ForumKalbi.Com

ForumKalbi.Com (https://www.forumkalbi.com/index.php)
-   Tasavvuf (https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=205)
-   -   Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur? (https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=31502)

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:42

Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Tasavvuf öyle bir hakikattir ki ne dilin ne de sözün olmadığı yerde olur (laf ile tasavvuf olmaz). Tasavvuf ehil olan kimselere evliya ve meşayih tarafından gelen bereketlerden onların Adab ve ahlâkının tesirinden meydana gelir. Eğer bir müride mürşidin Nazari tesir eder ona o nazar sebebiyle bereketler geçerse bu bereketler onun Göğsünü açar kalbini nurlandırır. Yüce Allah buyurmuştur; "Rabbinin Göğsünü İslâm'a açmış olduğu kimse Rabbinden bir nur üzerinde değil midir?" (Zümer 22)

Bunun ne demek olduğu Hz. Peygamber sav'den soruldu şöyle cevap verdi:

- O kalbe atılan bir nurdur onunla göğüs açılır Huzura erer.

- Bunun bir belirtisi var mıdır diye sorunlunca buyurdu ki:

- Gurur evinden uzaklaşmak ebediyet evine yönelmektir. (Beyhakî Zühd 974; Ebu Nuaym Hilye 9 / 246)

Bu da dünyaya Bugz etmek onu sevmemek ondan ve ona yönelenlerden yüz çevirmekle; dünyaya önem vermenin havas (seçkinler) için mekruh peygamberler için haram olduğunu bilmekle olur.

Şunu iyi bilmelidir ki başlangıcı doğru olanın sonu daha mükemmel olur. Zira oğlu başa duruyor. Eğer Salik doğru çalışırsa sağlam sonuca ulaşır. Çünkü hizmeti daha halis olanın müşahedesi daha net olur. Hali daha doğru olanın veliliği daha yüksek olur. İlmi daha tam olanın işleri Allah'a Havalesi daha güzel olur. Marifeti daha sağlam olanın teslimiyeti daha mükemmel olur.

Hakikate Erme Mertebeleri

Yüce Allah hakikatlere kavuşma sebeplerini derecelere ayırarak buyurmuştur ki: "Kim Allah'a ve Elçisine itaat ederse işte onlar Allah'ın nimet verdiği peygamberler sıddîkler şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır" (Nisa 69)

Makamların ve mertebelerin başı salah mertebesi sonu da sıddîklik rütbesidir. Nübüvvet ve risalet ise halka mahsus hallerden değildir. Onlar yaratılmışların hallerinden tamamen BAŞKADIR. Çünkü peygamberler hallerin en yükseğine sahiptirler. Halk ise o hallerin ancak kenarında Gezerler. Salah makamından sonra Şehitlik Makamı gelir.

Şehit ve Sıddık

Zahirde şehit ancak Savaşta öldürülmekle olur. Hakikatte şehit nefsin şehvetlerini öldürmekle olur. Nefsin Hareketleri (görünümü) kalır ama şehvetleri olur ve o zaman müritlerin edeplerine ve huylarına Uyar.

Şehitler makamından sonra sıddîkler Makamı gelir. Sıddîklik de mutasavvıfların hallerinden biridir. Sıddîkler makamının en yücesi gerek emirlerinde gerek işlerinde Hz. Peygamber sav'e uymak hiçbir davranışında onun huyuna aykırı hareket etmemektir. Salik önce Peygamber sav'in hallerine uymaya çalışır. Bunu yapar gücü yeterse yetmezse bu dereceden inip onun ahlâkına uymaya çalışır. Yine gücü yetmezse bu dereceden de inip onun adabına uymaya çalışır.

Bu makamların hiçbirine uymaya gücü yetmezse sünnetine uyar. Hiçbir suretle sünnete uymaktan daha aşağı bir hale inmemelidir ve bilmelidir ki nübüvvet makamlarının en aşağısı velâyet ve tasavvuf makamlarının en yükseğinden üstündür ve ondan tamamen ayrıdır. Çünkü rasuller ve Nebiler hiç aldanma olmayan ve şüphe bulunmayan vahiyle gaybı müşahede ile halkın hükümlerini (durumlarını iç yüzlerini) görmekle kuvvetlendirilmişlerdir. Rasuller ise nebilerin velilerin sıddîklerin şehitlerin ve sâliklerin üstündedirler.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:44

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Sûfilerin Edebi

Şekîk Belhî İbn Mes'ud ra'dan Rasulullah sav'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Beni Allah terbiye etti terbiyemi güzel yaptı. Sonra bana Üstün Ahlakı emrederek 'Affı al iyiliği Emret' dedi." (Suyuti; Sem'ânî; Münavî)

Serik İbn Abdullah'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber kendisine gelen kişinin sözlerinden çok edebini öğrenmesini severdi."

