant'ın bağımsız Serbedar yönetimini yenerek buranın yeni yöneticileri olmanın zaferini kutladılar. İki savaşçı arasındaki bağlaşma, Timur'la Hüseyin'in kardeşi Aliye'nin evlenme*si ile damgalanmıştı. Aliye'nin bu sıradaki ölümü, aileler ara*sındaki son bağı da kopardı. Timur 1370'te Hüse*yin'in başkenti Belh'e doğru saldırıya geçti. Timur galip gelip kenti ele geçirdikten sonra Hüseyin, yakalanarak ona teslim edildi. Daha önce canını bağışlama sözü verdiği için Hüseyin'in öldürülmesini emretmeyen Timur, gene de onunla kardeşini öldürdüğü için arasında düşmanlık bulunan adamlarından Key*hüsrev'in, bu işi yapmasına engel olmamıştır. Timur, Hüseyin'in yenilgisi ve katledilmesinin ardından Cengiz Han'ın, en yüksek yönetim makamının ancak hükümdar soyundan asil kanlı bir kişiye verilebileceği töresinden hareketle, kukla ve yalnızca sözde yönetici olarak, bir Çağatay hanını başa getirdi. Bu yalnızca gelenek yerini bulsun diye yapılmıştı. Gerçek ik*tidar Timur'un elinde idi. İbn Arabşah, "hem yö*neten hem yönetilen onun egemenliği altındaydı," diye yazar. Bu tarihte Sultanların gözünde Halifeler nasılsa o da öyleydi. Bu güç ve mevki paylaşımının aslı, oldukça gösterişli bir tahta çıkma töreniyle, tam olarak ortaya çıktı. 9 Nisan 1370'te Timur, Belh kurultayının onayıyla, Çağatay egemeni olarak taç giydi.
Emir Hüseyin'in Haremi ve hazineleri de Timur'un eline geçti. Timur bunlardan dördünü kendi haremine aldı bazılarını da yanındaki ileri gelen beylere verdi. Timur'un zafer ganimetieri ara*sında Hüseyin'in dul eşi Saraymülk Hanım da vardı. Bu, Ma*veraünnehir'in son Çağatay Hanı Kazan'ın kızı ve Cengiz Han'ın soyundan gelme soylu bir kadındı. Timur, Saraymülk Hanım'ı eş olarak alıp yönetimine yasallık kazandırdı. Bu evlilik, Saray Mülk Hanım'ın han kızı olması dolayısıyla Timur'a han damadı anlamına gelen küregen(Gürgan) sanını taşımaya hak kazandırmıştır. Bundan böyle ve ömrünün sonuna dek, kendi adıyla çıkarttığı paralarda, Cuma hutbelerinde ve tüm törenlerde kendine, Hanlarhanı'nın damadı anlamında, Timur Gurgan dedirtti.
|