Zünnûn Mısri de şöyle demiş: "Allah İslâm'ı bilgi ile süsledi terbiye ile yükseltti takva ile şereflendirdi."

Nebâcî şöyle dedi: "Terbiye hallerin süsüdür. Terbiye büyüklerle güzel sohbet etmektir."

Ve şöyle dedi: "Her şeyin bir Hizmetçisi vardır. Dinin Hizmetçisi de edeptir. Edep hürlerin süsüdür. Edep büyüklerle güzel sohbet onların sözlerini kabul etmek büyüklerin terbiyesine ve ahlâkına uymak onlara saygı göstermek yaşıtlar ve arkadaşlara güzel Ahlâk ile muamele etmek."

Ziyaret:

Ziyaret birkaç çeşide ayrılır: Yasaklarından sakınmak suretiyle Hac farzını yapmak üzere Allah'ın Evi'ni ziyaret her hususta şefaatini dilemek üzere Peygamber sav'in kabrini ziyaret. Yüce Allah buyurdu: "Eğer o nefslerine zulmedenler sana gelip Allah'tan Mağfiret dileselerdi Resul de onlar için istiğfar etseydi elbette Allah'ı bağışlayıcı merhamet edici bulurlardı." Hz. Peygamber s.a.v. de: "Benim kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur." demiştir (Beyhakî İbn Adi; Münâvî)

Mümin ahirette şefaatine nail olmak dünyada da o toprakların bereketine ermek için Resul sav'in kabrini ziyaret eder. Daima yapılması ICAP ziyaret eden çeşitleri şunlardır:

İlimlerinden istifade etmek edepleriyle edeplenmek için evliyayı ziyaret

Yüce Allah'a yaklaşmak için salih kimseleri ziyaret

Kendilerine iyilik etmek üzere ana babayı ziyaretle onların feyizlerinden istifade etmek

Sohbetlerinin bereketlerine ermek için şeyhleri ziyaret

Haklarını ödemek kardeşlik ve keremi tazelemek için ihvanı ziyaret

Ibret almak için kabirleri ziyaret.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:44

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Muvafakat:

Muvafakat Hakk'ın emrine aykırı bir davranış doğuracak şeyleri terk etmek demektir.

Muvafakat Muhalefeti terk günah olmayan işlerinde dostlara yardım etmektir.

Muvafakat sana azar getirecek kınanmana yol açacak şeyleri bırakmaktır.

Muvafakat Sırrı sırra zıt olan şeylerden temizlemektir.

Muvafakat Hakk'ın arzusu için kendi arzunu terk etmen doğru yolda gitmen Öğüt uyarınca hareket etmendir.

Hz. Enes'in (ra) annesi Ümmü Süleym (r.ah) Rasulullah'a (sav) ölü üzerine ağlayıp ağıt yakmamak üzere biat etmişti.854

Ümmü Süleym o sıralarda Ebu Talha ile evli idi. Ebu Umeyr künyesiyle çağırdıkları bir çocukları vardı. Bir ara Ebu Talha bazı işleri için dışarı gitti. Bu arada çocuk hasta oldu ve vefat etti.

Annesi Ümmü Süleym çocuğu yıkadı kefenledi kokular sürdü ve üzerine bir şey örtüp:

- Bunun vefat haberini Ebu Talha'ya ancak ben söyleyeceğim diyerek evin bir Odasına koydu.

Derken Ebu Talha eve geldi. Ümmü Süleym ona karşı süslenip kokulandı KOCASINA cilveler yaptı. Akşam yemeğini hazırladı. Bir ara Ebu Talha:

-Ebu Umeyr ne yapıyor? diye sordu. Annesi:

-Yemeğini yiyip uyudu istirahat ediyor! dedi.

Sonra yattılar. İlişkide bulundular. Ümmü Süleym bu beraberlikten yeni bir çocuğa hamile kaldı.

Bir ara KOCASINA dönerek:

-Ey Ebu Talha! Şu komşulara ne dersin! Birisinden emanet bir şey almışlar sahibi emanetini isteyince yüzlerini ekşitiyor olur mu böyle! diye sordu. Ebu Talha:

-Hayır olmaz! Gönül hoşluğu ile emaneti sahibine vermeliler! dedi. Bunun üzerine Ümmü Süleym (r.a

-Öyleyse sen de oğlun için sabret. Çünkü Allah verdiği emanetini geri aldı dedi.

Ebu Talha olanlara şaşırdı. Sabahleyin Rasulullah'ın (sav) yanına varıp hanımının yaptıklarını ve söylediklerini anlattı. Efendimiz (s.a.v

-Allah geçen gecenizi boyutu mübarek kılsın (hanımın doğru yapmış güzel söylemiş) buyurdu.855

Buradan ortaya çıkan sonuç şu:

Ümmü Süleym (r.ah) bu davranışı ile Rasulullah'a (sav) Verdiği sözde duruyordu. Yaptığı biata Vefa gösteriyordu. İşte Sahabe-i Kiram'ın her hali birer vefa ve sadakat örneğidir.

Tasavvuf Saaheb-i Kiram'ın yolunda yürümektir. Bu yüzden tasavvuf yolunda müritlerden istenen en önemli konu başındaki imamına güvenmesi teslim olması ve gücü yettiği kadar emirlerine samimiyetle itaat etmesidir.

Herkesin teslimiyeti inancı ölçüsünde olur. Ibadet hizmet ve bu yolda sabır da iman derecesine göre olur. Doktoruna teslim olan şifa bulur. Itiraz eden kimse hastalığı içinde kıvranır durur.

İnsan aklını itiraz ve inkarda değil teslimiyet ve imanda kullanırsa mutlaka sonuç rahmet olur.

Allah dostlarından hangisinin hayatını incelesek istinasız hepsinin sahip oldukları bu yüksek değerlere ancak Sabır Sebat ve sadakat ile ulaştıklarını görürüz.

Bu dün de böyleydi bu gün de böyledir.

Kıyamete kadar da böyle olacaktır.

Biat Allah'a ve Rasulüne teslimiyettir.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:45

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Ehl-i Beyt'i Sevmek

Mektubumuzun bu bölümünde Ehl-i beyt'in faziletiyle ilgili hadisleri nakletmek istiyorum. Ibn Abdülberr'in rivayetine göre Peygamber sav Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Ali'yi seven beni sevmiş olur. Ali'ye Bugz Bugz eden bana etmiş olur. Ali'ye eziyet eden bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allah'a eziyet etmiş olur." (Ahmed el-Müsned 3 / 483 İbn Hibbân es-Sahîh nr. 6923)

Tirmizî ve Hâkim'in Büreyde ra'den yaptığı rivayete göre Peygamber Efendimiz sav şöyle
buyurmuştur:


"Allah bana dört kişiyi sevmemi emir buyurdu ve kendisinin de onları sevdiğini söyledi.

Sahabe-i Kiram:

- Ey Allah'ın Rasulü onların isimlerini bize bildir dediler. Peygamber Efendimiz

- Ali onlardandır buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı. Daha sonra şu isimleri saydı:

- Ebû Zer Mikdâd ve Selmân'dır. "(Tirmizî nr. 3718; İbn Mâce nr. 149; Ahmed el-Müsned 5 / 356)

Taberânî ve Hâkim'in İbn Mes'ud ra'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah sav şöyle buyurdu:

"Ali'ye bakmak ibadettir." (Taberanî el-Kebir 18/109; Hakim el-Müstedrek nr. 4681)

Buhari ve Müslim'in rivayetine göre Bera ra bir defasında Hz. Hasan'ı Peygamber Efendimiz'in omuzunda görmüş. Resulullah Efendimiz torunu için şöyle dua etmiş:

"Allahım ben onu seviyorum sen de sev!" (Buhârî Fezâil 22; Müslim Fezâil 54; Tirmizî nr. 3783)

Buharî'nin rivayetine göre Hz. Ebu Bekir r.a. Peygamber Efendimiz'in Hz. Hasan ile beraber minbere çıktığını bir Hz. Hasan'a bir de cemaate bakarak şöyle dediğini rivayet eder:

"Benim oğlum bu çok değerli biridir. Umulur ki Allah onunla müminlerden iki Topluluğu barıştırır." (Buhârî sulh 9; Tirmizî nr. 3773; Ebu Davud nr. 4662)

Tirmizî Usame b. Zeyd r.a. 'den şöyle rivayet eder:

Bir defasında Resulullah sav'i gördüm kucağında Hasan ile Hüseyin ra vardı. Onlara şöyle dua buyurdular:

"Bu ikisi hem benim hem de kızım Fâtıma'nın oğullarıdır. Allahım ben bu ikisini seviyorum. Sen de onları sevenleri sev." (Tirmizî nr. 3769; Makdisi el-Muhtâre 4 / 94)

Tirmizî Enes b. Mâlik'ten şöyle rivayet eder:

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:45

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
"Resulullah s.a.v. 'e:

- Ehl-i Beyt'in içinde sana en sevimli olan kimdir diye sordular. Efendimiz buyurdular ki:

- Hasan ve Hüseyin'dir. "(Tirmizî nr. 3772; Ebû Ya'lâ el-Müsned nr. 4294)

Mesver b. Mahreme'nin rivayetine göre Peygamber s.a.v. Efendimiz şöyle buyurdu:

"Fatıma benden bir parçadır. Ona buğzeden bana buğzetmiş olur."

Hakim Ebu Hüreyre ra'den şöyle rivayet eder:

"Nebi s.a.v. Hz. Ali'ye şöyle dedi:

- Fâtıma'yı senden daha çok seviyorum fakat sen yanımda ondan daha değerlisin. "(Nesâî es-Sünenü'l-Kübra nr. 8530 8531; Taberanî el-Evsat nr. 7675)

Hz. Aise ra'den yapılan rivayete göre o şöyle anlatır:

"İnsanlar Rasulullah sav'e hediye vermek için Efendimiz'in Âişe'nin yanında kalacağı günü gözler ve bu yolla Rasulullah'ı memnun etmek isterlerdi." (Buhârî Hibe 7; Müslim Fezâil 59)

Yine Hz. Aise r.a. şöyle anlatır:

"Peygamberimiz'in hanımları iki gruba ayrılmışlardı. Bir grupta ben Hafsa Safiyye ve Sevde vardı. Diğer grupta ise Ümmü Seleme ve Rasulullah'ın diğer hanımları yer almaktaydı. Ümmü Seleme'nin tarafında yer alan hanımları Ümmü Seleme'ye gelerek Resul-i Ekrem ile konuşmasını ve insanlara hanımlarından istedikleri herhangi birinin evinde hediye verebileceklerini söylemesini istediler.

Ümmü Seleme r.a. Peygamberimiz ile konuşarak bu İsteklerini bildirdiğinde Rasulullah sav kendilerine şöyle buyurdu:

- Bana aise konusunda eziyet etmeyin. Zira bana Âişe'nin dışında hiçbir kadının yanında yatarken vahiy gelmemektedir.

Ümmü Seleme r.a. de:

- Sana eziyet etmekten Allah'a sığınırım demiştir.

Sonra Peygamberimiz'in hanımlarından Ümmü Seleme tarafında yer alanlar Rasulullah sav'in kızı Hz. Fâtıma'yı çağırarak bu hususu Allah Rasulü'ne açmasını ve hanımlarının Hz. Aise konusunda eşit davranmasını talep ettiklerini ona bildirmesini isterler. Hz. Fatıma Peygamber Efendimiz'le görüştüğünde Efendimiz kendisine sorar:

- Sevgili yavrum benim sevdiğimi sen de sevmez misin?

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:46

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Hz. Fatima

- Elbette severim diye cevap verince Peygamberimiz de ona:

- Öyleyse Âişe'yi sev buyurur. (Buhârî Hibe 8; Müslim nr. 2442; Nesâî 7 / 65)

Hz. Aise r.a. 'den şöyle rivayet edilir:

"Rasulullah'ın hanımları içinde Hatice'yi kıskandığım kadar hiç kimseyi kıskanmadım. Halbuki kendisini görmüş değilim. Fakat Peygamberimiz onu çokça anardı. Bazen bir koyun keser onu parçalara ayırır ve onları Hatice'nin Dostlarına gönderirdi. Hatta bazen kendisine:

- Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yok mu diye çıkıştığım olurdu. O da bana:

- Hatice şöyleydi Hatice böyleydi! Hem benim çocuklarım ondan oldu diyerek onu bana anlatırdı. "(Buhârî Menâkıbü'l-Ensar 20; Tirmizî nr. 2017)

Ebu ra'den rivayet edildiğine göre Rasulullah sav Said şöyle buyurdu:

"Ailem konusunda bana eziyet eden kimseye karşı Allah'ın gazabı kabarır." (İbn Adi el-Kâmil 6 / 302; Münâvî Feyzü'l-Kadir 1 / 515)

Hâkim'in Ebu Hüreyre ra'den rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Hayırlınız "Sizin en benden sonra aileme en iyi davrananızdır." (Hakim el-Müstedrek nr. 5359; Ebu Ya'lâ el-Müsned nr. 5924)

Ibn Asâkir'in Hz. Ali ra'den rivayet ettiğine göre Rasulullah sav şöyle buyurmuştur:

"Kim Ehl-i Beytime yardım elini uzatırsa kıyamet günü ben ona yeterim." (İbn Asâkir Tarîhu Dımaşk 45/303; Münâvî Feyzü'l-Kadir 6 / 172)

Ibn ADI VE Deylemî'nin Hz. Ali ra'den yaptığı rivayete göre Peygamber sav Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Sırat Köprüsü üzerinde ayağı en sağlam basanınız Ehl-i Beytime ve ashabıma karşı en fazla sevgi besleyeninizdir." (İbn Adi el-Kâmil 6 / 302; Münâvî Feyzü'l-Kadir 1 / 148)

Allahım! Fatıma oğulları hürmetine bana son nefesimde iman nasip et. Eğer benim duamı geri çevirirsen de beni Peygamber Efendimiz'in AİLESİNİN yanından ayırma.

Ehl-i Sünnet'in Ehl-i Beyt Sevgisi

Ehl-i Beyt sevgisi Ehl-i Sünnet'in asıl sermayesidir. Ehl-i Sünnet mensuplarını Hz. Ali'yi sevmemekle suçlayan ve Hz. Ali'yi sevenlerin sadece Rafizîler olduğunu iddia edenler ne kadar cahil ne kadar bağnaz kimselerdir! Hz. Ali'ye sadece sevgi beslemek Rafizîlik değildir; Rafizîlik Hz. Ali dışındaki üç halifeye karşı tavır almaktır. Sahabeye tavır almak da dinen yerilmiştir.

İmam Şafii rh.a. söyle der:

"Muhammed sav'in ailesini sevmek eğer Rafizîlikse insanlar ve cinler şahit olsun ben Rafizîyim."

Yani Peygamberimiz'in Ehl-i Beyt'ini sevmek Rafizîlik değildir. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz'in Ehl-i Beyt'ini sevenler Ehl-i Sünnet'tendir. Onlar gerçek anlamda Ehl-i Beyt taraftarlarıdır.

Kısacası Ehl-i beyt'i sevmemek Haricîlik sahabeye cephe almak da Rafizîlik'tir. Buna karşılık bütün sahabeye karşı hürmet duymakla beraber Ehl-i Beyt'i sevmek de Sünnîlik'tir.

Sonuç olarak Sünnîliğin temeli Sahabe sevgisi üzerine kuruludur. Aklını kullanabilen insaf sahibi bir kimse Sahabe-i Kirami sevmek yerine onlara nefret duymayı tercih etmez. Aksine Peygamberimiz'e olan sever sevgisi nedeniyle onların hepsini.

Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

Beni sevdiği için "Ashabımı yedi sever. Onlardan nefret eden de benden nefret ettiği için nefret eder." (Tirmizî nr. 3862; Ahmed el-Müsned 4 / 87; 5 / 54 57).

Ehl-i Sünnet'in Ehl-i Beyt'i sevmediği nasıl düşünülebilir? Oysa Ehl-i Sünnet'e göre onlara muhabbet İmanın bir parçası kabul edilmiştir. Son nefeste iman selameti Ehl-i Sünnet'e göre bu sevginin ne kadar Köklü olduğuna bağlıdır.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:46

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Ehl-i Beyt Sevgisinin Faydası

Bu fakirin değerli babası çoğu zamanlar Ehl-i Beyt sevgisini teşvik ederdi. O hem Zahiri ilimlere hem de batınî ilimlere vakıf bir kimseydi. Kendileri Ehl-i Beyt sevgisinin son nefeste iman selameti açısından önemli rolünün olduğunu söyler ve buna çok önem verilmesi gerektiğini ifade ederdi.

Babamın ölüm hastalığında yanında bulunuyordum. Son nefeslerini vermeye başlayıp bu dünyayla alakasını keseceği zaman kendisine bu sözlerini hatırlattım ve bu sevgiyi açıklamasını istedim. O bu hal üzereyken "Ben tepeden tırnağa Ehl-i Beyt sevgisine dalmış durumdayım şimdi bu nimetin şükrünü eda ediyorum." Buyurdular.

Ehl-i Beyt sevgisi Ehl-i Sünnet'in en temel sermayesidir. Sünnîliğe karşı çıkanlar bu hususun farkında değildir. Onlar Ehl-i Sünnet'in dengeli sevgisinden habersizdirler. Bunlar kendilerine aşırılık tarafını seçtiklerinden aşırılığın dışında sadece azlığın olduğunu zannediyorlar. Bilemiyorlar ki aşırılıkla azlık (ifratla tefrit) arasında bir de denge (itidal) yolu vardır; bu ise hakikatin ve doğruluğun merkezidir. Işte bu merkez nokta Ehl-i Sünnet'in nasibi olmuştur. Allah Ehl-i Sünnet'in bu tutum ve gayretini mükafatlandırsın.

Bu konuda aşırılıktan ve azlıktan Allah'a sığınırız. Rafızîler muhabbetteki aşırılığa varan tutumlarından dolayı üç Halife ve Diğer sahabeye cephe almayı Hz. Ali'yi sevmenin şartı kabul etmişlerdir. Insaf etmek gerekir. Bu nasıl muhabbet ki gerçekleşmesi için Peygamber Efendimiz'in vekillerine cephe almak sahabeye dil uzatmak gerekiyor!

Ehl-i Sünnet'in Sahabe-i Kirama Karşı Tutumu

Ehl-i Sünnet ile karşıtları arasında şu iki temel fark vardır: Birincisi Ehl-i Sünnet dört halifenin de halifeliğinin hak olduğuna inanıyor. Çünkü sahih bir rivayette Peygamber Efendimiz sav Allah'ın kendisine gayptan bildirmesi suretiyle şöyle buyurmuştur:

"Benden sonra halifelik otuz senedir." (Tirmizî nr. 2226; Ebu Davud nr. 4646; Nesâî el-Kübra nr. 8155).

Hadis-i şerifte belirtilen otuz yıllık bu süre Hz. Ali'nin halifeliğiyle son bulmuştur.

Bu hadis gereğince dört halifenin her birinin halifeliği hak olmak durumundadır. Ayrıca halifelik sırası da hakka uygun olmak durumundadır. Muhalifler üç halifenin halifeliğinin hak oluşunu inkar etmekte ve onların halifeliğini sülalecilik ve zorbalığa yormaktadırlar. Onlar hakikatte Hz. Ali'den başkasını imam kabul etmezler.

Ikinci temel fark da şudur: Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat Sahabe arasında yaşanan tartışmaları ve görüş ayrılıklarını iyi sebeplerle gerekçelendirir ve iyi niyetle yorumlar. Bu tartışmaların heva ve hevesten ileri geldiğini düşünmezler. Zira onlar Peygamber Efendimiz sav'le olan sohbetleri sayesinde nefsleri arınmış kalplerindeki kin ve hile gibi kötü düşünceler temizlenmiştir.

Sonuç olarak sahabenin her birinin kendine göre bir görüş ve içtihadı olup onun müçtehit de kendi içtihadıyla amel etmek mecburiyetinde olduğundan zorunlu olarak aralarında bir kısım tartışmalar yaşanmıştır. Kendi görüşlerine göre hareket etmesi onlar için doğruydu. Bu bakımdan onların bir şeye Muhalefeti de uygun görmeleri de heva ve Heves etkisiyle değil hak ve hakikat çerçevesinde gerçekleşmekteydi.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:47

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Ahiret İçin Çalışmak

Hak Celle ve Alâ'yı arzu etmek ahireti arzu etmektir. Allah Teâlâ ile BULUŞMAK ahirette vaat edilmiştir. Rızanın Kemali de aynı şekilde ahirete bağlıdır. Dünya Cenab-ı Hakk'ın buğzettiği ahiret ise razı olduğu yerdir. Öyleyse buğzedilene iltifat etmemek gerekir. Şu halde razı olunana sırt çevirmek tam bir aptallıktır. Allah Teâlâ'nın çağırdığı ve razı olduğu şeyin tersini yapmaktır. Cenab-ı Hakk'ın şu buyruğu bu manayı ifade etmektedir: "Allah Selamet yurduna çağırıyor." (Yunus 10/25).

Allah Teâlâ ısrarla ve vurgulu bir şekilde ahireti teşvik etmektedir. Ashab-ı Kiram'ın hepsinin ahiret düşüncesine Düşkün olduklarını ve onun azabından dolayı korkup titrediklerini biliyoruz.

Hz. Ömer r.a. bir kişinin evine uğradı. Biri şu ayeti okuyordu: "Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olacak bir şey yoktur" (Tûr 52/7-8).

Hz. Ömer r.a. bu ayetleri işitince bayılarak bineğinden düştü. Kaldırıp evine götürdüler. Bu halin açýsýndan dolayı uzun bir süre hasta kaldı. O kadar ki insanlar ziyaretine bile gelmişti.

Nübüvvet ve Velayet

Bir takım kimseler yanlış bakışları sebebiyle velayetin peygamberlikten üstün olduğunu söylemişlerdir. Özün özü olan dinin hükümlerini de kabuk olarak değerlendirmişlerdir. Ne yapabilirler ki onlar sadece dinin şeklini görebilmişler; dinin özünden kabuğu dışında hiçbir nasipleri olmamıştır. Peygamberlerin Halkla olan Münasebetleri sebebiyle nübüvveti eksik görmüş onların bu münasebetini Sıradan halkın münasebeti gibi düşünmüşlerdir. Münasebeti Hak teâlâ ile olan velayeti bu münasebetten üstün tutmuş ve velayetin peygamberlikten üstün olduğunu söylemişlerdir.

Velayet mertebesinde olduğu gibi Yükseliş zamanı nübüvvet kemalâtındaki teveccühün de Hak Tealâ'ya doğru olduğunu bilememişlerdir. Hatta velayet mertebesinde nübüvvet makamında olan bu sonuçtan Yükseliş ve kemalâtın ancak sureti bulunabilir. Nübüvvetteki iniş (halk ile ilişki ve Tebliğ) zamanı halka olan teveccüh velayetteki gibidir. Şu kadar var ki velayette dış halka yönelmiş iken Batin Hak Tealâ'ya yönelmiştir. BATININ Nübüvvette ise Zahir ve her ikisi de halka yönelmiş durumdadır. Bu makamın sahibi bütün gücü ile halkı Hak Tealâ'ya davet etmektedir.

Nübüvvetin halk ile ilişkisi ve Tebliği velayetinkinden daha olgun ve mükemmeldir. Bazılarının sandığı gibi onların halk ile olan Münasebetleri Sıradan insanların münasebeti gibi değildir. Zira peygamberler daha ilk adımda ağyarla ilgilenmeyi terk etmişler bunların yerine halkın yaratıcısı ile ilgilenmeyi elde etmişlerdir. Bu büyüklerin halk ile olan ilişkileri halkın hidayeti ve irşadı içindir. Halk ile ilgileri onları yaratıcısına götürmek Mevla Tealâ'nın razı olduğu şeyleri onlara göstermek içindir. Elbette halk ile olan bu tür bir münasebet yani halkı Hak Tealâ'nın dışındakilere Kulluk etmekten kurtarmak kendi nefsi için Hak Sübhanehu'ya yönelmiş bir kimsenin yaptığından üstündür.

Mesela bir kimse Allah'ın Tealâ'yı zikirle meşgul iken bir Ama bu esnada ortaya çıksa ve ayağının önündeki Çukura atmak üzere olsa bunu gören kimsenin zikre devam etmesi mi yoksa âmâyı tehlikeden kurtarması mı faziletlidir? Elbette ki âmâyı kurtarmak zikirden daha üstündür. Zira Allah Tealâ'nın ne ona ne de onun zikrine ihtiyacı vardır. Amanın ancak ona ihtiyacı vardır ve onu bu durumda kurtarmak gereklidir. Hele de bu kurtarma işi onun görevi ise bu durumda onu kurtarmak zikrin kendisi olur. Zira bu Allah Tealâ'nın emrini yerine getirmektir.

Zikirle meşgul olmak bir hakkın ifa edilmesi yani Mevla Tealâ'nın hakkını yerine getirmek demektir. Gözetmekle görevli olduğu kimseyi kurtarmakta ise iki hakkın yerine getirilmesi vardır. Biri kul hakkı diğeri ise Mevla Tealâ'nın Hakkıdır. Hatta âmâyı kurtarmak yerine zikirle meşgul olmak masiyet bile sayılabilir.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:47

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Tasavvufa İntisap

Hak yolunu tutmuş olan Salik öncelikle sağlam bir itikada sahip olmalı sonra da dinin emirlerini yerine getirmelidir. Amel ve itikatla ilgili bu iki kanada sahip olduktan sonra ilahi yakınlık basamaklarında yükselmeye yönelerek karanlık ve aydınlık Geçitleri yolları aşmaya talip olur.

Ancak bilmek gerekir ki bu Yükselme ve menzilleri asma Kamil ve mükemmil (kemale erdirmeye Yetkin) bir şeyhin teveccühüne bağlıdır. Bu özellikteki Mürşit yolu bilen ve ona ulaştıran Nazari kalp hastalıklarına şifa teveccühü ise sevilmeyen çirkin Ahlakı söküp atmaya yardımcı biridir.

Salik önce mürşidi ARASIN. Hak Tealâ'nın Fazlı ile onu tanırsa onu tanımanın büyük bir nimet olduğuna inanarak ondan ayrılmasın ve bütün tasarruflarında ona uysun.

Şeyhülislâm el-Herevî demiştir ki: "İlahi! Veli kullarını nasıl bir özellikte yarattın ki; onları tanıyan seni bulmakta ve seni bulamayan onları tanıyamamaktadır!"

Arzu ve İsteklerini mürşidinin arzu ve istekleri içinde bütünüyle yok etmelidir. Tüm arzularından kendisini arındırmalıdır. Mürşidinin hizmetinde Himmet halkasına bağlanmalı var gücüyle çalışmalı ve asıl mutluluğun burada olduğuna inanarak onun emrettiği her şeye sımsıkı sarılmalıdır.

Tabi olunan mürşid salikin kabiliyetine uygun olanın zikir olduğunu görürse Zikri emreder; teveccüh ve murakabenin uygun olduğunu görürse bu ikisine yönlendirir. Yalnızca Sohbetin yeterli olduğunu bilirse o zaman sohbeti emreder.

Emirler Yasaklar ve Yükselme

Ameller ikiye ayrılır: Emirlere sarılmak ve yasaklardan kaçınmak. Emirleri yerine getirme hususunda Meleklerle insanlar ortaktır. Yalnızca emirleri yerine getirmekle Yükselme mümkün olsaydı melekler de ilerlerdi.

Yasaklardan kaçınmak ise insanlara sahip kılınmıştır. Bunun Meleklerle ilgisi yoktur. Çünkü onlar bizzat korunmuş oldukları için emre aykırı hareket etme gibi bir durumları yoktur ki Muhalefet etmeleri yasaklansın. Bundan dolayı Yükselme ve ilerleme amellerin bu kısmının yani yasaklardan kaçınma kısmının yerine getirilmesine bağlı kılınmıştır.

Işte bu yasaklardan kaçınma hususu nefse muhalefetin ta kendisidir. Zira dinin hükümleri nefsanî arzuları yok etmek ve çirkin adetleri engellemek için gelmiştir. Ya Yapısı haram işlemeyi Çünkü nefsin ya da harama götüren fuzuli mübahlar işlemeyi gerektirir. Dolayısıyla fuzuli mübahlardan kaçınmak da nefse Muhalefet demektir.

Mesmerize 05 Şubat 2025 01:48

Yanıt: Tasavvuf Nedir , Nasıl Bir Yoldur?
 
Allah'tan utanmak

Akıllı olan kişiye düşen Sermayesi olan Ömrünün sayılı günlerini Allah Tealâ'nın razı olduğu yerlerde sarf etmektir. Kulun Mevlâsı davranışlarından razı ve hoşnut değilse hayattaki sefanın ne anlamı olabilir? O zaman hayattan tat almak mümkün müdür?

Hak teâlâ bütün ve parça tüm halleri bilmektedir. Her yerde hazır ve her işimizi gözetlemektedir. O halde Allah'tan haya etmek gerekir. Mesela ayıp ve çirkin işler işlenirken Allah'ın yaratıklarından birinin gördüğü zannedilse o ayıp ve çirkinlik asla işlenmez. O mahlukun ayıpları görmesi kesinlikle istenmez.

Bu çok garip bir durumdur! Bu nasıl bir beladır ki insanların çoğu Hak Tealâ'nın var olduğunu kalplere sinelere ve sırlara muttali olduğunu bildiği halde Allah'tan korkmaz. Yasaklanan davranışlarla ilgisini kesmez ve bunu önemsemez!

Bu nasıl bir müslümanlıktır ki; onların nezdinde bir mahlukun itibarı kadar Hakk'ın itibarı yoktur! Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız.

Zikir ve Tesbihatın Önemi

Peygamber Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: "Cennet boş bir arazidir. Oraya fidan dikmek 'sübhânellâhi ve'l-hamdülillâhi ve La İlahe illallâhu vallâhu ekber (Allah'ı tesbih ve tenzih ederim hamd Allah'a aittir. Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah en büyüktür) 'tesbihini okumakla olur. "(Tirmizî nr. 3462; Taberânî el-Evsat nr. 4170; el-Kebir 10/173; Ebu Nuaym Hilye 9 / 276).

Bir başka hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmuşlardır: "Her kim 'sübhânellâhi'l-azim ve bi-hamdihî (Yüce olan Allah'ı tenzih ve O'na hamdederim)' zikrini okursa onun için cennette bir hurma ağacı dikilir." (Tirmizî nr. 3464 3465; Hakim el-Müstedrek nr. 1847).

Görüldüğü üzere Cennetteki ağaçlar yapılan tesbihin neticesidir. Aynı şekilde cennette olan her şey salih amellerin neticesidir. Bundan dolayı Cennetteki nimetlere ulaşmak ve onlardan Tatmak hiç şüphesiz çok değerlidir ve Allah Tealâ'nın hoşuna gider. Hak Tealâ'ya kavuşma vesilesi olur.

Dostlarıyla uğraşmak

Sakın Allah dostlarından birini kötülemeyesin! Kitap ve Sünnet'ten öğrendiğin kırık dökük bilgilere dayanarak onlara muhalif olmayasın. Unutmayasın ki; onlar ayet ve hadislerin manalarını senden ve senin gibilerden çok daha iyi bilir ve daha iyi anlarlar. Zira onların akılları marifetullah nuruyla Rasulullah'ın sünnetine fazlasıyla aşina olmaları yakin ve İhlas hasletlerine sahip olmaları sayesinde aydınlanmış kimselerdir.

Sen ey Zavallı tembel! Karnının ve uçkurunun arzularıyla uğraştığın sırada dine dair bir parça bilgi sahibi oldun diye şımarıyor bu sayede kendini büyük alimler arasında görüyorsun. Sahip olduğun bu bilgilerle kendini basiret sahibi ve meselelerin künhüne vakıf önceki alimlerle eşit olduğunu zannediyorsun.

Eğer nasihat istiyorsan aklının erdiği işlerle uğraş! Her bakımdan senden daha üstün olan iyi niyetli kimselerin işlerine Karisma! Kartalların avına ortak olmak serçenin yapabileceği bir iş midir? Serçenin küçük taneciklere alışmış kursağı büyük lokmalarla beslenen kartalın kursağı gibi olabilir mi!


Forum saati; Türkiye'ye göre ayarlanmış olup, şu an saat: 14:25.

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.
Navbar with Avatar by Motorradforum